Aç Kapını Bana

Gece Gündüz
A A

Ameliyat öncesinin son gecesinde, tıpkı şimşek çakan gecelerde ürken küçük bir çocuk korkaklığıyla titreyerek, bundan sonra ne olacağını anlamaya çalışan ben… Belki de sabah son kez gideceğimi düşünürken ameliyathaneye, bir köşede elleri kolları birbirine bağlanmış bekleyen ve ne yapacağını şaşıran… Belki de hiç akla gelmeyen, merak dahi edilmeyen… Etrafımda ne birileri ne de bir yerler… Sadece ve sadece sessizlik.

Her şeyden ve kendimden uzak bir yerde, tokat gibi yüzüme vuran o gerçek ile baş başayım. “Yalnızım.” Bu öyle bir yalnızlık ki: Kocaman bir kara delik yaratabilir ve beni “Hüüüp” diye içine çekip yok edebilir.

Hem benim için başka neyin önemi vardı ki bu hayatta? Ve ne trajiktir ki bekleyenim ve beni düşünen kimse de yok. Bir neşter darbesinden sonra beynime takılacak olan, 3 klipslik bağlantılarımın arasında.

Ne kadar anlamsız gelmeye başladı her şey gözüme. Ne yalan söyleyeyim, içimde fırtınalar kopmuyor artık. Yitip gitmiş ve harcanmış onca anı ve hatıra. Onca haksızlık, onca telef ediş kendini her şey için. Onca savruluş her savaş sonrası yenilgilerle. Hele en büyük yenilgiyi, o iki büklüm kıvrıldığım soğuk hastane yatağında fark etmişken. Ne önemi vardı ki onca emeğin ve uğraşın. Belki de ertesi gün, yatağa yapışacağımı düşünürken. Ve ayrıca asla uyanamama ve sonu gelmeyen sonsuza kadar uyuma durumum varken.

Günün sabahında, ameliyat saati geldiğinde uzamış saçlarımı kazıdılar. Zaten ne zaman saçlarımı uzatsam bir şekilde üç numaraya kazıtmak zorunda kalıyorum. Hayatın bana ilginç tesadüfü olmalı bu. Ama bu sefer beyin ameliyatı olacağım için gerekli. Kazınmış ve kel bir kafayla etrafta dolaşmaya biraz utandım. Alışamadım.

Ameliyat elbisesinin arkasını bağlayamadım. Birinin yardım etmesi lazım, fakat yardım edecek biri yok. En sonunda öylece bıraktım.

Ameliyat arabasını bekliyorum. Bana moral verecek, içimi dökebileceğim ve yanımda olacak birini arıyorum. Fakat şu insanlar, kendilerinden başka kimseyi görmezler. Böyle anlarda hiç ama hiç kimse yanında olmaz. Bırakıp gider insanlar seni oracıkta. Ve geride kalan, ardından bakar duman gibi çekilip gidenlerin. Çoktan unutulmuş olarak.

Aklıma askere gideceğim zamanki o akşam geldi. O zaman da Ankara Aşti terminalinden, böyle tek başına ve sessizce askere gidiyordum. Herkes evlatlarını askere uğurlarken beni uğurlamaya tek bir insan bile gelmedi. Bundan daha üzücü bir şey yok. Ağlamamak için zor tutmuştum kendimi o an. Askerlik dedim de mektubu gelmeyen tek asker de bendim. Onca yazı yazmama rağmen, hâlen bu nedenle mektup yazmayı bilmem. Gerçi mektup kültürü bile kalmadı artık. Bu saatten sonra öğrensem de boşa çaba olur.

Zaman değişse de bazı şeyler hiç değişmiyor benim için. İşte hiç kimsesizlik böyledir; eksik hayat olduğu kadar, derin ve yaralayıcı bir hikaye.

Ama inan bana, bunu anlamak için hiç kimsesiz olarak gelmeli dünyaya insan. Yoksa anlamak biraz zor. İçinde kopan buhranları kimselere anlatamıyorsun. Hayatın tüm yükünü, acısını tek başına sırtlıyorsun, çok yoruluyorsun. İşte bu yorgunluk, bir türlü suyun üzerinde duramama hâli. Her neyse işte; üzer insanı kimsesizlik ve hatta derinden yıkar.

