Kadınlar ve O Adamlar

Gece Gündüz
A A

Kadınlar ve O Adamlar

Fakirlik ve olanaksızlıklar içinde yaşamak, her konuda olduğu gibi bir erkek için de çok berbat durumdur. Ve yine bir erkek için en kötüsü de bunun kadınlarla olan kısmıdır.

Hayatınızda bugüne kadar milyonlarca güzel kadın görmüşsünüzdür ve hepsi başka adamlarla birlikte olmuştur. Geriye dönüp baktığınızda “Süper bir hatunla tanıştım.” diyebileceğiniz hiçbir kadın yoktur.

Kadınlar, evet. İstiklal Caddesi’nde, Şişli’de, Metrobüs’te, gemide, otobüste gördüğünüz o milyonlarca muhteşem kadının hiçbirisiyle tanışamadınız. Birileri geldi, onlarla mutluluğun doruklarına çıktı. O adamlar… Ama siz “o adam” olamadınız hiçbir zaman.

Dünyada gereğinden çok kadın vardır ama size, yalnız bir teki bile çok görülür. Çoğunlukla o kadınlar, sadece uzaktan izlenebilecek kadar güzeldir. Bazense size o hayatlarında hiç yer yoktur ki siz de sadece uzaktan izlemekle kalırsınız. O beğendiğiniz kadınlara söylemek istedikleriniz, sonsuza dek içinizde kalır. Asla gözlerinin içine bakamazsınız, sarılamazsınız, onlara henüz söylemek istediklerinizi söyleyemezsiniz.

Kahrolası kapitalin fermanıyla, paranın altında can veren olmayacak hayallerle yanıp tutuşurken istisnalar hariç, karşınızda zengin avcısı olarak yetişen kadınlar ordusu vardır. Ve o kadınlar da bu role bayılır. Bu nedenle kadınlarla aranızdaki sınır, jilet gibi keskin bir şeye dönüşmüştür nicedir. Her konuda olduğu gibi sınırlar, burada da vardır tabii…

Milyarlarca yıllık dünya içinde, tam sizin işlerin “terso” gittiği zamanda, hiçbir zaman sevilmemiş, fakir ve sıradan birileri olarak buz gibi izole edilmiş Truman gibi bir hayat yaşarsınız. Yaşadıklarınız aynı film gibi; bazılarınız için ise belki de belirsiz bir geleceğe doğru acele ile koşmaktan yorulmuş, dibe vurmuş, en derin ve en gerçekçi trajik bir dizidir.

Bu çaresizlikte dünyanız o kadar küçük, hayatınız o kadar yavan ki! Hiç sevgiliniz olmadığı için hayatta derinlik veya anlam aramak gibi sorunlar yok yüzde doksanınızın. Sokaklar sizin gibilerle dolu; asık yüzleri, kayıtsızlıkları, dalgın yürüyüşleriyle mütemadiyen aynı adresi arayanlar…

Yumurtaya can veren rabbiniz, neler neler yarattı ama o güzel kadınları sizin için yaratmadığını fark ettiğinizde; sokakta, iş yerinizde, aklınıza gelen her yerde hep yalnız takılmak, yaşam biçiminiz olur. Ağır hayat şartlarında her şey öncesi gibidir. Ve zavallılığınızla, kısıntılılığınızla yaşamınızı harekete geçirecek maya eksik ve yitiktir. Tüm hayatınız kupkuru; bir an bile mutluluk yok, bir tek mutlu an yok. Hiç! Hiç! Hem de… Bu sebeple dehşetle bakıyorum sizlere; birbiri üstüne göçüp yığılan kalasların altında mahvolmuş gibisiniz.

Her yerde keyifsiz, hiçbir yerde keyfiniz yok. Her daim, boğuk evinizdeki güneş görmez pencerenizden yükselen, sesi çok açılmış televizyonlarınızda futbol bağırtıları, arabesk müziklerin sesleri. Çünkü yalnızlık korkularınızı o seslerin gürültüsüyle yenmeye çalışıyorsunuz. Bu durumu, herkes anlamaz sizi tabii. Anlamak için insanın bu hayatta bazı eksik ve kırık dökük yönleri olmalı.

Gökyüzünün yine bulutlanmış olduğu bir gün, yine ıssız adamın en önde bayraklısı olarak bakarsınız etrafınıza; kimse yoktur yanınızda, yalnızsınızdır. Ondan sonra dönülmez akşamın ufkunda, elinizde sigara ile bir şişe köpek öldüreni fondip yapıp “Ne yapacağım ben ya; hem fakirim hem de kuş gibiyim. Ne olmuş tipime abi, kaymış lan iyice…” diye başınızı ellerinizin arasına alıp kara kara düşünürsünüz.

Ruhsuz aynada kendinize bakıp bakıp kuş gibi kayık tipinizden ve fukaralığınızdan dolayı salya sümük ağlarken “Allah’ım, gülmedikçe sorun olmayan şu fakir kulunu hiç olmazsa bidenecik biri görsün artık.” diye dua edersiniz.

Hemen her gün imkânsızlıklarla ince bir ip üstünde cambazları oynarken bakmaya doyamadığınız eşek gözlü, kiraz dudaklı, kuğu gibi boyunlu Sinyorita’ları uzaktan gördükçe “Keşke o kadınlardan birinin sevgilisi olsaydım.” diye çaresizce iç geçirirsiniz defalarca. “Bu akşam” şarkısını her dinlediğinizde “Ah, imkânım olsa da karşılıklı içsek bu güzel kadınlarla.” dersiniz. Ama sadece dersiniz. Çünkü karşınızda, sanki koca dünyada hiç kadın kalmamış gibi bir tane bile bulunmaz. Robinson’un bile yanına Cuma’yı veren dünya, sizin yanınıza kimseyi vermez.

