Tımarhane Günleri

Gece Gündüz
A A

X Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi, ağır hastaların bulunduğu bir blok, tarih 11.05.2015, akşam saat 22:00; koridordan karanlık odama yansıyan ışık altında, beyaz bir kağıda bunları yazıyorum. 27 gündür tımarhanedeyim. Yani akıl hastanesinde.

Şu an yazarken bile tavana bakıp “Yaşadıklarımı nasıl anlatsam ki?” diyorum. Buraya bir nevi insanlardan zehirlendiğim için geldim. Ve iki hafta sonra çıkacağımı düşünüyordum. Ama 3 gün sonra 30 gün olacak. Burada zaman kaplumbağa hızında ilerliyor. Kapalı bir tımarhane, neredeyse her şey yasak. Bu kağıt ve kalemi de hemşirelerden çaldım.

Burada tek sosyal aktivite; akşama kadar ilaç içip koridorda volta atıp doktorların ve hemşirelerin sizi hiçlik ve değersizlik noktasında gördükleri bakışlarda, ne yaptığını bilmeden hiçliğe gömülmek. Ve insanı zom edecek iğneler. Kafası çok güzeldir, bir kasa içkiye eşit. Fena, çok fena.

Güzel olan ise gelecek hafta salı günü çıkacağım. Sanırım 33 günü tamamlarım bu hastanede. Şu an az bir ışıkla karanlıkta yazdığım için baya zorlanıyorum.

Şimdi “Tımarhanede ne işin var?” demeyin. Aslında bu toplum beni nasıl görmek istiyorsa, ben de artık öyle görünmeye çalışıyorum. Ya da bana verilen rolü oynuyorum. Kolay bir rol olmasa da. Eh insan üzerine düşenin en iyisini yapmalı değil mi?

Burada çoğu zaman çok ürkütücü her şey. Deliler bazen ne yaptıklarını bilmiyorlar. Hepsinin psikolojisi paramparça ve darmadağın. Dışarı çıkmak yasak. Sadece televizyon izleyebiliyorsun poponu ağrıtan tahta sandalyelerde.

Hastaneye ilk geldiğim gün; cep telefonundan kullandığım tıraş bıçağından tutun, botlarımın ipliğine kadar aldılar. Paramı da emanet denen yere teslim ettiler. Onu da taşımak yasak yanında, hırsızı bol olduğundan bu tımarhanenin… Çıkarken alacakmışım hepsini. Uzun saç yasak ve kafamı makine ile kazıdılar. Kendimi tanımakta zorlandım. Sıfır numara tıraşımla, uzaya yollanmaya hazır bir uzay maymunu gibi oldum desem daha doğru olur.

Her türlü ağır hasta içinde bulabilirsiniz kendinizi burada; çoğu saldırgan, o nedenle çok hassas yaklaşmalısınız. Herkes ruh hastası, herkes deli.

Bir böceği öldürmeye çalışan birisi sıradanlığında, birbirinin kafasında sandalye kırıp kafa yarandan, yumruk yumruğa öldüresiye kavga edenden, suratını ne yaptığını bilmeden tırnaklarıyla çizip kan revan içinde bırakandan; birbirinin gırtlağına yapışana, ayar verene, saplantılısına, daha neler neler…

Yani aynı ortamda göz göre göre birbirine zarar vermeye hazır insanlar. Çünkü burada 1. Dereceden tehlikeli bir hastayla aynı odaya denk gelebilirsiniz. Bilindiği üzere bu hastaların cezai ehliyeti yok. O nedenle kayışı kopardıklarında düşünmüyorlar o an ne yapacaklarını.

Hastanenin güvenliği var ama nedense olay sonu gelen türler. Bu gözler buna şahit oldu çünkü.
Öyle durumlar oluyor ki insanı hayattan, her şeyden bir anda soğutuyor. Ve öyle tipler var ki ruhunuz donar, altınıza işersiniz korkudan gecenin bir vakti. Ama ne yapayım? Geldim bir kere buraya ve alışmaya hak kazandım, tırlatmaya da. (Burayı yazarken güldüm bu halde bile olsa.)

Son 7 günüm ama bir de bana sorun, 27 yıl gibi geldi. Buradaki tüm delirmişler ağır vaka deliler, aralarında adli vaka olanları da var.

Hastalar sigara, yiyecek ve para istiyorlar birbirlerinden sürekli; tanısalar da tanımasalar da. En sinir bozucu durum ise sürekli yanıma gelip “Abi, bir sigara ver abi. Ne olur be abi, bir sigara…” demeleri. Aynı şeyleri duymaktan kusasım geliyor.

Ayrıca çok pisler. Çoğu kokuyor. Bir sürü absürt duruma şahitlik ediyorum.

