Zaman İçinde Bir Robocop

Gece Gündüz
A A

Zaman İçinde Bir Robocop

Yıldızlı bir gecede yalnızken, evinin penceresinden başını dışarı uzatırsın, gecenin kör karanlığında. Gözlerinin altı uykusuzluktan çökmüşken cebinden çıkardığın paketten sigaranı yakarsın; nefesine çekerken dumanı, kafanda yine deli sorular… Ardından farkına varırsın bulunduğun yerin. Önce başka evlerin çatılarından damlayan suların sesini, sonra ilerideki sokak lambasının cızırtısını duyarsın. Tüm bunları fark edip birden gözlerini fal taşı gibi açarak; içinden, sessizce yaşadığın hayat üzerine düşünürsün aslında.

Anlamsız bir yaşam sürmenin iç sıkıntısını yaşarken “Ne yapıyorum ben?” “Aynılarını yaşayacağım; her gün aynı şey.” “Yaşadığım hayat bu mu?” şeklinde kafanda sorular başlar. Hatta kafanın içinde yankılanır durur. Ama her seferinde cevapsız kalır soruların, hayatın bezginliğiyle kendini su gibi izlerken.

Hayatında her şey bomboktur. Boş, durağan, renksiz, rutin, sıradan; üstelik sevgisiz ve ruhsuz. Arkasında ne olduğunu bilmek bile istemediğin bir duvarın önünde, köpekler gibi yaşarken kendini savunma yeteneğinden yoksun; amaçsız, çaresiz, aforozlular gibi yapayalnız, bu hayatın geçmesini beklersin. Zoraki yüzün güler, herkes mutlusun sanır ama için kan ağlar. Ve bir gün gelir, anca anlarsın: Artık senin, sen görünmediğini… Çevrendeki insanlar, senden bahsederken sana benzemeyen birinden bahsediyorlar. Ve sen, yabancı kişiliğini kendin olarak hissedip algılarken bir bakıyorsun ki asıl “kendin” bıraktığın yerde yok. Bu da sana çok garip gelir…

İnsanların, sayılarla tanımlandıkları toplumda, yaşamının içi boşaltılmış. Çünkü uygulanan sistematik koşullandırma yöntemleriyle köleliğe alıştırılmış; bu nedenle, tüm yaşamın kara yıkıntılar içinde, çilekeş, dibe vurmuş, isyankar, acılı ve yıkıcıdır. Korkulu bir masal gibi belirsiz, karanlık, yalnızlık ütopyasının dibindeki dinamittir. Son derece trajik hakikat; acıklı, beter!

Her geçen gün, sahte benler arasında, bir gölge oyunu içinde; duygusuz ve düşüncesiz, hiçbir şey hissetmeyen otomatik robotlara dönüştün. Varlığın, bir robottan başka bir şey değil. Mekanik insan üretme düzeninin, niteliksiz ürünü olarak herhangi bir makineden farksız ve sanki robotlar diktatörlüğünde yaşar gibi makinemsi… Hayattan umudu olmayan, hayata katkı yapmayan, canlı kanlı bir insan değil de sadece yürüyen, bir bilinçsiz “Robocop.”

Artık insanlar arasında değil, bir gölgeler dünyasında yaşıyorken yaşamına yön veren herhangi bir amaçtan yoksun, benliğini yitirmiş, kendini yok eden, nur topu gibi acımasız bir tüketim uygarlığının kölesi olmuşsun. Kimsesiz kalabalıklarda, yaşamın özensizce; bu kadar basit işte. Son derece kusursuz çürümüşlüklerle dolu, yarım yamalak perişan eden bir gerçek ile bir boka yaramaz.

Bunlara karşılık, günlük yaşamını her zamanki gibi sürdürüyor olsan da insanlık açısından, neredeyse ölmüş birisin. Bunu bilmek, hüzün verir. Fakat bu, cansız ruhunla günlük yaşamını sürdürmeni engellememektedir. Çünkü günlük yaşamında, duyguların ve gerçek benliğin arasında hiçbir ilişki yoktur. Ayrıca bunları algılayacak ve içinde bulunduğun anlamsızlıktan kurtulacak durumda da değilsin. Gerçeği, kendi gözleriyle görüp kurtulmak için çaba göstermek yerine, çözümü sürekli dışarıda arayan günümüz kara dünya yurttaşlarından biri olmuşsun maalesef…

Tüm iç dünyan, hiçleşerek felç olmuş. Sen artık duyamayan, düşünemeyen ve yeraltı hayatını, başkalarının beğeni ve onay anlayışlarına göre yaşayan biri olurken senin için başka kurtuluş umudu yoktur. Artık kolektif yalnızlık raflarına yerleştirilmiş, içi boş bir nesne gibisin. O kadar zaman geçmiş ki sen; sen olmayalı, sen bile unutmuşsun kendini.

Aslında yaşanmamış bir hayatı yaşamakta, yaşamak ve var olmak için onursuzca başkalarından izin almayı beklemekte, yaşamını kendi kontrolü altına alarak kişisel kararlarını verememekte, senin için düzenlenen bu oyunun şifresini çözememektesin.

Bir ceset misali hayat öykünün manasını anlayamıyor, kendine hiçbir zaman doğru sorular soramıyor, üstelik kendine verdiğin yanlış yanıtlara tutunarak yaşamaya çalışıyorsun. Böyle bir yaşamın, insanca olması da beklenemez. Kendini yaşayamamaktan daha aşağılık bir durum olamaz. Değil mi?

Yeni bir yaşam yaratma gücünü yitirdiğin gibi, hayatı üretme ve yaratma güçlerin de yok olmuş. Adeta içindeki boşluğa dalarak ne neden hayatının böyle olduğunu ne de nerede hata yaptığını bile bilmiyorsun. Neden yaşadığını bilmediğin gibi…

Özgür olduğun düşüncesiyle tapındığın illüzyonu kaybetme korkusundan, köle olduğunu kendine itiraf edemedin. Hâlbuki yitirdiğin dünyayı, yeniden bulmalıydın; başka türlü bu hayatı yaşayamazdın. Aslında insan olarak özünde, yaşadığın hayatta köle olmak değil, onurlu bir biçimde yaşamak vardı. Zaten özgür ve onurlu yaşamayı bilmemendir seni bu hâle sokan.

Kendine ve kimseye bir yararın yok bu dünyada. Bir de kapitalizmin çarkları arasında, artık mekanikleşip yok olurken birileri için benliğin, bir şey ifade etmez oldu. Önceden, kendi benliğine karşı sorumluluğun vardı; bir o kalmıştı zaten ama şimdi o da yok. Kayıp. Tüm yaşamın, kalan ve giden benlerin arasına sıkışıverdi aniden. Her şey karışıktı, karmakarışık oldu. Ben ve ben yüzünden; bu, böyle devam eder gider.

Kısacası, her bir şeyinle sen kendini “Robocop” olarak algılıyorsun. Bu hâle gelmek içine sinmiş, özünü çoktan delmiş. İşte bu yüzden, duygularını öldürdün; insanlığa, doğaya ve zebellâ gibi evrene karşı. Çünkü iyi bir insan değilsin. Hatta belki de sen bir insan bile değilsin. Ayrıca sandığın gibi sen, bir tane de değilsin. Senden çok var. Ve hepsinin ismi, dünyanın kara listesinde yazar…

Enginalp Derince

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...