Bir Çift Yürek – Marlo Morgan

Gece Gündüz
A A

“Sen ‘daima’ ne kadar uzun bir zaman sürecidir, biliyor musun?”

Marlo Morgan Avustralya’da Aborjinler hakkında proje yürüten bir kadının ülkenin çöllerinde yaşayan bir kabile tarafından kutlama için davet edilmesi ile başlayan hikâyesinde insanların aslında neler yapabileceğini sorgulatıyor okurlarına. Kadın kahramanımız bir yemek ve kutlama beklerken kabile onun çölde 3 ay kadar sürecek bir yürüyüşe çıkarıyor. Üstelik tamamen eşyasız, ayakkabısız ve üzerinde bir parça örtü ile. Daha kitabın ilk satırlarında belki de bu yolla insanların maddeye ne kadar düşkün olduğunu söylemeye çalışıyor yazar. Hâlbuki kabile halkı maddenin bir amaç değil bir araç olduğu görüşünde.

Kabileyi ve dolayısıyla hikâyeyi ilginç yapan kısım ise kabilenin güçleri. Tüm kabile süper güçler ile donatılmış! Bunun bilim kurgu romanı olduğunu ya da bu süper güçlerin lazer silahları olduğunu düşünmeyin sakın. Bu süper güçler biraz daha farklı. Bu kabile normal insanların gördüklerinden daha uzağı görebiliyor, duyduklarının iki katını duyabiliyor, koca çölde hiçbir makineden yardım almadan sadece sezgileriyle su bulabiliyor, yanlarında hiç yemek taşımadan her gün karınlarını doyurabiliyor ve okuduğunuz zaman keşfedeceğiniz, aklınızın ucundan dahi geçmeyecek bir sürü yetenek ile yaşamlarını sürdürebiliyorlar.

Fakat tüm olayları daha da ilginçleştirip merakımızı sonuna kadar körükleyen şey bu söylenenlerin kurgu olmaması. Yazar gerçek anlamda Avustralya’da yaşadığı bir serüveni biraz kurgulayarak önümüze seriyor. Tüm bu özel güçlere sahip insanların gerçekten bir yerlerde yaşıyor olması ise okurlarına müthiş bir mesaj bırakıyor.

Kabile kendilerine “Gerçek İnsanlar” bize ise “Mutantlar” demeyi tercih ediyor. Zira biz onların gözünde kendini doğadan ayırmış, yabancılaşmış ve dolayısıyla Mutant haline gelmiş insanlarız.

“Mutanta pek çok şey öğrettik; biz de ondan pek çok şey öğrendik. Anladığımız kadarıyla Mutantların yaşamında et sosu diye bir şey var. Onlar gerçeği biliyorlar ama bu, çıkar, maddecilik, güvensizlik ve korku denen kalın ve baharatlı bir kabuğun altında gömülü kalmış. Yaşamlarında bir de pasta kreması diye bir şey var. Bu, onların varoluşlarının tüm dakikalarını yüzeysel, yapay, geçici, hoş lezzetli, hoş görünüşlü tasarılar yapmakla geçirdiklerini ve yaşamlarının pek az zamanının sonsuz varlıklarını geliştirecek eylemlere ayırdığının bir kanıtıdır bizce.” (Syf: 230)

Marlo Morgan bize başarılar, paralar, görünüşler ve sahte bir hayatla uğraşırken neler kaçırdığımızı hatırlatıyor belki de biraz acı bir dille. Kabilenin evrenle ve Tanrısal Birlikle nasıl bütün oldukları ve bunun sonucunda nasıl doğal ve güzel bir hayat yaşadıkları okuyucuların beynine işleniveriyor. Aynı zamanda kabile savaş, kader, şükür gibi konulara tamamen başka bir bakış açısıyla değiniyor.

“Savaşta ahlak yoktur dediler. Ama yamyamlar asla bir günde yiyebileceklerinden fazlasını öldürmezler. Sizin savaşlarınızda, birkaç dakika içinde binlerce kişi ölüyor.” (Syf: 111)

“Gerçek İnsanlara en saçma görünen olaylardan biri, misyonerlerin, yemeklerden önce çocuklarına ellerini kavuşturup tanrıya şükretmelerini öğretmeleri konusundaki ısrarları olmuştu. (…) Kabilenin inancına göre, misyonerler, kendi çocuklarına minnet duymayı öğretmek zorundaysalar ki bu, insanın içinden gelen bir duygudur, dönüp içinde yaşadıkları toplumu bir daha gözden geçirmeleri gerekecektir.” (Syf: 199)

Doğa ve Tanrısal Güç ile bir türlü barışamayan ve devamlı ona karşı duran biz Mutant insanları gelecekte nelerin beklediği ise tam bir muamma.

Bu nefes kesen romanı okurken aklımızda hep Hubert Reeves’in meşhur sözü yankılanıyor. “Doğayla savaş halindeyiz. Eğer kazanırsak, kaybedeceğiz.” İşte Gerçek İnsanlar doğayla savaşmayan tam aksine onunla birlikte yaşayan insanlar, bizim ne kadar tehlikeli olduğumuzu bize anlatmaya çalışıyor bu romanda.

Kitabın en müthiş yanlarından biri ise Gerçek İnsanların her diledikleri, söyledikleri ve hatta düşündükleri şeyin sonuna “Eğer evrenin her yanındaki yaşamın hayrına ise…” cümlesini eklemeleri. Devamlı isteyen, karşılığında hiçbir şey yapmayan, vermeden almaya çabalayan biz bencil insanların tam da burada durup düşünmeleri gerekiyor kanımca. Çünkü bu cümleyi kurabilmek evrenle bir olmaya başlamanın anahtarı, doğaya ve diğer yaşantılara saygı duymanın sonucu ve aydınlığa ulaşmanın tek yoludur.

Kitabın yayınevi olan Klan Yayınevinin bildirisi ise şu şekilde;

“Bir zamanlar kendilerine Dans Eden Wu’lar denilen bir grup bilge şaman klanı yaşardı. Yüzyıllar boyunca danslarıyla Yer ile Gök arasındaki dengenin korunmasını sağladılar. Tavsiyelerini dinleyen tüm hükümdarların halkı barış ve mutluluk içinde yaşadı. Danslarını sürdürdükleri sürece evrenin ışığı yerden ve halkların üzerinden uzak kalmadı. Ne zaman danslarını bıraksalar o kudretli ışık dünyadan uzaklaştı.”

Ben bu romanın okunup, okutulup, Gerçek İnsanların mesajının tüm dünyaya duyurulması gerektiğini düşünüyorum. Tüm insanların barış ve mutluluk için bu dansa başlaması ve asla bırakmaması gerektiğine tüm kalbimle inanıyorum. Eğer bu evrenin her yanındaki yaşamın hayrına ise.

Efsun Etlioğlu

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...