Tuvaletteki tastan eğilip kana kana su içenden yere düşen ekmeği yine tuvalette ıslatıp afiyetle mideye indirene; yerlerdeki izmaritleri içenden altına işeyene; kakasını donuna yapana, tuvaletten çıkınca pis elleriyle burnunu karıştırana, apış arasını eliyle karıştırıp koklayana, çıldırıp olduğu yerde bağırıp çağırana, meslekleri sorulduğunda istihbaratçısından mit ajanı olduğunu söyleyenlere ya da cin çarpmışa döndüren, akıllara zarar hadise bir durumda, birilerini öldürme düşüncelerini zevkle anlatan “tırlaklara” kadar, hepsini görüyorum.

Dün bile iki kişi öldüresiye dövüşürken biri diğerinin elini ısırmış ve kan akıtana kadar bırakmamıştı. Bırakınca da diğeri çıldırmış gibi elini ısıranın suratını acımasızca yumrukluyordu. Hele kolu ısırılan hastanın kanlarının yere akışı iyice bende kan tutulmasına neden oldu.

Şunu samimiyetle söyleyeyim;

Burada olmak bazen ruhunuzu ürpertebilir. Çoğu gördüklerinizden dolayı tüyleriniz diken diken olur. Normalde kavgadan asla korkmam, çekinmem. Ama burası beni bile çok korkutuyor.

Koridorda yürüyen, volta atan vahşileşmiş hastalara yanlış bir yaklaşımın sonu kötü bitebilir. Anlayacağınız burada sanki şans eseri hayatın bir dalına tutunmuş ve uçuruma yuvarlanıyor gibiyim.

Teşhis için hastaneye gelmiş biri olarak; neden burada kalmakta olan, ağır psikolojik rahatsızlığı olan bir kimseyle aynı odada kalırım ki anlamam. Bu insanların akli rahatsızlıkları var. Ne zaman ne yapacakları belli olmuyor. “Neden aynı odadayım?” diye soruyorum kendime. Yazık bana. Hadi burada kalan insanlar aklını yitirmiş de yetkililer de mi yitirmiş? Neden tek kişilik odalar yapılmaz. Bence asıl bu zihniyet deli olmalı.

Küçük bir sigara odamız var, içinde en az 15 kişi sigara içiyor; hepsi sanki dumana boğulmuş, ağızlarından duman soluyan cesetler gibiler.

Yukarıda yazdığım hastalara ek olarak, adam öldürenden ağır şizofrene; paranoyaktan kendini peygamber, Napolyon, hatta evliya sananlara kadar her türlü insanı görmek mümkün. Çok ilginç ve eğlenceli gelen hikâyeler anlatanlar da oluyor. Bana eğlenceli gelen daha doğrusu. Oda arkadaşlarımdan biri, minare üzerinde uçan perilerden bahsediyor. Fantastik masal gibi dinliyorum. Öyle hikâyeler anlatıyor ki insan hem eğleniyor, hem şaşırıyor. Kendinden daha büyük deli görünce… Ben de doktorlar ile eğlenmek için “Afakanlar” hikâyesi anlatıp eğleniyorum. Gülmemek için zor tutuyorum kendimi o anlarda.

Günde 3 öğün ilaç alıyoruz; bol bol, avuç dolusu ilaçlar. Anca kesiyor bu hastaları. İlaç sırası denen bir şey var. İsmi okunan ilacını içmek için öne çıkıyor avucunu açıyor. Bir bardakta mis gibi su yanında; hop, ilaçlar midede içenin… Hasta ilacını içiyor ve hemşire ağzını aç diyor. “Ööhh” diye açıyor ağzını ve hemşire hastanın leş gibi sararmış dişleri arasından dilini ve ağzının içini kontrol ediyor; içip içmedi mi diye. Fakat baya huysuz hasta olduğu için çoğu; bildiğimiz şekilde çiğniyor hatta yiyor yemek gibi. (Çok güldüm bu kısma ama böyle.)

Bazıları da dışarı tükürüyor, içmiyor. Sonra içmeyen, bu hatasından dolayı poposuna ilaçlı iğneyi yiyor. Hemşireler de bıkmış bu durumdan; hastalara bağırıp çağırıp duruyorlar, moda olmuş bu. 15 hastaya bir doktor düşüyor. Doktor hastalardan beter ve deli… Pek de umurunda değil hastaları, günde hepsine sadece 5 dakika vakit ayırıyor ve sadece “Nasılsın? İyi misin?” diye soruyor hastaya. Hasta da kafa bir milyon; “Eyi.” diyor bozuk şivesiyle. Al sana tedavi işte.

27 gündür dışarı çıkamadım. 27 yıl gibi geldi. “Ne işin var orada?” diyebilirsiniz ama burada olmalıydım işte, öyle gerekiyordu. Her şeyi çok özledim. Umarım bir gün bu kâğıda yazdıklarımı dışarıda yazarım ve okursunuz. Ama bu tecrübeyi burada canlı ve birebir yaşamanızı tavsiye etmem; kanınız donar çoğu zaman. Korkutucu, ayrıca ürkütücü bu ortamı yaşamanızı istemem.

