Sana Hikayeler

Gece Gündüz
A A

Sana Hikayeler

Şimdi kafamı göğsüne yaslıyorum. Kokunu içime çekiyorum. Gecenin soğuğu değil içime işleyen, senin soğukluğun.

“Yanımdayken bile hasretimsin..” sözünün senaryo olduğu filmin fragmanı gibiyiz… Gideceksin. Bitecek. Dalgalı saçlarına bakıyorum böyle kendiliğinden yukarı doğru kıvrılmışlar.. Sakallarına bakıyorum. Kalın dudaklarına… Kocaman hüzünlü kahverengi gözlerine ki gülerken bile onlar hüzünlü bakar. Esmer tenine bakıyorum. Ellerini tutup parmaklarına bakıyorum. Zayıf olmana rağmen onlar hep topacık topacıktı. Sürekli yediğin tırnakların… Gözlerinin şahitleri gibi tırnakların. Hüznün, sıkıntın, hepsini daha o ilk gün otobüste cama kafanı yaslayıp elini çenene dayadığında fark etmiştim. Kulaklıklardan bir şarkı geliyordu. Ve sen o şarkının hikayesi gibi duruyordun. Benim hikayem olacağını hiç düşünmemiştim.

Kampüste kaybolup, fakültemi bulamamıştım, sinirden elim ayağım titriyordu. Aynı yerden belki on defa geçmiştim. Gülerek yanıma gelmiştin. “Nereye gideceksin?” demiştin. Sesini işte ilk o zaman duymuştum.. Ilıman iklimlerin ılık rüzgarı gibi bedenime çarpıp yüreğimi ısıtıvermişti. O gün gülmüştün, zaten sonrasında çok nadir gülecektin. Mutlu olduğunu, hüzünlü olduğunu hiç anlayamazdım, o kadar hızlı geçerdi ki duygular gözlerinden, çoğu zaman azarlanmış çocuklar gibi elim ayağıma dolaşırdı. Sevip sevmediğinden bile emin olamazdım. Konuşmazdın, anlatmazdın hiç, bilemedim neye kızdığını, neye öfkelendiğini, sadece mesaj atardın bir şeyler olduğunda “Nasılsın?” diye. Sana sorduğumda ise hiç kötüyüm demezdin. Konuşmalarımız ilerledikçe küfür ederdin ya odaya, ya dünyaya, ya hayatına, işte o zaman anlardım sinirli olduğunu. Üzülmüşsen annenden bahsederdin, biranda ortasından başlardın konunun, “annem” derdin. Hiç yakınımda durmadın, beraberken bile uzaktaydın başkası varmış gibi. Ama başkası yoktu zaten, yalan da söylemezdin. Hatta bazen insanın canını yakacak kadar dürüsttün. Kavgalarımızda hep “Neden sana bunu anlatmak için uğraşayım?” deyip umursamadığını gösterirdin. Beraber dışarı çıkacağımız günler uğraşır süslenirdim her kadın gibi… Bazen sana “Bu bununla uymamış değil mi?” derdim. “Ne önemi var?” derdin…

Ne önemi var? Ne önemi var? Şimdi bunları anlatmanın ne önemi var? Bir adamın seni hiç sevmeyişini dile getirmenin ne önemi var?

Sessizce giderdin hep. Kavgalardan sonra geri gelmeyeceğini düşünürdüm, “Bu son” derdim. “Burada bitti.” Birkaç hafta sonra kabullenmiş ve acıya alışmış olduğumda çıkar gelirdin. “Nasılsın?” derdin. Kavganın konusunu açarsam bırakır giderdin tekrar. Çoğu zaman yeniden tanışır gibi ürkek ürkek konuşurduk. Eski konuları anımsatacak kelimeleri kullanmamaya çalışarak, çok samimi olamadan. Kırgın ama mutlu, hüzünlü ama umutlu. Benim tersim gibiydin. Ben ürkektim sen cesaretli. Ben kıyamazdım, hemen hemen her şeye üzülür merhamet gösterirdim, sen daha acımasızdın. Ben affederdim, hatta bazen unutmayayım küs olduğumu diye postitlere yazar yapıştırırdım, sen küser siliverirdin insanları. Sen güçlüydün, her darbe seni yıkamazdı, ben paramparça olurdum. Şiirlerde yaşardım ben, sen Bukowski’nin bütün kitaplarını okumuştun. Öyle güzel müzikler bulup dinletirdin ki bir daha aşık olurdum. Ben seni yazdım. Her deftere, kitap köşelerine, altını çizdiğim her cümlede seni okudum. “Doğum günü hediyesi ne istersin” diye sorduğumda “Bira” demiştin. “Çok basit oldu, başka bir şey iste” demiştim. Sende “Bi’ kasa bira” demiştin. Doğum gününde yanında değildim, yine örmüştün duvarlarını. Doğum günümde yanımda değildin yine kapatmıştın kapılarını. Zamanla sana ulaşmak daha da zorlaşıyordu. Yakınlarda mısın, uzaklarda mısın anlayamıyordum. Bırakıp gittin mi yoksa hala yanımda mısın anlayamıyordum. Şimdi de aynı, gidiyor musun, bırakıyor musun anlamıyorum. Anlayamıyorum.

Suratımı avuçlarının arasına alıyorsun bunları düşünürken, “Hadi” diyorsun, “Hadi geç kalacağım”, “İstasyona gitmem gerek, trenimi kaçıracağım…”

Eylül Duman

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...