Çoban Yıldızı

Gece Gündüz
A A

Çoban Yıldızı

Her savruluşun bir hikâyesi vardır. Bir yerden bir yere giderken, bir yerden gelirken, bir yerde kalırken, kalmaya zorlanırken ya da hiçbir yere gidemeden öylece beklemek vardır olduğun yerde. Belki de bir yerde bile değilsindir. Ama ordasındır işte.
Yağmuru seviyorum, yalnızca onu böyle camdan izlerken. Zaten çoğu şeyi uzaktan severim ben. Bu sönen kaçıncı sigara, bilmiyorum. Yatağımda yatan yabancının adını, bilmiyorum. Saat kaç, bilmiyorum. En son ne zaman duş aldım, bilmiyorum. Ve hiçbir şey, bilmemenin bana verdiği acınası boşluğu selamlıyorum. Yüzüme vuran güneş, hiçbir anlam ifade etmiyor. Yeni bir günü karşılamak için beni davet ettiğini sanmıyorum. Sadece yaklaşık her gün bana ait olduğunu düşündüğüm bu yaşam tarzını tekrarlıyorum, bir döngü gibi. Serseriden bozma birkaç kişi, yeteri kadar alkol. Bakın işte bu cümleye bayılırım. “Yeteri kadar.” Yeteri kadar olan hiçbir şey yeteri kadar değildir. Bu düzmece düzen bittikten sonra yine bu camın kenarında aynı şekilde duruyorum. Çiseleyen yağmuru uzaktan izlerken, söndürdüğüm kaçıncı sigara bilmezken, kutsallığını çoktan yitirmiş yatağımda yatan kadının adını bilmezken, saatin kaç olduğunu bilmezken, öylece çiseleyen yağmuru izliyorum, uzaktan.

Ama o gece bir şey oldu. Sanki o birbirini tekrar eden günlerim birden bir bunalım yarattı beynimde. Kafamda deprem oluyor gibiydi. Çıktım. O küçük, sevimsiz sokaklarda yürüdüm. Bir sigara daha yaktım. Yürüdüm. Hava karaya çalmakla maviye boyanmak arasındaydı. Oturdum. Bırakıp geldiğim evimi düşündüm. “Yatağımın karşısında bir pencere var. Odanın duvarı bomboş. Nasıl yaşadım onca yıl bu evde? Bir gün duvara bir resim asmak gelmedi mi içimden? Ben ne yaptım? Kimse de uyarmadı beni. İşte sonunda anlamsız biri oldum. İşte sonum geldi. Kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım, kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım.” Kim söylemiş bunu? Kim benzemiş bana bu kadar? Hatırlamadım. Ama sonra bana hiç de yabancı gelmeyen, aşina olduğum o sesi duydum.
“Oğuz Atay…” dedi.
Bana onu anlat desen, vişneçürüğü renginde derdim. Ya da gülkurusu. O her şeyin solmuş haliydi. Ama en güzeli… İşte benim hikâyem böyle başladı. Ya da burada bitti.

Hikâyemde rastgele karşılaşmış olduğum ve tanıdıkça insanı büyüleyen bir edası olduğuna emin olduğum harika bir adamın aklındaki düşünceleri kendimce masallaştırdım. Onu tanıyıp onunla vakit geçirdikçe O’nun için çok geç olduğunu düşündüğüm zamanlar oldu. Benim evimde otururken gözleri duvarlarda asılı olan resimlere ilişirdi. Her hareketini takip ederdim ve bu bakışları bende tuhaf bir merak oluştururdu. “Ben de buna benzer resimler alacağım.” dedi, bunu hiç inandırıcı bulmadım. Kendine bile bu kadar yabancı olan bu insanın kendi cümlelerine itimat edeceğini aklıma bile getirmedim. Hatta buna güldüm. Vazgeçmişliğim benim için sembolü gibiydi. Belki bir gün ben de bu kadar vazgeçmiş olacağım, dedim içimden kendime -ta ki onun bir gün evinin duvarlarına bir resim astığını görene kadar.

Elif Maden

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...