Ben Buranın Yabancısıyım

Gece Gündüz
A A

Ben Buranın Yabancısıyım

Tüm yüzler, tüm insanlar yabancı sana göçebe olduğun bir hayatta. Belki dünyanın en güzel şehrindesin ama ben buraya ait değilim dersin. Ait olduğun yer neresi onu da bilmezsin. Belki de yoktur öyle bir yer. Çocukluğunda kalmıştır aitlik duygusu. Döner bir bakarsın ki; sadece gerçekten mutlu ve huzurlu hissettiğin çocukluğuna aitsindir. Belki de böyle değildir. Bilmiyorum. Ama hikâyelerin hep parça parça… Hani kolay değil ardı ardına yıllarca oradan oraya, bir noktadan başka bir noktaya göç.

Bir sürü şehir dolaşırken, asla o şehrin insanlarından biri olamazken; sadece zaman geçirip uyur ve uyanırsın. Tanıştığın her insana; bütün gün sadece belli kalıpları kullanıp içinde duygudan eser olmayan merhaba, nasılsınız, nasıl yardımcı olabilirim diye geçiştirirsin.

Günün sonunda yabancısı olduğun şehirde evin kapısına gelip içeri girdiğinde duvarlar ezer seni. Sonra bir an bakmışsın ki elinden bir şey gelmemesinin ağırlığını yutkunarak atma isteği ile dokunsalar ağlayacak durumdasın. Bu durumda bazen insan olarak kalabilmen bile meşakkatli iş. Kafayı sıyırmadan kalabilmen bile zor. Nefes alabilmen bile öyle.

Her daim kendini kimsesiz bir sokak köpeği gibi hissederken, telefonunla eski dostlarından birini aradığında “Aradığınız numara kullanılmamaktadır.” cümlesi içine bir anda çok fena oturur. Hele bir de hiçbir zaman telefonun açılmayacağını bilmek daha fazla acıtır içini.

Her şeyin yarım yamalak; işinden tut hayatına kadar. Çünkü şanslı doğmadın. Hikâyenin başı beter, ortası beter; okunacak yeri yok. Yani çok boktan bir şey işte. Bir ceset olsaydın ancak bu kadar öldürebilirlerdi seni.

Ne iki adım ötesi ne de iki şehir berisi fark etmez; bazen etrafına bakıp bir anda “Burada ne yapıyorum?”, “Ne yapıyorum lan burada cidden?” dersin ve için kan ağlar. Kaçıp gitmek duygusunun da çıkış noktası sanırım bu. Ama sen farkında olmasan da görmeyi bilen biri göçebe olduğunu anlar. Yine bir gün otobüs terminalinde elinde bavulun ile beklediğinde.

Göçebe yaşamında bir yerde kalıcı olamazken, herkes zaten gideceksin diye sana bakar; hatta gidişine göre planlar yapar. O planlar gerçekleştiğinde sen orada olmazsın, olamazsın. Bugün var isen yarın yok olmalısın. Sensiz de insanların hayatı devam eder.

Kendini bulacağın, kendine ait “döneceğin bir dünya” da yoktur kafanda. Sürekli gidersin, oradan oraya. İnsanlar “Nerelisin?” diye sorduklarında, her seferinde “Nereliyim ben?” dersin; bilemezsin ki nereli olduğunu, çünkü uzun yıllar önce silinmiş hafızandan. En sonunda nereli olduğunu kelimelere dökemez ve için burkulsa da “Ben buranın yabancısıyım.” demekle yetinirsin.

Çoğu zaman bir bakarsın, sabaha karşı birinin evinden fırlayıp ilk vapurun kalkmasını beklerken; bir bakmışsın, bavulun ile havaalanında gelen geçenlere bakarak yatışıyorsun. Yeni bir göçü daha sırtlamak üzere; yersiz, yurtsuz, joker eleman olarak…

Tüm hayatını bir bavul ve bir sırt çantasına sıkıştırabilme yeteneğin gelişirken, bütün kâşifler gibi sen de yapayalnız yürümek zorundasın yolunda.

Ve aslında tek başına bir filmin başrolündesin ama filmin bir yerinden sonra sen oynamayacaksın. Bu film seni anlatmıyor. Üzgünüm, çünkü ait değilsin hiçbir yere göçebe.

Çünkü ben de kendimden biliyorum. Üzerine ölü toprağı serilmiş şehirden.

Bak bu şehirde mezarlık hemen şuradaki tepededir. O tepeden rüzgar estikçe ölü toprağı şehrin üzerine serpilir.

Enginalp Derince

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...