Hızlı Bir Değişim

Gece Gündüz
A A

Hızlı Bir Değişim

Uzun zamandır görmemiştim onu. Şimdi gerçekten karşımda mı duruyordu, yoksa özleme krizlerimde hayaletini mi yaratmıştım yine kafamda? Ama buradaydı işte, tam karşımda oturuyordu. Ayrıldıktan sonra o kadar ısrar etmiş, arayıp ağlamıştım ki; sonunda dayanamayıp, giderken yapamadığı o son konuşmayı yapmak istediğini söylemişti. Olsun, buradaydı ya, nedeni ve ne içini önemli değildi. Hatta biraz sonra ağzından çıkması muhtemel “Biz ayrıldık, hayatına devam etmelisin” gibi avutucu cümleleri bile umurumda değildi. Anı yaşa felsefesini çok yanlış anladığımın farkındayım ama son kez görmek diye bir olguya da inanmayı ne yazık ki bırakamıyorum elden. İlk tanıştığımız mekânı seçmiştim buluşmak için, ilk izlenimin ve ilk anıların hatırlatıcı etkisini son kez devreye sokmaya niyetlenerek. Belki anıları canlanır, kalkar boynuma sarılır ve bensiz yapamayacağını anlardı bir anda. İzlediğim bütün filmlerdeki aşk gibi; ayrılıp birleşmeler de aniden gerçekleşmiyor muydu? Neden olmasın ki…

Ben gözlerimi ayırmadan ona bakarken; kafamda benden sonra oluşmuş, olabilecek değişimler analizine dalmıştım. Türlü senaryolar kurarak; zayıflamasından, ayrıldıktan sonra uykusuz kalmasına kadar düşlüyordum acı çekmelerini. Oysa o, masadaki çay bardağına sabitlenmiş bakışlarıyla suskun kalışını sürdürüyordu. Zora gelince hep susardı zaten. Birlikteyken de pek konuşmazdı, benim sohbeti ilerletmemden ve ben olmasam ilişkimizin ne kadar monoton geçeceğinden bahsederdi hep. Şimdi bensiz ne kadar süre suskun kaldı acaba? Ben yokken eğleniyor muydu mesela? Daha fazla suskun kalamadım ben de, zaten pek uzun sürede susamam ya, neyse.

Dayanamadım, “Nasılsın?” deyiverdim, bu sorunun sorulmasından hoşlanmadığını bilerek. “Nasılsın?” diye sorulmasından hep nefret ederdi, “Cevabının bilindiği soruların tekrar sorulması gibi” derdi. Zaten hep kötüydü o, hayatında hep bir şeyler yolunda gitmez, en karamsar tavrıyla bakardı her şeye. Belki de bu yüzden benimle olmuştu; benim hayata hep pozitif bakan taraflarım, onun negatifliğini unuttursun diye. Neyse, sormuştum bir kere, hem yeni ayrıldığın birine çıkıp da “Ne yapıyorsun?” diye de sorulmaz ki hesap vermesini ister gibi. En mesafeli en tarafsız soruydu bu.

Kafasını, avuçlarının arasında tuttuğu çay bardağından kaldırmayarak, “Bildiğin gibi, sen?” dedi. Tanrım nasıl bilebilirdim ki; biz iki aydır ayrıydık ve onun ne yaptığını, nasıl olduğunu kısa mesajlarından başka bir şekilde görmemiştim o süreçte.

Aklımda dilimden dökülmeyi bekleyen onca cümle olmasına rağmen, sadece “İyiyim…” kelimesi çıkabildi dudaklarımdan. Gerçekten iyi miydim peki, tabii ki de hayır. Hiç iyi değildim ve bunu hâlâ nasıl anlayamazdı. Ayrılık sürecimizde, eski alışkanlıklarımıza devam edip, her sabah “Günaydın” mesajı atarak yataktan çıkıyor ve “İyi geceler” mesajı atarak da uykuya dalabiliyordum. Bu muydu iyi halim? O ise başlarda cevapsız bırakmadığı mesajlarımı, alıştıra alıştıra azaltıyor ve sonunda hiç cevap vermemeye vardırıyordu işi.

