Ölü Adam

Gece Gündüz
A A

Ölü Adam

Gece’yi, geceye anlatmaya başladım. Teni ay gibi bembeyaz saçları gece kadar siyah kadını. Ruhu gecenin siyahlığı kadar gizemli kadını… Ona dair bildiğim her şeyi geceye dökmeye başladım. Cambazlar kadar dikkatli, ip misali o yolda ona doğru yürüdüm. Gece’yi on yedi yaşımda tanıdım. Erkekliğimin o susatıcı, tatminsizlik dolu yıllarında. Yalnız olduğumu fark edip bir kadına salt sevgiyle, tüm şehvet duygularımdan arınmış kendimi adamak istediğim yıllarda… Gece… İsmi gibi gizemli kadın… On sekizime kadar onun seslenmeleri, onun sanrıları ile yaşadım, kararsızlığım ve yorgunluğum tüm bedenimi ele geçirmişti. Daha kim olduğumu bilemezken Gece’nin büyüsüyle yoğruluyordum benden çok Gece vardı içimde. Kıvranıyordum büyük bir yoklukla maddi, manevi herhangi bir adı olmayan o boşlukta kıvranıyordum. Adsız bir kıvranıştı bu. Tıpkı evrenin genişliği kadar seviyordum Gece’yi…

On dokuzumda artık dayanamıyordum Gece’nin çağırışlarına… Susamış rüyalarıma… Sürekli hiç aksatmadan gelip yatağımdan ter içinde kaldıran kabuslarıma… Normal yaşantım imkansızlaşmıştı. Gündüzleri uyanıkken gördüğüm hayallerim, geceleri kabuslarım. Artık gerçekliğe bağlı değildim. Çözüm bulamıyordum, bazen anlık uyuşukluk için meyhanelerde sabahlıyordum. Masama geliyordu Gece. Bembeyaz yüzüyle, renksiz dudaklarıyla, siyah saçlarıyla karşımda duruyordu, rüyalarımın kadını kabusum olmuştu. Gece beni yavaş yavaş öldürüyordu. Uyumamak için sokaklarda geziniyordum. Uykusuz kalıyordum. On kilo vermiştim. Çökük yanaklarım mor gözaltlarımdan ibarettim artık. Kabuslarıma giremeyen Gece döndüğüm her köşeden çıkıp üzerime yürüyordu. Onu gördüğümde koşuyor metroya, tramvaya biniyordum.

Bir gece montuma sarılıp o ayazda yürümeye başladım. Yürürsem gerçekliği ayak tabanlarımda hissediyordum. Yürürsem hala var olduğuma inanıyordum. O tarihi binayı geçip köşeyi dönüp meydana çıktığım an Gece çıktı karşıma, üzerime geliyordu, ayakları yere dokunmuyor gibiydi, süzülüyordu sanki. Üzerime gelmeye başladı. Kalbim hızla atmaya başladı. Ellerim titriyordu. Ayaklarıma vücudumun içinden bir ılıklık aktı yavaşça, koşamıyordum. Gücüm tükenmişti. Soğuk bir ter akmaya başladı. Buz gibi havada terliyordum. Gece yanıma süzüldü. Dizlerimin üzerine çöktüm. Çenem uyuşmaya başladı. Gece eğildi. Nefesini boynumda hissediyordum. “Sen” dedi. Nefesi vücuduma, sesi kulak zarıma çarptı. “Sen ölüsün” dedi. “Ben ölüyüm” dedim. Boynuma nefesini verdi. Dünyanın en güzel kokusuna ölüm bulaşmış gibiydi. Gece gözlerimin önünden zerreciklere ayrılarak gökyüzüne yükseldi. Dizlerim kanıyordu. Ayağa kalktım. Öğürüyordum. Ölüm kokusu burnumdaydı. Yüzlerini görmediğim bir sürü siluet üzerime geliyordu. Bağırdım. Siluetler beni tutuyordu. Ölümün ağdalı kokusu üzerime işlemişti. Adımlarımdan kemik çatırtıları geliyordu. Siluetler kollarıma yapışıyordu. Siluetler derimi soymaya başladılar. Dışarıya kaslarım damarlarım çıkıyordu. Kan akmıyordu. Gece’nin bana bıraktığı koku dışarıya sarkmış damarlarımdan etrafa yayılıyordu. Üzerime kan damlamaya başladı. Gökyüzünden kan yağıyordu. Damarlarım, kaslarım ne kadar parlak ve kırmızıydı. Siluetlerden kurtulamıyordum. Üzerime çullanmışlardı. Siluetlere dayanamadım, siluetler beni yere yatırdılar. Göz boşluklarıma, ağzıma, yüzüme gökyüzünden yağan kan damlıyordu…

