Mutlu’nun Gökkuşağı

Gece Gündüz
A A

Mutlu’nun Gökkuşağı

Mutlu 15 yaşında hayallerini babasının kâğıt sevdası ile toprağa gömmüş bir çocuktu. Lakin hayal kurmaktan asla vazgeçmeyen bu genç, bir gün hayalini gerçekleştirip o resim galerisini açmak niyetindeydi. Babası Mehmet, onu okuldan almış ve ayakkabı boyası sandığını eline tutuşturup küçük bedeniyle para kazanmasını istemişti. Belki de Annesi vefat etmemiş olsaydı okula gidip hayallerini törpülüyor olacaktı. Hayat ona erken yaşta toprak kokusunu öğretmişti. Mutlu perşembe akşamı tuttuğu takımın maçını izleyip eve geç kaldı. Babasının uyumuş olması için dua ediyordu.

Kapıyı yavaşça açtı, karşısında babası vardı.

“Neredeydin, saate bak, bugün işi de yarım bırakmışsın. Seni Ahmet’in oğlu görmüş, kahvede zaman geçir diye mi seni besliyorum!” deyip elini duvara dayadı.

Mutlu hiçbir şey demeden odasına gitti. Üzülmüştü, duvarı izleyip derince düşündü. Bir baba oğluna maç izlediği için kızar mıydı, aksine beraber izleyip tebessümler saçarlardı. Gözyaşlarını tutamadı, bir gün adı gibi uyumak, tebessümden yorulmak, sevgiye sarılmak hayaliyle, boyalı elleri ile yastığına kocaman sarılarak uyudu.

Gün ağardığında babasının yaptığı gürültüye uyandı. Babasıyla her sabah domates, az peynir ve 1 tane yumurta ile kahvaltı yapıp işe gitmek adına yola koyuluyordu. Mutlu babasına küs değildi, o dünde kalmıştı ve günün aydınlığı ile güneşe tebessümünü göndermekten de geri kalmadı.

Boya sandığı ellerinde sallanırken bir yandan da etrafı gözlüyordu. Sonunda çiçekçinin karşısındaki kaldırımı günü geçireceği yer olarak belirledi. 3 saat içerisinde 4 günlük kazanç sağlayıp mutlu olmaya başlamışken; çiçekçiye giren, yeşil gözlü, okul çantalı kıza gözleri değdi. Kız akşama değin oradan ayrılmadı. Mutlu da gözünü kırpmadan akşama kadar kaldırımdan ayrılmadı. Hava epey soğuktu fakat Mutlu’nun kalbi sıcaktı. Bu durum ısısını dengeliyordu. Aşk; ilk bakışta kalbi kalbe kör düğüm yapmaktır. Hayatında ilk defa âşık olduğu için ne olduğunun tanısının farkına varamadı, tek bildiği şey gözlerinin onu görmek istediğiydi. Kız ellerinden papatyaları bir an olsun bırakmıyordu, koklayıp annesine bir şeyler anlatıyordu. Mutlu adını bilmediği o kızın adını Papatya koydu. Çiçekçinin kepenkleri indiğinde o da evine gitti. Mutlu, mutluydu. Gökyüzünün mavi olduğunu öğrendi, uyuyup hemen uyanmak istedi. 4 gün boyunca çiçekçinin karşı kaldırımında oturup işini yaptı. Lakin o gün gökyüzü ağlamak istiyordu, mutlu ilk defa çok sevdiği yağmurun yağmasını istemedi. Yağmur demek, o kaldırımdan uzaklaşmak, Papatya’dan uzaklaşmak demekti. Yağmur bardaktan boşanırcasına yağmaya başladığında bile inatla kalkmadı. Bu durumu gören Papatya’nın annesi gel derecesini elini salladı. Mutlu ne yapacağını bilemeden, yavaş adımlarla çiçekçiye girdi. Tebessüm ile karşılaştı. Ellerinin boyasını görmelerini istemiyordu. Aslı Hanım, durumu anlayıp lavaboya götürdü. Daha sonra yiyecek bir şeyler söyledi, beraber bir şeyler yediler. Mutlu hayatını anlattı. Aslı Hanım üzülse de belli etmedi.

“Oğlum, bu yaşta çalışmak da ne? Akranların okula gidiyor.” dedi ve bu sırada içeri kızı girdi. Aslı Hanım kızına sıkıca sarıldı.

“Hoş geldin Gökkuşağı” dedi.

Mutlu elindeki ekmeği masaya indirdi. Papatya olarak benimsediği kızın adının Gökkuşağı olduğunu öğrenip tebessüm etti.

Evet, Mutlu’nun en çok gördüğü renk; siyahtı. Fakat bir Gökkuşağı’na âşık olmuştu.

Üzerine aşk bulaşmış ve aşk kokuyordu. Ertesi gün kahvaltı yapmadan sokağa düştü. Gökkuşağı’nın okuluna gidip okul çıkışına kadar bekledi.

“Hadi tut yüreğimden, al götür nereye istersen. İstersen bir lunaparka istersen bir mezarlığa, mutluluğum da mutsuzluğum da senden olsun.”

Gökkuşağı kapıdan çıkarken Mutlu’nun tebessüm yüklü yüzü ile karşılaştı. Yol boyunca hayata, hayallere yönelik sözcükler ve muhabbetler havalarda uçuştu. İkisi de mutluydu, bir bankta oturup muhabbetlerini oturarak sürdürdüler. Bir yandan da bir kedi, Mutlu ve Gökkuşağı’nın arasına girmeye çalışıyordu. Buna dayanamayan Gökkuşağı kediyi kucağına alıp sevdi.

Mutlu ve Gökkuşağı iyi anlaşıyorlardı.

Mutlu ellerini sıktı, ağzından düşecek kelimeleri vardı ve buna engel olmadı “Biliyor musun, senden önce gülmek nedir bilmiyordum. Ağlayıp rahatlıyordum. Dünyadaki tek rengin siyah olduğunu düşünüyordum, ben siyahı seviyordum. Bu dünyada mutluluğun olmadığını düşünüyordum, meğerse varmış. Siyahı seven ben, gökkuşağına nasıl âşık oldum.”

Gökkuşağı’nın yanaklarının pembeleşmeye başladığını görünce ayağa kalktı.

“Hadi gidelim, çiçeklere seni gösterip kıskandıralım.”

“O nasıl olacak?”

“Elbette onların da anlaması gerekiyor, onlardan daha güzel olan sensin.”

Herkesin bir ilki vardır, kimisinin bir bankta kimisinin bir durakta kimisinin ise başka bir yerde. Mutlu Gökkuşağı için elinden gelen her şeyi yapıp, kalbindeki odaya yerleştirip huzurlu şekilde nefes alacağı bir aile oluşturmak için elinden geleni yaptı. Seven her şeyi yapar, sevmeyen ise kaçar.

Bir gün eski günleri düşünen Mutlu, evladını tuttuğu gibi o ilkine götürdü.

“Olcay oğlum, işte annene ilk iltifatı burada etmiştim. O ise bana cevabını pembeleşen yanakları ile verdi. Hey gidi yıllar, daha dün gibi hatırlıyorum. Hadi gidelim, annen yemeği hazırlamıştır. Azar yemeyelim.”

Eyüp Kaya

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...