Biliyorum; sürekli aramamdan, onu bunaltmamdan dem vurup ara vermeyi ayrılıkla sonuçlandıran da oydu. Ama ne yapabilirim ki, onu sevmeyi seçtiğimden beri başka şeyleri de aynı anda sevemiyordum. O varken, en sevdiğim çayı bile bardakta soğutacak kadar kendimi kaybediyordum.

Ben konuşmazsam bu konuşmanın yapılamayacağını bildiğimden, kendimi daha fazla tutamayıp içimdekileri bir çırpıda anlatmaya karar verdim.

“Seninle konuşmak için neden bu kadar ısrar ettiğimi merak ediyorsun, biliyorum ve sözümü kesmeden dinleyebilirsen seninle konuşmak istediklerimi anlatabilirim.” dedim. Sanki anlatacaklarımı duyarsa, her şey daha güzel olabilirmiş gibi.

“Dinliyorum…” dedi, yine yüzüme bakmayı es geçerek.

Bir kere cesaret bulmuştum ve hiç ara vermeden konuşmalıydım. Aynada yaptığım tüm o provalardan tek farkı karşımda canlı duruşuydu; ama şimdi konuşamazsam bir daha konuşma şansımın olamayacağını da bilmeliydim. İçimi atmosfere kadar doldurabilecek son bir nefes alıp başladım.

“Seni çok üzdüğümün farkındayım ama adı üzerinde ilişkiydi bu, tek taraflı olmamalı hiçbir şey de. Benim olduğu kadar senin de hataların olmalı ve ben kendi hatalı taraflarımın yükünü üzerime alıp, bunları telafi etme yoluna gitmek istiyorum. Hem biriktirdiğimiz onca anı ne olacak? Bilirsin, sen de bazen fazla öfkeli olabiliyorsun. Sana ait anıları hala sahipleniyorum ben, hem çorabının teki hâlâ bende…” diyerek, gülümsedim.

Ondan gelebilecek reaksiyonu görebilmek adına yüzüne bakıyordum ama o hala aynıydı. Bir mesaj sesiyle o kazulet duruşunu bozarak, telefonuna gelen mesaja baktı. Evet, gülümsemişti; ama benim sözlerime değil, o lanet olası telefonuna gelen herhangi bir mesaja. “Önemli bir konudur” diyerek kendimi kötü düşünceli senaryolardan uzaklaştırmaya çalışarak, onun ilgisini çekebilecek bir yerden girmeye karar verdim.

“Ne yani illa mutlu mu olmak lazım, biz de mutsuz oluruz dememiş miydik?” deyiverdim, Behzat Ç.’yi izlediğimiz günleri hatırlatmaya çalışarak. Ama o beni duymuyordu bile, bu bile onun ilgisini çekmiyor muydu artık?

İlk o an dank etti kafama, kafamda kurduğum o değişim senaryoları gerçekti ama benim düşlediğim gibi değil… Görüşülmeyen bu iki aylık süreçte, mutlu olmanın yeni yollarını bulmuştu ve bunların içinde ben yoktum. Mesajını yazıp kafasını ilk defa kaldırdığında, yüzündeki o tuhaflığı da gözlerimle görmüştüm. Belki en başta yüzüme bakıp konuşabilseydi, böyle uzun soluklu cümleler için çırpınmazdım ben de.

Her şey çok normal seyrindeymiş gibi “Ne diyordun?” demesiyle taşlar iyice yerinden oynamıştı; onun için inşa ettiğim, o korunaklı kalede…

Aklıma Çılgın Bediş gibi, önümdeki meyve suyunu kafasından aşağı dökerek, bütün sinirimi atmak geldi. Bu da nasıl bir çıldırma anıysa artık..

Son bir nefes daha alıp , “Her şey çok güzel olabilirdi ama neyse…” deyip kalktım masadan.

Ve o an farkına vardım ki; değişmeye can atan insanların zaman kavramı yokmuş. İsterse iki ay, isterse bir gün de farklılaşabiliyormuş. Ben değişmeye direnip boş yere yasını tutmuşum bazı şeylerin. Her şeyi anlamam ve hızlı bir değişim geçirmem içinse tek bir mesaj yeterliymiş.

Emine Üstün

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...