Yansıma K-6452

Gece Gündüz
A A

Yansıma K-6452

Onlarca, yüzlerce, binlerce hatta sıradan bir insanın sayamayacağı kadar ayna, uzun koridorda yan yana dizilmişti. Kimisi pembe çerçeveli, kimisi antika, kimisi süper kahramanlı aynalar. Hepsinin üzerinde K ile başlayan ve birden okunamayacak sayılara kadar uzanan numaralar vardı. Tüm aynaların üzerine, kırmızı sirenler düşerken bir yandan da üstlerine gaipten gelen siyah perdeler çekiliyordu. Mekanik ses, aynalardan oluşan koridorda yankılanıyordu. “Tüm Yansıma’ların dikkatine; acil toplanma merkezine, hızlı adımlarla gelmeniz önemle rica olunur. Tekrar ediyorum…”

1 SAAT ÖNCE

“Evet K-6452, bugün nasıl hissediyorsun.” dedi aynalarla dolu koridora açılan ve elinde geniş bir defter tutan sekreter kız. “Sanırım biraz uykulu.” dedi K-6452. “Bunu, gerçek halimi görünce öğreneceğim.” Sekreter kız, K-6452’ye tebessüm ederek elindeki deftere bir tik attı ve arka sıralara doğru ilerlemeye başladı. K-6452, bakışlarını ileri dikmeden önce, kolunda çıkan kızarıklığı fark etti. “Sahibimin, eve acilen bir sineklik alması lazım.” diye geçirdi içinden.

Ne olduğunu anlayamadıysanız ve bu evrene kendinizi epey yabancı hissettiyseniz, size bir özet geçeyim. K-6452, bir Yansıma; daha da açıklayacak olursak bir ayna yansıması. Kendisi, İngiltere’de yaşayan ve işsiz olduğu için bütün gün evinde çiçeklerine bakım yapan; bedeni otuzlarında, ruhu ise yetmişlerinde bir adamın yansıması. Adam, ne zaman bir aynada yansımasıyla karşılaşacak olsa görev, K-6452’ye düşüyor. O, ne yaparsa onu taklit ediyor; adamın vücudunda olan değişiklikler, birebir onda da oluyor.

Üstelik bu görev, sadece K-6452’ye has değil. Şu anda işbaşı yapan, 8 milyara yakın meslektaşı var onun. Evet, tahmin ettiğiniz üzere, hepimiz için bir tane. İnsanlık kurulduğundan beri, kaç milyar yansıma olduğu hakkında fikrim dahi yok. Tek bildiğim, ölen kişilerinin yansımalarının kendilerini aynalarına hapsettiği.

K-6452, kolundaki sivilceyle ilgilenirken parmağında bulunan ufak ekrana bir bildirim geldi. Sahibi uyanmak üzereydi ve ilk olarak banyodaki aynasına bakacak olmalıydı. 187293 numaralı ayna. Parmağına sabitlediği ufak ekran o kadar küçüktü ki sahibinin ekranı görmesi için teleskop kullanması gerekirdi. Ancak bu ufacık ekrana mesaj geldiğinde yazılar oldukça büyük çıkıyordu. Onun da çözümü bulunmuştu, aynanın önüne geçmeden önce ekranlar çıkartılıyordu.

Ekranında yansıyan numaraya doğru, otuz yıldır bu işi yapmanın verdiği alışkanlıkla, emin adımlar atarak ilerledi K-6452. 187. sıranın 293. aynasına gitmesi gerekti. Geç kalmayacağına emin olmasına rağmen yine de aceleci adımlarla görev yerine gidiyordu. Yolda tanıdık olan yansımalara selamlar verdi ve beş dakika geçmeden 187. koridora ulaştı.

Sol tarafında dizili arkası dönük aynalar, sağ tarafında ise önü dönük aynalar vardı. Ön tarafı dönük aynalarda görünmüyordu; bunun sebebi ise arkalarında ortamın dekorları olmalarıydı. Kısacası, adını söyleyemediği bu hayati önem taşıyan devasa şirket, her şeyi düşünmüştü.

293. aynaya ulaştığında kabinine girdi ve aşina olduğu banyonun mavi fayanslarına sırtını döndü. Ufak aynaya yüzünü döner dönmez, sahibini taklit etmek için omuzlarını düşürdü. Solundaki askıdan üzerine pijamasını giydi ve beklemeye başladı. İş başı yapmasına üç saniye kaldığında, son rötuş olarak saçlarını dağıttı ve uykulu gözlerle aynaya baktı.

Son, üç, iki, bir…

Ayna açıldığında sahibine üstten, uykulu bir bakış attı fakat karşısındaki, her gün görmeye alıştığı adam değildi? Aksine saçlarına bigudiler takmış, pembe gecelikli bir kocakarı duruyordu karşısında. Üstüne üstlük gözleri bile bir nebze çekikti. K-6452 ne yapacağını bilemeden kendini, paniğin güvensiz kollarına teslim etti.

Karşısındaki kadın henüz onu fark etmemiş gibiydi zira gözleri uykulu bakıyordu. “Ben ne yapacağım?” diye fısıldadı K-6452. Soru işaretini henüz ortaya koymuştu ki yansımadaki kadının uykulu gözleri ardına kadar açıldı ve ağzından bir çığlık fırladı. Çok geçmeden aynalardan çığlık, küfürler ve ağlamalar yükselecekti. Anlaşılan tek hata K-6452’de değildi.

ŞİMDİ

“Böylesine basit bir hataya nasıl düşersin!” Bağırıyordu fakat bağırmasının çare olmayacağının bilincindeydi patron. Yıllar önce bu işi kurduğunda tek riskin, bir karışıklık olduğunu biliyordu; yıllar sonra o karışıklık gelip çatmıştı. Azarladığı kadın, onu duymaz gibi elindeki verileri aktardı.

“Psikiyatra başvuran insan sayısında hızlı bir yükselme var efendim.” dedi. “Ne yazık ki başvurdukları psikolog ve psikiyatrlar da delirdiğini düşünüyor.”

Patron elini sertçe masaya vurduğunda, masanın köşesinde duran her şey yeri boyladı.

“Ayrıca intihar edenlerin sayısı dörde katlandı.”

“Beni de…” dedi patron. “İntihar edenlerin arasına yazsan iyi olur.”

Emir Evren

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...