Şimdi ameliyat arabasını, refakatçim olmadığı için hastanede temizlik işleri ile uğraşan, suratsız ve gergin bir temizlik görevlisi getirdi. Bendeki şans işte. Yaşadığım korku yanında bir de sinirli bir insanın triplerine maruz kalıyorsun. Her şeyin, insanı tükenme noktasına getirdiği bir zamanda bu kadar işkence günah. Hayatta kalırsam eğer ilk işim, bu türlere biraz saygılı olmayı öğretmek olacak.

Araba yavaş yavaş koridorda ilerliyor ve çevreme bakınıyorum. Zaten moralsiz olan ruh hâlimle daha da korkmaya başladım. Ardından ameliyathanenin soğuk koridorlarında ilerlerken bir anda tüm hayatım, bir film karesi gibi gözlerimin önünden geçiyor. O kısacık zamanda bunca şeyi düşünmeyi başarıyorsun. Sanırım yüzleşme, böyle bir şey olsa gerek.

Ama bundan sonra umurumda değil; yaşanılanlar, görülenler, duyulanlar. Anlayacağın ayrılık zamanını gösteriyorsa vakit, fazla bir şey düşünmek gereksiz olur. Hem geri dönemezsem kimse hatırlamayacak, fark etmeyecek beni; hatta benim eksikliğimi duymayacak, gittiğimi hiç bilmeyecekler. Ve belki de gittiğim yerde, yine yalnız ve pek bir iz bırakmadan “Kayıp” olacağım. Artık her ne olacaksa: “Ben, hazırım her şeye.”

Şimdi soğuk ameliyat masasına yattığımda, Azrail’in pis bir sırıtışla yatağın kenarında beklediğini hissediyorum.

Ellerime ve ayaklarıma iğneler takılıyor. Onların acısını umursamıyorum. Doktorlar bir şeyler anlatsalar da onları dinlediğimi söylesem yalan olur. Sadece tepemdeki cihazlara bakıyorum. En son, doktorun “Sen hâlen uyumadın mı?” sözünü anımsıyorum. Anestezi ve narkozun etkisiyle bir tuhaf uğultudan sonra uykuların en derinine dalarak, yavaş yavaş kapanan gözlerim ile kendinden vazgeçiş.

Bir neşter darbesiyle gücü tükenmiş ruhum; binlerce fit yükseklikteki düşsel mesafelerden, dibi görünmeyen karanlık bir kuyuya kanaya kanaya düşerken artık içinde yaşadığım kişiye ulaşılamıyor.

Ölüm ve yaşam arasında gidip gelirken; daha doğrusu başka bir boyutta geri gelme konusunda ümidim kalmamışken birden “Uyan!” diye seslenen sessizliğin sesi.

Ve bu yolculuğun sonunda, tam 10 saat sonra, soğuk bir yoğun bakımda; narkoz, etkisini yavaş yavaş süpürürken bedenimden, kendimi buz kesmiş bedenimi hissetmeye çalışırken bulan, ağrıdan yatağa yapışmış bir ben. Hemen sonrasında; düşüncenin, zihne düştüğü ilk an çaktığı kıvılcım gibi açılan gözlerim. Hani sonsuza dek uyumak isterken uyanır ya insan birden, işte öyle uyandım. Uyanmak, hiç bu denli özel olmamıştı. Ellerimi ve ayaklarımı hissettiğimi fark ettiğimde gözlerimden sevinç gözyaşları aktı içime. Ve 26 Mart 2014 günü; yanı başımda yeni bir hayat, hatıra defterinde başka bir yaşantı karşıladı beni.

Hayatımın en farklı gününü yaşarken artık tek bildiğim, nefes almanın ne kadar önemli olduğu. Ayrıca tekrar gökyüzüne bakabilmek için istemekten çok hissetmek gerektiği fark etmek. Ve adı “Hayat” olan o gerçekliği şimdi daha iyi anlamak. Hepsinden daha da önemlisi, hayata yeniden gülümserken “Yaşıyorum…” diyebilmek.

Evet, ben geldim hayat… Özür dilerim üzdüysem seni. Aç kapını bana, yüzüme kapatma. Artık barışalım ve güzel şeyler olsun.

Enginalp Derince

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...