Acziyet Manifestosu

Gece Gündüz
A A

Sayılı günlerinin dolmasını bekleyen bir idam mahkûmu gibi bekliyorum. Gerçekleşmemiş olan bir ayrılığın gününü beklemek bu, körü körüne.

Bekleme salonunda unutulmuş bir hasta, kayıp eşya dolabından; değersizliğinden dolayı geri dönülüp alınmamış bir kalem gibi hissediyorum. Sen dönüp almıyorsun, ben seni yazıyorum.

Araf’tayım, griyim.

Sonunu bildiğim, hatta senin bildirdiğin bir ayrılık manifestosuyum. Biteceği günü görmemek için zamanı durdurmaya çalışmak gibi âcizane çabalarım oldu. Zaten elim kolum küçük; yetişemiyor, yetemiyorum. Durduramam Ay ve Dünya’nın raksını. Durduramam zamanı. Zamanın durmayışına ağlıyorum, ellerimin küçük oluşuna ağlıyorum. Sonra bir kozalak takılıyor gözüme; orman, reçine kokusu, topraktaki ayak izin… Geçmişe sarıyor beynim. Yüzümde belirmeye kararsız gülüş, arka bellekten çağrılan anı derken bir de ona ağlıyorum.

Neden içeride durmaz ki bu tuzlu su damlacıkları? Hem nereden biliyorlar, duyumsanan acıyla birlikte eş zamanlı olarak akmaları gerektiğini?

İçimde bir deniz var sanki. Sana dolmakla bitmeyen. Sen içimi kazdıkça boşalttıkça daha da derinleşen. Acıdan bir tuz, akıl hastanesi yapılmak için açılmış bir çukur. Temelini sözlerinle attığın. “Bir gün ayrılacağız, bunun sonu yok…” diyerek oluşturduğun bir inşaat çukuru.

Kalp kaybolunca aklını da kaybeder insan. Bu yüzden hep delik deşik senli temellerim. Ne gün öleceğini bilmemek kadar keskin hatlara sahip bir belirsizlik; fakat doktorun “1 ay yaşamaz.” kanısı kadar can yakıcı bir bekleyiş.

Gittiğin gün; önce kalbimi, ardından aklımı uğurlayacağım ardın sıra. Saçlarımı uzatmamı sen istemiştin. Saçlarımı kazıtacak ve onlardan da kurtulacağım. En dibinden keseceğim tırnaklarımı. Yarım aklımla bir başkasının gönül evine tırnaklarımla temel kazmamak adına… Sonra mı? Sonrası saçsız, tırnaksız bir aklıevvel ve solundan olmuş bir sonum!

Fatma Hilal Kantarcıgil

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...