Yok Oluş

Gece Gündüz
A A

Yok Oluş

Diş macunu almak için markete gitmem gerekti. Tişört, kot ve Converse giydim. İki gündür dudak kremi bile sürmemiştim. Gözlerimin altı mor ve kırmızı karışımı bir renge dönüşmüştü. Artık aynada kendime bakmaktan nefret ediyordum. Güzel değilim diye bakmak gibi değildi bu, nefret ya da güzel olduğumu duymak ihtiyacı değildi. Aynadaki yavaşça kayboluyordu. Aynadakinin gözleri artık yaşamıyor gibi bakıyordu. Ölü balık gibiydi bakışları. Canı yanıyordu belki ya da yok oluyordu.

Bahçenin kapısı çarptı, irkilerek dışarı çıktığımın farkına vardım. Hava yapış yapıştı, sıcak bunalttı. Havayı güçlü bir şekilde içime çektim. Nefes aldığımı hissetmek için. Nem, sıcak, kalabalık, ışıklar, arabalar, kahkahalar… Hepsine ve geceye karıştım. Markete girdim, küçük bir diş macunu aradım. Sürekli burada, bu şehirde değildim. En azından şimdilik gideceğimi düşünüyordum. Düşünüyorum.. Hayatımdan, bu zorunluluktan birkaç dakika akıversin, gitsin diye salak salak bakarken reyona, yanımdaki erkek “Hayatım bak bu marka da var” dedi. Kadın “Aşkım daha az kimyasal olsun istiyorum” dedi. En fazla kimyasal içeren macunu aldım. Hızla uzaklaştım oradan. Üzüldüm mü? Sanmıyorum. Yalnızlık battı diyebilirim, ben de yirmili yaşlardayım. Bütün umudunu kaybetmiş. Artık burada son demiş, sonu bir türlü yaratamamış bir zavallıyım. Şehirlerden, insanlardan geçmiş, aitlik duygusunu aramış, şehirlerden umduğunu bulamamış, tutup bir adama kendimi adarsam bir yerde kalırım diye düşünmüş küçük bir böceğim… Samsa belki bendir. Belki ben bu çağın Samsa’sıyımdır… Ne büyük yalnızlık, ruhum çürüyor.

Marketten çıktım, bir iki adım sonra esmer, beyaz saçlı, yalın ayak bir adam elinde bastonuyla peçete satan çocukları kovalıyordu. Fazla ilerleyemedi. Tekrar marketin önüne çöktü. Elindeki ayakkabı boyasını ve kutusunu kenara koydu, kahverengi iri gözlerini gördüm. Köşeye geçip, parmağımı ağzıma sokup yediğim her şeyi oracığa kusuvermek istedim. Acımak ya da tiksinmek değildi bu. Anımsamaktı, anımsadım bir şeyleri. İzi kalmışlar vardı. Bir çocuğun hayatı vardı. Bir adamın hayatı vardı. Bir hayatı bırakmış, başka bir hayata ulaşmış bir adamı seven kalbim vardı.. Ulaşamadığım adamın gözleri gibi kocaman gözleri olan bir ayakkabı boyacısı vardı. İkisinin de hayatı zordu belki… Ben, ben olduğum yerdeydim, hayatım zor değildi belki ama durduğum yerde paramparçaydım. Elimi uzatsam tutan yoktu. İçim bomboştu. Ciğerim nefes alırken, delik varmış gibi bir türlü dolmuyordu. Yok oluyordum yavaş yavaş, yok oluyordum. Sevdiğim adam yok olmuştu. Geçmişi onu boğuverip atmıştı geriye, ceset kalmıştı. Gülmeyi unutmuş kahverengi gözler, konuşmaya reddetmiş güzel kalın dudakları…

Kendimi topladım. En azından kusma fikrinden uzaklaştım. Gülen insanların arasından geçtim. Yürüyen insanların arasından, koşan insanların, bağıran insanların, hepsinin yanından, sağından, solundan, hayatlarından geçtim. “Ölmek için güzel bir gece olabilir mi?” diye düşündüm. Başım döndü. Bir an beynim içeride hareket ediyor gibi hissettim. Nerede olduğumu, neden burada olduğumu idrak edemedim. Sallandım, tüm bildiklerim, tüm yaşantım yavaşça yok oluyor gibiydi, bunların hepsini çok kısa sürede hissettim. Yürümeye devam ettim. Odaya girmiştim. Dolabımı ne zaman kapattığımı anlamadım, terliklerimi ne ara kenara koymuştum hatırlamıyorum. Yatağa uzandım tavana baktım. “Tüm bunlar ne zaman bitecek?” diye bir soru yöneltim yukarıya… Sahiden ne zaman son bulacaktı?

Eylül Duman

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...