Son Nokta

Gece Gündüz
A A

Delilik; siz onu istemediğinizde ortaya çıkar, çıkınca ruhunuza yapışır kalır, dengesizlik tavana vurur. Bir bataklık misali içine batarsınız ve çıkmaya uğraştıkça inat edercesine çeker sizi bataklığının içine içine! Göz göre göre hem de.. Sanki bitmez, tükenmez bir his vardır içinde; acı dese acı değil, öfke dese öfke değil, pişmanlık hiç değil. Böyle anlarda ulaşılması dilenen “son nokta”dır..

İşin kötüsü yüzlerce, binlerce insan da aynı dertten muzdarip. Hatta hayat herkesi bu konuda ortak bir noktada buluşturuyor.. Kimisini delirtiyor, kimisini tüketiyor… Yavaş yavaş, tane tane, sindire sindire, öpe öpe ama bir şekilde.. Acelesi yok..

Gerçi bu dünyaya gelip de delirmeden normal kalabilmek imkansız değil mi? Dayanması ve katlanması zor olan dünyada herkesin bir derdi, herkesin kimselere göstermediği bir karanlık yüzü vardır. Bu yüzleri gizlemek için zaten kendinizi saçma sapan şeylere veriyor, kendinizi oyalıyor, dertler ediniyorsunuz kendinize. O boşluğu fark etmekten kaçıyorsunuz. Çünkü fark ettiğiniz an delireceğinizi hepiniz biliyorsunuz. Çok iyi biliyorsunuz hem de..

Ve zamanla sessizce delirdiğiniz halde yüzünüze bir “gülen surat” maskesi geçirip rol yapıyorsunuz toplumdan kopmamak veya dışlanmamak için, kendinizden “sıkıntılı, bunalımlı, sorunlu” diye bahsedilmemesi için, bu tiyatrodaki senaryoda sizin için yazılanları oynamayı reddedip oyunbozanlıkla suçlanmamak için, güçlü “olmak” yerine güçlü “görünmek” için çaba harcıyorsunuz, deliliğinizi ustaca gizlemek için çabalayıp, çırpınıyorsunuz.. Sizleri yargılayan gözlerdeki bakışların ortasında piyes kahramanları gibi olmadığınız adamları/kadınları, olmamış insanları oynayıp duruyorsunuz… Ama bu hiç iyi değil, hiç güzel değil. İçiniz asla rahat değil..

Oynadığınız tiyatroda rollerinizi o derece benimsemişsiniz ki hepiniz, bunu gerçekliğinizin kendisi haline getirmişsiniz.. Ama bu sahtelikler içinde devam ettiğiniz sürece, ruhlarınız bu rolleri nasıl taşıyacak? Nereye kadar? Evet, nereye kadar?

Bence deliriyorsanız insanlar bunu fark etsin, acının da, sevincin de, öfkenin de, sevginin de dibine kadar gerçeğini yaşayın, korkmayın, ürkmeyin ve bunu dile getirin, kanlı canlı ve heyecanlı olduğunuzu, hayatta olduğunuzu gösterin. Aksi halde zaten yaşayan ölüsünüzdür, hissetmekten kaçıyor, hissetmiyor ve hissettiremiyorsanız kendiniz olabilmeniz imkansızdır.

İnsanların sizin için “sorunlu, deli, uyumsuz” demesi kendinize olan saygınızı kaybetmeniz kadar berbat, kötü ve utanılacak bir durum değildir, olamaz, emin olun. Ne derlerse desinler. Sallayın alayını, kahkaha atın, gülün; ama neşeli bir çocuk gibi gözlerinizin içi de gülsün daha çok, daha içten, daha yürekli, daha cesur.. Korkmadan…

Mutluluğunuz da, üzüntünüz de, sevginiz de, öfkeniz de gözlerinizde yaşam bulabilsin, insanlar kim olduğunuzu gözlerinizde görebilsin, gerçek bir insan olmaktan korkup geri adım atmayın.. Ve deliliğiniz hayal ettiği mutluluğa kavuşmuş olsun. Az bir ihtimal de olsa belki öz saygınızı, öz sevginizi yeniden kazanırsınız.. İşte o zaman sorun kalmaz. Ve ayrıca bugün delirmek için güzel bir gün değil mi, ne dersiniz?

Enginalp Derince

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...