Gözlerimi açtığımda beyaz bir tavana bakıyordum. Yavaşça kolumu kaldırdım. İlk önce kolumu sonra serumu gördüm. Gecenin bana bıraktığı ölümün kokusu zayıflamıştı. Daha tanıdık bir koku yerini almıştı, hastane kokusu. Bir kaç hafta odadan çıkartmadılar. Düzenli olarak iki kişiyle görüştüm. Onlara Gece’den bahsettim. Gecenin sadece bir psikoz olduğundan bahsettiler. Uzun süre kontrol altında tutulacaktım. Henüz teşhis koyamayacaklarını söylediler. Üç ay boyunca yalnız dışarıya çıkartılmadım. Odamda cama dair hiçbir şey yoktu. Kendimi iyi hissediyordum, kilo almaya başlamıştım. Üç ayın sonunda yalnız dışarı çıkabiliyordum. Hastaneden çıkmama az kaldığını hissediyordum. Arkadaşlarımın ve ailemin gönderdiği çiçekleri koymak için küçük kavanoz istemiştim ve doktorum bunu kabul etmişti. Her şey çok güzeldi…

Koridorda onu gördüm. Beyaz hastane önlüğü vardı. Omuzlarına turuncu, beyaz desenli bir polar atmıştı. Polar sanki yıllardır oradaymış gibi duruyordu. Beyazlamış saçları, esmer teni vardı. Zayıftı. Camdan dışarı bakıyordu. Onu seyrettiğimi görünce bana doğru yavaşça döndü. Yanına çağırır gibi kararsız bir el hareketi yaptı. Yanına gitmek istemedim. Hızlı adımlarla oradan uzaklaştım. Sonraki bir hafta boyunca onu o pencerenin önünde görüyordum. Beni yanına çağırır gibi yapıyor sonra vazgeçiyor ya da ben ondan kaçıyordum. Onda beni korkutan bir şey vardı. Bir gece odamdan içeri girdi. Elinde kahverengi, arkası kırılmış bir şişe parçası vardı. Yatağıma yaklaştı. Donmuştum. Konuşamıyordum, bağıramıyordum. Daha çok yaklaştı. Kulağıma eğildi ve “Ölü çocuk!” dedi. Kanın beynimden pompalanmaya başladığını hissettim. Burnumdan yatağıma kan damladı, sonra elime. Damlarken “Pıt, pıt” diye ritmik sesler çıkarıyordu. Yatağımın kenarında duruyor ve sırıtıyordu. Gece’nin bıraktığı ölüm kokusu dört tarafımı sarmıştı. Adam sırıtıyordu. “Sen…”, “Sen gerçek değilsin.” dedim. Adam “Gerçeğim…” dedi ve kahkaha attı. Bağırmaya başladım “Sen gerçek değilsin!”. Dizlerimi toparladım ve kafamı dizlerimin arasına aldım. Ellerimle saçlarımı tutuyordum. Kafamı dizlerime bastırıyorum. Görmezsem giderdi. Duymazsam korkmazdım. “Bak, ben gerçeğim.” dedi. Kolumun bir kısmına sıcak bir şeyler değdi. Yavaşça kafamı kaldırdım. Elindeki şişeyi boynuna saplamıştı. Her yer kıpkırmızı kana boğulmuştu. Bana baktı acı bir gülümsemeyle “Ben gerçeğim. Ölü çocuk.” diye fısıldadı. “Gerçek değilsin. Sen gerçek değilsin. Gece gerçek değil. Burası gerçek değil. Ben gerçek değilim!” diye bağırdım. “Hiçbir şeyin gerçek olmadığını kanıtlayacağım sana!” dedim. Çiçekleri koyduğum kavanozu aldım. Yatağın demir başlığına hızla vurup kırdım. Kırılan köşesiyle bileklerimi kestim. Kan akmadı. Kahkaha atmaya başladım. “Seni budala, gerçek değil. Gerçek değil. Hiçbir şey gerçek değil.” diye bağırıyordum. Ölüm kokusunu ensemde hissettim. Korkuyla irkildim. O arkamdaydı. Gece arkamdaydı. Vücudum bu gerçekliğe dayanamadı yere düştüm. Gece eğildi. Gözlerimin içine baktı. Dipsiz, siyah gözlerinde yaşama dair hiçbir şey kalmamıştı. Yanıma uzandı. Bana doğru döndü. Ellerini yanaklarımda yavaşça gezdirdi. “Sen ölüsün.” dedi. Dudaklarımdan öptü. Hemşireler odaya geldiler. Sonra hasta bakıcılar. Birisi bağırıyordu. “Bir ölü. Birinin durumu ağır”. “Gerçekmiş.” dedim. Gece bileklerimi tuttu. Akan kanı gördüm. “Gerçek” dedi. Elini uzattı. “Benimle gel.” dedi. Elinden tuttum.

Eylül Duman

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...