Sudan Çıkmış Balık Gibi Çırpınıyorum

Gece Gündüz
A A

Sudan Çıkmış Balık Gibi Çırpınıyorum

Gecenin bir yarısı okuduğum kitabın arasına elime ilk geçen nesneyi sokuşturup, koşarak bilgisayarı açıp ne yazacağımı bilmeden bakıyorum. Aslında bilgisayara bir şeyler yazmayı hiç sevmem. Onlarca ajandam, not defterlerim, kitap arkasına yazılmış yazılarım vardır. Kalemle kağıdın buluşmasını, o çıkan sesi, o kadar severim ki hala yaşadığımı anımsatır. Zaten yazı yazmaya da böyle başladım içim ölüyordu. Bugün de içim ölüyor sanırım ya da çoktan öldü.

Dört yıldır yaşamadığım bir huzursuzluğu yaşıyorum. Kime anlatsam daha çok büyüyor. Ağlamak istiyorum ama boğazımın orada kalıyor hıçkırıklar. Yalnızlığıma sığınırken yalnızlığımdan nefret de ediyorum. Parmak uçlarım sızlıyor çoğu zaman. Ellerimden gözlerime, gözlerimden tam göğsümün üzerinde toplanan bir nefretle geziyorum. Kimseyi sevemediğim gibi tarafsız da kalamıyorum. Fark edilmiyor değilim, fark ediliyorum, varlığım orada duruyor benimle beraber, diğerlerini de rahatsız ediyor. Onlar da en az benim kadar varlığımdan şikayetçi. Çoğu zaman geceleri uzanıp, ellerimi göğsümde birleştirip tavana bakıyorum. Hiç olmasaydım, var olmasaydım, bugün merdivenlerdeki korkuluğa ellerim dokunmasaydı. Masaya oturmasaydım. Ailemin içinde hiç var olmasaydım, aldıkları oyuncaklara dokunmasaydım. Ailemi sevmeseydim ve onlar beni sevmeseydi. Evden ayrıldığımda annem ağlamasaydı. Babaannem her gittiğimde önüme kışlık elma, yazdan kalmış bir avuç fındığı getirmeseydi. Dizine çenemi yaslayıp onu dinlemeseydim. Kapıdan her girişimde benim kızım gelmiş demeseydi. İlk sevdiğim adam canımı bu kadar yakmasaydı, hiç sevmeseydim, yok olsaydım toz parçacıkları gibi… Güneşli bir kış öğlesinde, pencereden içeri süzülen ışıkta oynaşan toz zerreciklerinden biri olsaydım… Ne olurdu?

Hala böyle acı çeker miydim? Sebepsiz bir acıya saplanıp, kendi içimde kendime ait bir dünya kurup konuşmayı unutur muydum? Çünkü unuttum. Eskiden en azından yastığa kafamı koyduğumda, kurduğum hayaller sayesinde mutlu oluyordum. Son bir yıldır bunu bile yapamıyorum. Ne zaman hayal kuracak olsam, hep aynı diyaloga takılı kalıyorum, ne zaman istediğim şehirde olduğumu hayal etsem odama sıkışıp kalıyorum. Ne zaman bi’ adamı sevdiğimi hayal etsem başkasına gidiyor. Hayallerimi bile başkası kuruyor gibi, başkası yönlediriyor gibi… Sadece fotoğrafa benzer hayaller kurabiliyorum. Olay yok. Diyalog yok. Deniz kenarındayım mesela, rüzgar saçlarımı dağıtmış, gerçekten gülmüşüm, fotoğrafı sevdiğim insanlardan biri çekmiş.

Her an kendi nefesimde boğulacakmış gibi yaşıyorum. İnsanlarla aynı masaya oturamıyorum, otursam da bir anda iletişime geçemiyorum, put kesiliyor dilim vücudum. Sadece şahit oluyorum. İzliyorum. İnsanların gözlerine bakamıyorum, göz göze gelmekten nefret ediyorum. Onların yargılayıp, kesip attıkları konular benim için sonsuza dek üzerinde düşünülecek şeyler. Bir insana karşı gelmek. Kendi fikrini diretebilmek… Uzun süre önce bıraktım bunların hepsini. Sanki bir şey ‘Artık izleyici olacaksın’ dedi. ‘Sadece izleyeceksin, seyredeceksin, yaşamayacaksın. Sessizce yok olacaksın, fark edilsen bile kimse sana dokunamayacak’ dedi. Beni yalnızlığımın içine hapsetti. Şimdi bu yalnızlıktan kaçmak için kitaplara, yazıya, acımasızca beni yok sayacak, mahvedecek aşklara adıyorum kendimi. Ama aşklarımın en önemli özelliği; ne kadar iletişime geçsek de, ne kadar sevsek ve sevdiğimizi iddia etsek de karşımdaki adamların hiçbirinin benim varlığımı kabul etmemeleri. Duygularımı, kırılganlığımı, acılarımı sevememeleri… Çoğu erkek için böyledir bu, kırılmış bir kadın görürlerse ona yaklaşır, tamamen ona kendini adadıklarını hissettirirler. Tertemiz olduklarına inandırırlar sizi. Halbuki biraz zorlasanız ilk kiminle öpüştüğünü, nasıl seviştiğini gururla anlatır, ayrılan kız arkadaşlar da hep o****udur zaten. Ve azıcık kendinizi onlara bıraktığınızda büyük bir zevkle canınızı yakıp giderler. Hayatımın aşkı, beyaz atlı prensim olduğunu iddia edenler, genelde bahsettiğim repliklere takılıp kaldılar. Takılmayanlarsa benim artık duvarlaştırdığım kurallara, dikenli tellerime… Aslında bu duvar ve dikenli teller insanlığın hepsini kapsıyor, bir iki arkadaşım dışında hiç arkadaşlık edinemiyorum. Büyü yapılmış gibi, bir şeyler bir yerde kalmış gibi. Artık ölüm bekleniyor gibi… Yazımı Pevesa ile kapatmak istiyorum…

“Tiksiniyorum bütün bunlardan.
Sözler değil. Eylem. Artık yazmayacağım.”
Cesare Pavese – Yaşama Uğraşı / s.479

Eylül Duman

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...