Şimdi evde olmak vardı ama akşam 22:00’da burada hayat bitiyor. Tüm hastalara ağır uyku ilaçları veriliyor uyusunlar diye. Ama bazı hastalar gece 05:00’da gözünü açıp ortalıkta dolaşıyorlar; o nedenle gece tuvalete kalkarken dikkat etmeli. Korku ve o gerilim eksik olmaz. Son 7 günüm kaldı. Şimdiye kadar anca yazabildim olup biteni; çünkü hemşire odasından kağıtla kalemi anca çalabildim.

Bunca delirmiş insanın içinde bu kadar uzun süre kalacağımı sanmıyordum. Ama olsun, “Gerçek deli nedir? Ne değildir?” görüp öğrenmiş oldum. Sanırım bir daha denemem bunu. Şiirlerdeki romantik ve mazlum delilerin yüceltilmesine hiç benzemiyormuş gerçek deli ve delilik.

Bundan sonra “Deliyim ben yea!”, “şizofrenim!” diye “karizma” yaptığınızı fantezi etmeden önce bir kez daha düşünün derim. Yoksa akıl hastanesinde dünyanın tersini görebilirsiniz. Onun için her okuyuşunuzda aklınızı başınıza alın. Böyle yerlerde bazen sadece şans eseri hayatta kaldığınızı bilin. Oluruna bir yaşamınızın olduğunu, başınıza bir olay geldiği vakit yapayalnız olacağınızı aklınızdan çıkarmayın.

Az önce delinin biri çığlık atarak akşam vakti ortalığı sarstı. İrkildim akşam akşam ve “kor-ku-yo-rum!” En soğukkanlı adamın dahi donup kalacağı bir film sahnesinde gibiyim. Artık kim kime bağırıyordu bilemedim ama çıldırıyorlar bu saatlerde ya da gece…

Özellikle gece tuvalete gitmek insanın damarlarından kanını çekilmesine sebep olan korkunç durum. Daha önce bununla ilgili bir tecrübem oldu.

Bir gece kalkıp tuvalete gittiğimde; bizim Deli Nuri dediğimiz ve çok yemek yemekten, ilaçlardan dolayı aşırı şişman, her zaman gözlerini belerten şekilde bakan bu arkadaşımız kendini evliya sanıyor. Anlattığına göre cinleri yönettiğini düşünüyor. Tuvalete girdiğimde Nuri, bildiğiniz varil gibi ortalığa tuvaletini yapmış. Sonra o bir ton dışkıyı kapılara sürerek şekiller çizmiş ve “Cinleri kovuyorum bak!” diyordu. İçerisi o kadar dehşetli bir şekilde dışkı kokuyordu ki öküzü soksanız oraya, zehirlenip ölürdü. En sonunda o dışkılı pis elleriyle boğazıma yapışıp “Seni öldüreceğim!” diye avazı çıktığı kadar bağırınca, bana da kendisini tekmeleyip ve itekleyip uzaklaşmak kalıyordu. Aynen de öyle oldu. Fakat gece gece nasıl bir korku yaşadığımı, oradan nasıl uzaklaştığımı anlatamam. Bir de bunun üstüne her yerim Nuri’nin leş gibi dışkısı koyuyordu. Üstüm başım b*k oldu. Artık ne yediyse veya nasıl bir şeyle besleniyorsa fare leşi gibi kokuyordu. Banyo saati de sabah olduğu için, o halde sabahı beklemek ayrı bir eziyetti.

Korku filmlerinin hayatın içinden olduğunun apaçık kanıtı aslında bu olanlar. Anlatmak istediğim şu ki: bu hayatta deli olmayın. Her şey olun ama sakın deli olmayın.

Şu an tedirgin olmaktan dolayı ne yazayım onu da bilmiyorum açıkçası, cümle kuramaz hale geldim. Ama son olarak şunları yazmak isterim;

Buranın kapalı bir tımarhane olması dışarıdaki yaşamın kıymetini daha iyi anlamama neden oldu. Son 7 günüm olduğu için yine de moralimi yüksek tutmaya çalışıyorum. 27 gündür ilk kez yazı yazıyorum. Biraz olsun rahatladım.

Gerçek delilik; rezaletin dibinde, ürkütücü ve vahşi insanlarla dans etmekmiş. Neyse ki artık bunu öğrendim. Şimdi demirlerle kaplı pencere kenarında, yine hemşirelerden çaldığım çakmakla; sigaramı gizlice ve aldığım ilaçlardan kafam güzel olmuş bir biçimde içebilirim. Şimdilik hepinize iyi geceler. Peki, iyi mi acaba geceler?

Not: Yaşadığım gerçek hikâyem olup kesinlikle kurgu değildir.

Enginalp Derince

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...