Sol Ayağım – Christy Brown

Gece Gündüz
A A

“Madem dans etmenin zevkini tadamıyordum, yaratmanın büyüsünü yaşayabilirdim.” (s.180)

5 Haziran 1932’de Rotunda Hastanesi’nde dünyaya gelen Christy’nin öyküsü bu. Doğumundan belli bir süre sonra yaşıtlarından farklı olduğu düşünülen, eksik yanları olduğuna hüküm verilen ve doğuştan beyin felci geçirdiği öğrenilen küçük Chris’in hikâyesidir.
Kitabı ilk elime alıp arka kapağını okuduğumda, gerçek bir hikaye okuyacak olmanın heyecanını hissettim. Daha satırlara başlamadan içimi bir keşif merakı kapladı. Hani bizim başımıza gelmediğine şükrettiğimiz trajediler var ya işte onların içten içe şükrü ve doğuştan beyin felciyle hayata atılan birinin neler yaşayabileceğinin düşüncesi ile başladım okumaya. Bir yandan kafamda tasavvur ediyor bir yandan da eksik yanlarımızın olabileceği fikriyle, fiziksel bir eksikliğin yaratabileceklerini kuruyordum kafamda. Oysa en büyük eksikliğin “sevgisizlik” olduğunu öğrenmiştim bir zamanlar.

Christy Brown, doğuştan beyin felci geçirmiş bu çocuk, yaşı ilerledikçe yaşıtlarıyla arasındaki farklılıkları hissetmeye başlıyor. Talihsiz bir çocuk olarak addediliyor. Ama okuduğunuz satırların bu çocuğun sol ayağından akıp geçtiğini düşününce, kötü şartların iyileştirilme serüveni olarak bakıyorsunuz olaya. Okudukça kendi çerçevemi çizdim ve okudukça kendimi gerçekleştirilebilecek mucizelere teslim ettim. Talihsiz diye nitelendirilen, eksik bir çocuğun düşüncelerinden çıkanları büyük bir merakla okudum.

“Asla diğer insanlar gibi olamayacaksam, en azından kendim gibi olmak için elimden geleni yapacaktım.” (s. 144)

Doğuştan beyin felci geçirmiş bir çocuğun satırlarıydı bunlar. Kendi hikâyesini yaşarken yazan bir çocuğun satırlarıydı bunlar. Normal insanlar gibi olmaktan çok; kendini var etmeye, normalleştirmeye çalışan birinin içinden geçenlerdi. Yaşanmış bir hikâyeden çok, bir başarı öyküsüydü bu kitap benim için; hem de hayata bir sıfır yenik başlayan birinin, normal diye addedilen insanlara karşı verdiği eşitlenme, kendini anlatabilme mücadelesinin adımıydı.

Sol ayağıyla dünyaya tutunan, kendini sol ayağıyla yaptığı resimlerle ifade eden ve sol ayağıyla duygularını kâğıda döken bu hikâye; okurken çok şey öğretiyor insana. Yazar, bu mücadelesini şu satırla döküyor ortaya:

“Diğer insanlarla aramdaki, büyük engellerden biri olan, konuşma engelini aşmak için bir yol bulmuştum. Dudaklarımla söyleyemediklerimi kâğıt üzerinde ifade ediyordum.”

Oysa insanın yemek, içmek, koşmak kadar konuşmaya da ihtiyacı vardı. Kendini anlatmaya, insanlarla ortak bir dil bulmaya ihtiyacı vardı. Doğuştan beyin felci geçirmiş olan Chris, işte bu iletişimsizlik engelinden dem vuruyor, en çok bunun eksikliğini hissediyordu.

Christy Brown’un sol ayağından çıkan bu kitabını bitirdiğimde, sol yanımda bir sızı hissettim. Daha da yazıp kitabın büyüsünü kaçırmak istemem. Ama okurken Chris’in size öğütleyeceklerine dikkat edin. Hayata nereden başlarsanız başlayın pes etmemeyi; sizi koşulsuz seven, her koşulda yanınızda olan sevdiklerinize tutunmayı ve kendi yapabileceklerinizin farkına varabilmeyi not edin bir yere. Fırsatını bulunca da kitabı temin edip okumayı unutmayın.

Emine Üstün

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...