Aşktan Büyük Ne Var?

Gece Gündüz
A A

Aşktan Büyük Ne Var?

Genç çocuk, ezbere bildiği sınıfın penceresine baktı. Dersler bitmiş, okul dağılmış ve o hiçbir derse girmemişti. Gerçi girseydi de anlamazdı, dinlemezdi ki zaten. Ders boyunca aklından geçen bin bir düşüncede boğulurdu. Dersler değildi onu boğan, edebiyat öğretmeni Handan Hocaydı. Okunan şiirlerin, karşısında satırdan döküleceği; anlatılan şairlerin, en güzel şiiri yazmak için uğraşacağı kadar güzeldi o.

-Aşktan büyük dert mi var?-

Onun gibi kanı deli bir çocuğa, tüm gün oturup şiir okutacak kadar güzeldi işte. Çok şiir okudu, çok şair tanıdı bu sürede ama ondan güzelini bulamadı.

Kafasında tilkiler birbirleriyle yarışıyor, planlar üstüne planlar kuruyorlardı. Ah üçüncü değil de birinci katta olsaydı şu sınıf. Nasıl girerdi şimdi oraya. En iyisi hademeyi kafalamayı denemekti, başka şansı yoktu. Atladı oturduğu duvardan. Önce arka kapıyı kontrol etti, kilitliydi. Dolanıp şansını ön kapıda denedi ve bu sefer şansı yaver gitti. Fakat daha merdivenlere yönelemeden yakaladı okul hademesi onu. Delikanlının ise bahanesi hazırdı zaten. “Kitabımı unuttum abi.” dedi ve hademenin bir şey demesine izin vermemek için şimşek gibi fırladı merdivenlere. Uzun koridorda sınıfına doğru yürürken heyecandan kalbi sıkışıyordu. Ne olacaktı? Ne yapacaktı? Aylardır yaptığı planlar suya düşerse, ya hoca onu disipline verirse. Bu sefer herkes öğrenir diye düşünüp duraksadı delikanlı. Vazgeçti bir an. Fakat sadece bir saniye sürdü bu duraksama. “Öğrenirlerse öğrensinler, cinayet işlemedik ya; âşık olduk alt tarafı!” dedi boş koridora.

-Aşktan büyük cesaret mi var?-

“Ya daha kötü olursa peki?” dedi içinden bir ses. “Ya dalga geçerse seninle, ya gülerse, ya seni küçümserse?” Bu da fark etmezdi artık. Her riski almıştı buraya gelirken.

-Aşktan büyük yüzsüzlük mü var?-

Sonunda girdi sınıfa kalbi ağzında. Sabah ilk ders onun dersiydi. Her bir hareketini ezbere biliyordu Handan Hocanın. Bu yüzden çok emindi kendinden. Sabah sınıfa girecek, herkesi selamlayıp oturacaktı masaya. Sonra çantasında çıkardığı ıslak mendille masayı silecek, çantasını masaya bırakacak ve masanın altındaki çekmeceyi açıp elindeki kitapları koyacaktı. İşte delikanlı da oraya koyacaktı mektubu. Kendi yazmak istedi aslında, çok da uğraştı ama onun güzelliğini anlatacak şeyler yazmaya ne gönlü el verdi ne kalemi. Bu yüzden çok okudu; en güzelini, ona en layık olanını bulmak için çok okudu. Genç yüreğiyle, en çok beğendiği şiiri yazdı bir yüzüne kâğıdın; Handan Hocanın en sevdiğini de diğer yüzüne. Zarfa koyup üstüne en güzel yazısıyla “HANDAN” yazdı, koydu cebine. Şimdi elinde tuttuğu mektup onun son umudu, son çaresi, yüreğine serpilecek son suydu. Koyup çekmeceye çıktı okuldan.

Ertesi gün okula gitmedi delikanlı. Handan Hocanın ne diyeceğini bilemediği için korktu. Ama bilmediği bir şey daha vardı. O gün okula Handan Hoca da gitmedi. Ona şiirler yazan gencin aksine şiirden anlamayan bir adamdı kocası. Daha fazla dayanamadı kadının minicik vücudu, ruhu okyanus kadar olsa da. Kocasının şiddetine dayanamayıp can verdi gece vakti usulca. Delikanlı da bir daha uğramadı zaten okula. Mektubu ise akşam okulu temizleyen hademe buldu. O da şiir sevmezdi zaten.

-Aşktan büyük imkânsızlık mı var?-

Efsun Etlioğlu

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...