Geçmişsiz ve Geleceksiz

Gece Gündüz
A A

Geçmişsiz ve Geleceksiz

Ülkesinden sürülmüş, hiçbir yerin yerlisi olmayan bir insan gibi; gidecek bir yeri ve şehri olmamak… Bu ne zor, ne kötü bir acıdır!

Nerede ve niçin yaşadığının farkında değilsindir. Kaybettiğin şehir, bütün yaşanmış zamanlardır; hepsidir ve eskiden heyecan veren, içini ısıtan şeylerin hiçbiri artık ortada yoktur. Şöyle dönüp kafanı kaldırdığında gördüğün sadece sensizlik ve koca bir hiçtir.

Haritaya baktığında parmağını uzatıp “Buralıyım.” demek yerine bir kaç yeri işaretlerken sahi, sen artık hangi şehirlisin? Bilemezsin. Ama gurbet nedir, özlem nedir iyi bilirsin. Hayatında hiçbir şey yaşadığın gibi değil, her şey hatırladığın gibidir.

Bu yüzden, istemeden göç edip gittiğin ve insanların birer maske taktığı şehirler, umurunda olmaz; sen de o şehirlerin umurunda olmazsın. Oradasındır sadece, ruhun orada yokken.

Kendini çok uzaklarda, bir “Çomaritanya” ülkesindeki “Çomi” gibi garip ve çaresiz hissedersin. Dersin ki: “Bu kadar da olmaz, artık buna dayanamam.” ve bir savaşın kahramanı gibi bu durumlara karşı savaş açacağını, cesurca karşı koyacağını sanırsın. Fakat zaman, senden bir şeyler daha kopararak geçip gider. Sessiz ve yenilmiş olarak kaldığın yerden devam edersin yaşamaya. Dünyadan çekilmiş olarak, acılar karşısında kılın kıpırdamaz olur.

Büsbütün hafıza kaybına uğrayarak, tarihi olmayan “Geçmişsiz ve Geleceksiz” bir hayatın kollarına atarsın kendini çaresizce. Gözlerini kapatıp haksızlıklara susar olursun. Üstüne bir ağırlık çöker ve sarsılır kalırsın. Hayal kırıklığı, gökten bir şahin gibi tepene iner.

Gökyüzü yerli yerindedir ama sen, ortadan kaybolmaya olanak tanıyan bu zaman diliminde artık neredesin, asla kimse bilmez. İşte esas trajedi budur.

Yaşadığın çağa “Kayıplar Çağı.” dense yeridir. Ve bu çağın kayıpları, iliklerine kadar işlemiş. Zira gülmek anlamını yitirmiş, çok fazla acı içinde yaşar olmuşsun.

Uçsuz bucaksız, kayıp bir âlemde, karanlık bir kuyunun dibine düşmüş gibisin, duyulmuyor sesin. Nefesin kabarıyor, için daralıyor ve gittikçe artıyor kimsesiz yalnızlığın, doğmamışların yanında kırıla döküle kök salarak.

İşte tüm bu yaşadıklarının hepsi; hepsi bir zaman sonra, işe yaramaz kağıt parçaları gibi karışıp gider günlerin boşluğuna. Pörsür, silinir ve unutulur. Alışırsın…

Zamanla acılara, yıkımlara alışırken artık her gün, hiçbir şey olmamış gibi davranırsın. Gökyüzüne bakmak, belki bir daha aklından geçmez. Dünya, bazen sana öyle dar gelir ki boğulacak hâle gelirsin. Yaşadığın hiçbir şey tat vermez. Etrafında olup biten, gönlüne göre değildir. Vücudun, dar ve kayıp hayatından sıkılır. Hiçbir zaman bir bütün olmazsın.

Bir yandan hayat birilerine bir yerlerde şen şakrak gülmekte iken senin üstüne üstüne gelir sırıtarak.
Ve biliyorum “Hayat, bu olamazdı!” diye bağırmak gelir içinden. Evet, hayat bu olamazdı ama sana bu kadardı. Çaresizce engellere takılıp kalmanın sıkıntıları ve yokluklar içinde bu kadardı.

Yaşamak, bazen böyledir işte; yeri geldiğinde müthiş acılar verir insana. En kötüsü de önüne sunulan kısıtlı seçeneklerle, kendi gurbetinde akşamüstünün hüznü ile yaşamaya mecbur kalırsın. Zaman geçtikçe kalbin soğuklaşıyor, için donuklaşıyor. Bu hayatı çırılçıplak görerek.

Kimsecikler bilmez ama sen, modern dünyanın orta yerinde, zamanın içi ve dışı diye bir şeyin kalmadığı kayıplar âleminde, nerede olduğunun farkında olmak için yaşarsın. Başkalarının yaşamlarını seyrederken bir var bir yok gibi rengi solmuş dünyada canın yanıyordur. Tüm saniyeler artık çok ama çok ağırdır. Düşler, damarlarında zehir olup dolanır.

Ne yazık… Kaybettiğin şehrin insanları, belki bunları hiç bilmeyecek. Belki de hatıralarını yazdığın kitaplardan okuyacaklar çok uzun yıllar sonra; anlamakta, gerçekten bunları yaşayıp yaşamadığına inanmakta zorluk çekecekler.

Ama neyse; kimse bilmese de parantezinin içindeki çizgide ümidi, korkuyu, gözyaşını, sevinci! Artık ne varsa orada gördün. Ve bir serinliğin içinde, o bin yıllardır süregelen “Kayıplar Çağı”nın uzak mesafelerinde görünen hâlinin ardında, aslında hiç olmayan biri olarak yaşadın. Hiç istemeyerek, yalan ve dolan…

Enginalp Derince

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...