Etrafta gördüğünüz o nadide sultan kokulu kadınlar, siz uzaktan öküz gibi bakarken hep varlığınızdan rahatsız olurlar. Göz göze gelinen zamanlar, çoğu sizin için “Ne bakıyor bu ayı?” “Neden dibimize girdi bu çakal?” diye söylenirler. Ama bir umut, köşenizde kanınız kaynar, yüreğiniz “hop hop hoplar” ve “çevirsin kafasını suratınıza baksın” diye, kasabın önünde sabırla bekleyen kediler gibi beklersiniz.

Ne yazık ki hiçbir zaman suratınız, bakılmaya layık bile görülmez. Arkalarından yapabileceğiniz tek şey orada durup “Ama bana! Bana! Bana! Bakmadı!” diye söylenmek olur. Çünkü sesinize hiçbir zaman kulak vermezler. Ve hiç şansınız olmaz. Onlar için uzun sürmeyen bir zaman diliminde, unutulan yabancı olarak kalırsınız. Fakirliğinizden dolayı bu doğal seçilimde fazla arzulanmazsınız, ne kadar yakışıklı veya çirkin olursanız olun. Gerçekliği kanıtlanmış bir olgudur bu!

Ayrıca hem çirkin hem de fakirseniz zekâ, akıl, mantık, yetenek ve duygu, ne bileyim başka konular da sökmez. Onlar, sadece hikâyeden nanelerdir. Gerçek hayat, televizyonda izlediğiniz o romantik pembe dizilere benzemiyor; kanalı değiştirip uyansanız iyi olur.

Tabii herkes sizin gibi şanssız ve dandik imkânlarla gelmemiştir dünyaya! Bir de sizin tam tersiniz olan “anti fakir”ler var ki yani zengin erkekler, hayat onlara güzel. Maddi güçleri, toplumda tanınmalarını sağlayacak bir unvanları ve şöhretleri vardır. Çoğu genç kadının hayalindeki erkeklerdir onlar. Sizin için öyle bir durum söz konusu değildir. Siz, bırakın hayallerinde olmayı, akıllarının uçlarından geçmezsiniz. Hatta onların gözünde, yaşamaya bile hakkı olmayan sümüklüsünüzdür. Ölseniz daha iyidir. Bu durum, dünya genelinde böyledir. Ve bence, güzel olup da “Ben böyle düşünmüyorum.” diyen yalan söyler.

Ayrıca şunu da söyleyeyim: Belki kafanızın uyuştuğu fakir kadın da vardır, fakat onun da tercihi yine kafasının uyuştuğu zenginden yanadır.

Sonuçta Hipergami, kadınların genlerinde mevcut. İşte bu gerçek, siz fukaraları yaralar. Bunu anladığınız zaman, şaşkınlık içinde yutkunma efekti ile etrafınıza bakar, ne yapacağınızı bilemez olursunuz. Bu gerçeklik karşısında kendinizi nihilist bir boşluğa bırakmak, dipsiz derinliğinde her şeyi unutmak, sonsuza dek ölüler gibi, mezar sakinleri gibi uyumak istersiniz.

Ve maalesef artık yaşınız da geçmeye başlar. Yaşadığınız kara komedinin köşe başında, “Lan daha ne kaldı geleceğe dair!” derken hayatı kaçırma hissiyle, “sap geldim sap gideceğim galiba” korkuları ürkütür sizi, olay mahallinden can havliyle kaçarken. Sonra hikâyenizin düğümleri körleşir ve bir “of” çekersiniz; kuduz köpekler gibi içinizdeki hayvan ürküp titrerken şok etkisini üzerinizden atmanız zor olabilir.

Benim burada söylemek istediğim dostlar: Hani, “Bütün insanlar eşit yaratılmıştır.” derler ya işte bu, sizlere çok uzak bir durum. Çünkü doğan güneşler, açan çiçekler sizlere değil ve bir rüya görürsünüz, o da güzel değildir. Ve gördüğünüz rüyanın netleşmesi ve ne olduğunu algılayabilmeniz için tıraşı kesip kasım kasım kasılarak masa başından analizlerini anlatan insanların anlattığı gibi değil, aptala anlatır gibi anlatayım:

Bu kadın-erkek ilişkileri; para, statü ve Hipergami kanunları ile yürür. Bu teraziyi dengelemek için kadın, erkeğin tutkusunun maskelerini gözlemleyerek, bir ucuna güzelliği ile bir bebek; erkek ise terazinin diğer ucuna avcı, haydut kimliğinde statüsünü, parasını koymak zorundadır. Artık her şeyin para ve güç olduğu bu çağda, oyunun kuralı budur. Ve terazide denge bu şekilde kurulur.

Size anlattıklarım abartı değil, gözlemlediğim gerçekler neyse kaba bir şekilde aktardım. Böyle işte! Şu an başka ne diyebilirim ki… Pek de adil olmayan, çok zor, çetin, acımasız, adaletsiz ve sizleri çok yönlü yaftalayan bir hayat… Bir bedeli var, hem de çok büyük bir bedeli var. Bu yüzden hayatta, hiçbir zaman kafamızdaki kadar harikulade şeyler olmaz.

Bunları okur musun bilmem ama yine de Tanrı sizleri bağışlasın fakir ve yalnız dostlarım! Bir mucize ile hep tanışmak istediğiniz, birbirinizle pek çok noktada iyi anlaşabileceğiniz o güzel kadınları sizlerin karşısına çıkarsın! Sevgisiz, yalnız ve acıklı bir sondan uzak olarak çok mutlu olmanız için. Tanrı yardımcınız olsun. İyi geceler!

Enginalp Derince

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...