Meçhul

Gece Gündüz
A A

Her şeyi geride bırakıp gitmeye hazırlanırken yapman gereken işlerin farkına varırsın. Bavulunu hazırlamak da bunların başında gelir. Elbise dolabını açtığında, o ana kadar hissetmediğin bir kokuyu duyarsın. Kayıp geçmişin kokusudur bu ve ne tuhaftır ki önceden hiç bunun farkına varmamışsındır.

Bu koku, o an öyle keskin gelir ki burnuna, daha önce fark etmediğine şaşırırsın. Her kokladığında en mutlu eski hatıraları, boğazın düğümlenir; birden midene saplanan bir acıyla ağlayacak gibi olursun ama tutarsın kendini; çünkü bilirsin ki sen buradan gittiğinde, geçmiş hatıralar arkanda kalacaktır. Bu yüzden güçlü durursun. Öyle de olması gerekir zaten.

Sonra çekmecedeki eski resimlerine saatlerce bakarsın; hayatın, film gibi geçerken gözlerinin önünden, gözünü ayırmadan saatlerce bakakalırsın. Resimlerde soğukta titrercesine bir tek sen ve sessizlikle hissizlik arasında, uçsuz bucaksız sonsuzluk vardır.

Bu terk etme hazırlığı, kayboluşunun hikâyesidir. İç çektiren, çaresiz ve kayıp bir çığlık gibi elinden hiç bir şey gelmeden, gizeminde boğulduğun, nefessiz kaldığın…

Eşyalarını bavuluna yerleştirirken yokların âleminde, kulağına hüzün fısıldayan eski ve küçük radyonda, Erkin Koray’ın “Meçhul” şarkısı çalarken “Gözlerinde yalnız ben vardım.” sözleri, “seni” anlatır… Dinledikçe de acı verir sana. Ama başka, bambaşka bir acı veren; kopartılıp atılamayan bir şey gibi hayata dair.

Bu anlarda hiçbir şey yapmak gelmez içinden ve her şey, dayanılmaz hâle gelir. Belki de bu hâle gelebilmek için kavgaların ve derin yaralarınla çok uzun yıllar geçmiştir. “Hayat çok güzel, her şey harika” rolünü bıraktığından bu yana, herkesten bir adım geride, her şeye çok geç kaldığında… Ve üzgünüm, “çok geç”ten daha kötü bir şey yoktur hayatta.

İşte bunu anladığında, yüreğin burkularak, canın yanarak akıp giden zamanda; eksilirsin ve bu yüzden artık çok daha farklıdır duruşun. Tozlu aynaya bakarken suratında buruk bir gülümseme oluşur; belki bir anın gelir aklına ve gülersin; sonra gene buruk bir ifade oluşur. Düşünceler, içinde farkında olmadan “keşke” gibi aniden ağzından çıkan cümleden sonra, aklında bir görüntü çizer; ne olduğunu bilemediğin durumlar yaşarsın. Seni, en derin keşkelerin gerçeğini kabullenmeye zorlayan gelgitler içinde…

Ardından avaz avaz çığlık atamamanın altında ezilirken gözlerini kapadığında, göğsünde eriyen anlamlar içinde, her şeye rağmen güzel hatıraları aklına getirmeye çalışırsın, anıları hatırlamaya çalışırsın. Çünkü geçmişini kaybettikten sonra en çok üzülmene neden olacak şey, anılarını da kaybetmek olacaktır.

Ama üzülürsün geçmişi unutacaksın diye. Hayatına, benliğine çoğu zaman öyle güzel bir iz bırakmıştır ki terk edip gideceğin geçmiş… Ama yine de her şeye rağmen güzel etkileri için teşekkür edersin ve hakkını ödeyememenin verdiği burukluğu yaşayıp kızarsın kendine. Vefa borcunu ödemek için yapabileceğin tek şeyin unutmamak olduğunu düşünürsün.

Saatler ilerledikçe geçmişin tatlı anılarıyla, bazen duygulansan da genelde gülümseyerek hatırlarsın ve çekip gitmeden önce, belki böyle yazılar yazarsın anısına. Belki arada hatırlarsın veya sadece düşünürsün. Ve belki “geçmiş”inin gerçek olduğuna tüm kalbinle inanmak istersin, kayıp kaçırdığın anlara, geçmişine tekrar dönebilmek için.

Fakat veda vaktin gelmiştir artık. En fiyakalı şekilde, soğukkanlı ve asi yüz ifadeni korurken renk vermezsin; olur ki kederden buğulanan gözlerini görüp de üzülmesini istemezsin. Ama o an farkında olmadan gözlerin doluverir ve gözyaşların süzülür. Ağlamasan bile, istemsiz bir şekilde yaşlar akmaya devam eder.

Yok oluşunun gölgesinde kaldırırsın başını gökyüzüne, koskocaman bir boşunalık; hayatında bir kez olsun görmek istediğini değil, gördüğünü söylersin kendine. Elinde soluk, siyah renkli bavulunla; arkana bile bakmadan, her şeyi geride bırakarak, büyük bir hüzünle, sessiz sedasız uzaklara, çok uzaklara giderken yazık ki hiç kimsenin hiçbir şeyden haberi yoktur. Anılarının üstüne basıp geçenlere, seni unutanlara, seni her yerden s*ktir edenlere ait bu döngüde.

Ve bir sabah, artık kaybedecek bir şeyi kalmamış meçhul fani olarak; son kez can çekiştiğin geçmişin kapısına burukça bakıp ağırbaşlı ve usul usul yürüyerek, dibe çöken tertemiz bir tebessümle el sallarsın. Hiçbir anlamı olmayan yitişinin; kaybolan yarınlarına, umutlarına, hayallerine, masumiyetine “Affet beni.” derken bir güle güle ile hiç dönmemek üzere…

Enginalp Derince

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...