Osman Bey

Gece Gündüz
A A

Osman Bey

Ölene kadar aynı hayatı yaşadı Osman Bey. Daha küçücük bir çocukken bile 70’lik ihtiyar gibiydi. Erkenden kalkar, evlerinin ilerisindeki parka gider, kuşları seyrederdi. Babası abdest alıp camiye giderken peşine takılır, onu taklit ederek namaz kılardı. Cami çıkışlarında babası işe gider, o mahallesinin yaşlılarıyla camideki çay ocağında oturur, birkaç elma çayı içip oradakilerle sohbet ederdi. Bu adamların diyecekleri çok şey vardı. Onların bilgeliğine saygı ve büyük bir hayranlık duyardı. Her sohbet bitiminde eve dönerken kendine bir söz verirdi; “Büyüyünce onlar gibi olacağım.” Sonra yine evlerinin oradaki parka oturup kuşları izler, bazen kendi yaşındakilerle bazen yaşlılarla sohbet eder, simit yerdi.

Yaşıtı olan arkadaşı yoktu pek, mahallenin ihtiyarlarıyla daha iyi anlaşırdı. Bir gün eve gelip babasından okkalı bir tokat yediğinde mahallenin dedelerinin de onu çok sevdiğini öğrendi. Hasta olup camiye gidemediği bir gün babasına “Senin oğlan pek olgun, koca adam gibi konuşuyor, bizimle sohbetlerini bir görsen!” demişler. Onlara göre bu hayranlık duyulacak bir şey, babaları içinse büyük bir utançtı. “Çocuk dediğin çocuk olmalı, koca adam gibi konuşup beni rezil mi edeceksin, haddini bil!” diye bağırmıştı babası. Bu da işe yaramayınca eve kapatmıştı oğlanı. Bu yaptığının büyük bir hata olduğunu çok sonra anlayacaktı. Çünkü Osman eve kapatıldığından beri bir boşluk bulup kaçıyor, mahallenin sahafına gidip birkaç kitap alıyor, annesi fark etmeden eve dönüyordu. Ve devamlı okuyordu. Okudukça daha büyük konuşuyor, daha çok olgunlaşıyor ve hatta arada sırada gittiği camideki ihtiyarların ağzını açık bırakacak sözler söylüyordu.

Babası ise onun kendisi gibi esnaf olmasını ve kendinden sonra dükkânın başına geçmesini istiyordu. Yaptığı hatayı fark edip kitap okumasını yasaklamaya çalıştıysa da karısı ve büyüklerinden azar yemiş, “Bırak çocuk okuyup büyük adam olsun!” lafları altında çaresiz kalmıştı. Bu yüzden tekrar dışarı çıkmasına izin vermeye karar verdi. Böylece kitapları bir kenara bırakıp sokaklarda oynardı belki. Ama bu da işe yaramadı. Küçük Osman bu seferde aldığı kitapları parkta okuyor, okuduğu her şeyi yalayıp yutuyor ve gittikçe daha büyük bir adam oluyor, olgunlaştıkça olgunlaşıyordu. Babası ise ne yapacağını bilemiyor, bu büyük adam gibi konuşan çocuğun içine şeytan girdiğinden şüpheleniyordu. Etrafındakiler ise “Okula başlasın, öğretmen döver, adam eder!” diye babanın içini rahatlatmaya uğraşıyorlardı. Bu sırada kimse 6 yaşında olan Osman’ın nasıl okumayı söktüğünü merak etmiyordu bile.

Bir sene sonra Osman okula başladığında düşünülenin tam tersi oldu. Öğretmeni Osman’daki zekâyı ve hırsı görüp bu çocuğa daha fazla fırsat ve kitap verdi. Böylece Osman her gün kalkıp okula gidiyor, çıkışta soluğu öğretmeninin verdiği kitaplarla birlikte parkta alıyordu. Babası eve dönüşlerinde oğlunu parkta buluyor ve yaşıtları gibi oyun oynamayıp zamanının tamamını ya kitap okuyarak ya da cami kahvesinde kendinden 60 yaş büyük adamlarla muhabbet ederek geçirmesinden büyük hüzün duyuyor ve neden diğer çocuklar gibi normal değil diye devamlı endişeleniyordu. Cami ahalisi ise adama bunun kötü bir şey olmadığını ve çocuğu okuyup büyük adam olacağı için sevinmesi gerektiğini söylüyordu. Ama babası oğlunun devamlı aklını çelen kitaplar okumasını bir türlü kabullenemiyordu. Bu yüzden kimseyi dinlemeyip kendince bir çözüm buldu; askeri okul.

Osman’ı ortaokuldan sonra askeri liseye verdi. Bu şekilde orada adam olacağını ve aklını çelen kitaplar okumak yerine en azından vatana millete hayırlı olacağını düşündü. Ama genç Osman lisede babasını yanılttı. Askeriyede de akşam ışıklar kapanana kadar ve ışıklar kapandıktan sonra sakladığı küçük bir el feneriyle neredeyse sabaha kadar uyumuyor ve okumaya devam ediyordu. Bulabildiği her şeyi hem de; gazeteler, dergiler, ansiklopediler… Büyük bir hırs ve yüksek zekâyla liseyi birinci bitirdi Osman. Babası sonunda gurur duyuyordu oğluyla. Böylece hava harp okuluna ve birikimlerini kâğıda aktarmaya başladı Osman Bey. Ve hem çalışıp, hem okuyup, hem yazdı senelerce. Binbaşı oldu, evlendi, çocukları oldu. Arkadaşlarına göre Genelkurmay Başkanı olacak adamdı, olurdu da ama istemedi Osman Bey daha fazlasını. Yıllar sonra doğduğu eve yerleşti. Ve hep evinin ilerisindeki o parka gitti. 70 yaşında o parkta otururken de hayatını ne kadar dolu yaşadığını düşünüyordu. Öldüğünde geriye iki çocuk ve onlarca kitap bırakacaktı üstelik. Yanına gelip oturdu babası. İki ihtiyar bir süre öylece oturdular. Gitme zamanının geldiğini anladı Osman Bey. O kadar gerçekti ki bir an emin olamadı hayal mi görüyor yoksa gerçekten babası mı geldi diye.

“Ne vardı bu parklarda?” dedi babası.

“Kuşlar” dedi Osman Bey. “Kuşlar vardı baba. Gökyüzüne uzanan ağaçlar ve oynayan çocuklar. Şehirlerdeki parklarda oturan insanlar telaşı olmayan, mutlu insanlardır baba. Bu yüzden hep çocuklar ve yaşlılar olur parklarda ve bende bu yüzden en çok parkları severim.”

Son nefesini de büyüdüğü, öğrendiği, geliştiği, piştiği parktaki bir bankta verdi yaşlı adam. Belki de bu yüzden bu hikâye Osman Beyden çok “Binbaşı Osman Karaca Parkı”nın hikâyesidir.

Efsun Etlioğlu

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...