Ütopya Görünümlü Distopyadan Selam Olsun

Gece Gündüz
A A

Ütopya Görünümlü Distopyadan Selam Olsun

Kırık bir yerlerden yazıyorum bu yazıyı. Ve bu yazı çatlak bir porselen vazonun içine süzülen ışığın ta kendisi. Bu ışık ne ışığın kaynağı ne de vazonun tamamını aydınlatacak güce sahip, yalnızca bir parça ufak bir sızıntı. Ve siz, siz var olmakla yok olmak arasında, kendini gerçekleştirmekle gerçekleştirmemek arasında kalmış, kornişteki perde gibisiniz çünkü ben de öyleyim. Çünkü biz böyleyiz. Kendine insan diyebilen az çok herkes böyle. Ya da bunun gibi, buna yakın bir şeyler…

Sabah uyanıyor, ayaklarınızı odanızın zeminindeki halı, kilim, beton, fayans, tahta… Kısaca envaiçeşitte zemine koyarak, (Ranzanın en üstünde yatıyorsanız envai renkte tavana bakarak) “NEDEN UYANDIM?” sorusunu kendinize soruyorsunuz. Bir kısmınız cevabı bulamayıp geri yatağına dönerken, bir kısmınız da ilerleyen saatlerde varlığının asıl amacını arayacak, bunu ararken aslında bilinçaltında saklı kalmış ayrılıklar, kırgınlıklar, kızgınlıkların da bu sorgulamada ne kadar büyük bir yer kapladığını fark edenler ve fark edemeyenler olarak iki gruba ayrılacaklar.

Bu soruyu geçiştirip okula/işe gidenler başka bir soruyla boğuşmaya başlayacaklar. “NEDEN OKUYORUM/ÇALIŞIYORUM” veya “İSTEDİĞİM YERDE MİYİM?”…

Gün boyu kalabalığın ortasında yalnızlığı en dibine kadar yaşayıp, öğle yemeklerinde, çay saatlerinde muhabbetin çoğunu kaçıracak, sorulan sorulara “Efendim?”, “Anlamadım.” cevaplarını vermenize sebep olanlara boğuşacak, ilerleyen saatlerde de evden hangi yoldan geldiğinizi ya da kendinizi bir anda kapının önünde nasıl bulduğunuzu anlamayacağınız hafıza boşluklarına düşmeye başlayacaksınız. Gündüz kalabalık arasında yaşadığınız yalnızlığa, geceye ait olan tek başına yalnızlık da eklenince, yeni dünya düzeni ya da modern dünya ya da kapitalizm denilen bir ton isim bulacağınız, hatta yaratıcı küfürler ve hoş argolarla destekleyebileceğiniz düzene yenik düşeceksiniz.

Burada sonu aynı olan iki gruba ayrılıyoruz; uykuya dalarak sabah yeniden bu döngüye katılacak olanlar ve benliğini öteleyerek sosyal medyaya akan güruh olarak geceleyecekler…

Bu ikinci gruptakiler; sosyal medya hesaplarından hayatının dostunu, hayatının aşkını, hayatının anlamını bulmaya çalışacak veya gerçek hayatta iletişim kurmakta zorlandığı insanlarla, sohbet gruplarıyla sosyalliğini geliştirmek isteyecektir. Ama bu insanlarla bir masaya oturduğunuzu düşününce hiçbir ortak paydanızın olmadığını fark edeceksiniz… Oysa sosyal medya herkesin yeni kişilikler edindiği, -hatta değiştiriyorum- herkesin bir sürü kişilikler edindiği, her gün başka birini seçip giydiği sanal bir ütopya -ya da bana sorarsanız ve bir incelik yapıp bu yazar bozuntusu fikrini söylesin efendiler derseniz kardeşlerim- sosyal bir distopyadır.

Buraya kadar her şey olağan, her şey monoton, lakin sorun burada başlıyor… Her şeyin kurmaca olduğunu, dostluklarınızın göstermelik ilişkiler olduğunu, aşık olamadığınızı anladığınızda; yani ufacık engellere takılıp oracığa düşüvermenizin sebebinin aslında kurulmuş yeni bir dünyadaki kurgulanmış bir kişilikle yaşadığınızı fark ettiğinizde, her şey çatlak bir vazoya dönüşüyor… Bunu da geçiyorum, gerçek dünyada yaşamadan geçtiğinizi fark ettiğinizde, gece yatağa girip kafanızı yastığa koyduğunuzda “Evet bugün nasıl geçti, kayda değer bir anım var mı?” sorusunu kendinize sorduğunuzda, yukarıdaki monotonluğa hapsolduğunuzu fark edip devamında gelen depresyonu antidepresanlar ve terapilerle aşamayıp, maalesef depresyonun kroniğine saplanıp kalmış hayatların kahramanı oluyoruz.

Acı çekiyoruz. Ciddi anlamda yalnızız. Bu yalnızlık acı vermiyor oysa, anlaşılamamak ve anlayamamak acı veriyor. Gerçek kişiliklerimizi giysi haline getiremediğimiz için. Her türlü iletişimden kaçıp, beklentilerimizi ve kırgınlıklarımızı anlatamadığımız için acı çekiyoruz.

Vazonun içine sızan ışığın bu yazı olduğunu söylemiştim… Ve tek bir soruyla ışığın aslında yazı olmadığını fark etmenizi istiyorum.

Bu acı batağından nasıl kurtulacağız? Cevap ışığın ta kendisi değildir de nedir kardeşlerim…

Eylül Duman

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...