Tıkanma

Gece Gündüz
A A

Eski bir şaka vardır. Ah, iki orta yaşlı kadın, bir dağ otelinde ikamet etmektedir. İkisinden biri der: “Of, burada çıkan yemekler gerçekten kötü.” Diğeri de şöyle yanıt verir: “Evet, biliyorum, öyle… Küçük porsiyonlar.” Özet olarak hayat hakkında böyle düşünüyorum. Yalnızlık, acı ve mutsuzluk dolu. Ve her şey çok çabuk bitiyor. Bitmesini istemesek de bitiyor işte. Bu yüzden hiçbir şekilde tatmin olamıyoruz. Bu tatminsizlik bir süre sonra hırsa dönüşüyor; bu hırs da hem kendimize hem de başkalarına zarar vermemize neden oluyor.

Öyle ki; Orta Doğu ülkelerinde açlık, savaş görülürken Batı ülkelerinde ise refah ve bolluk görülüyor. Böyle iç karartıcı bir dünyada yaşıyoruz. O yüzden bana, “Ne iç karartıcı bir adamsın be!” demeyiniz lütfen. Size hep çiçek, böcek, pamuk cüce ve yedi prenseslerden bahsetmek isterdim. Ama işin aslı böyle değil işte. Şu inkâr edilemez ki: Günümüz modern insanı, bir tıkanmanın ortasında.

Önümüze sunulan bir yığın seçeneğin içinden, kendimize en uygun olanını seçmeye çalışırken başarısız oluyoruz; böylece zihnimiz, hayata geçirilememiş bir sürü planın artıklarıyla dolu oluyor. Ve tıkanma gerçekleşiyor. Neyi, niçin yaptığımızı bilemeyecek hâle geliyoruz. Ben mesela, ne için yazdığımı bile bilmiyorum. Bir sürü saçma sapan hikâye ve deneme yazdım; niye yazdım hâlâ bilmiyorum. Belki de bana yazdıran şey, senin acıların ve hayal kırıklıkların, ey post-modern insan! Belki de değil, bilmiyorum.

Toplumda da benim gibi böyle tıkanma yaşayan bir yığın insan var işte. Psikologlar, bu tıkanmayı giderebilecek tek grup güya. Ama gel gör ki onların da işleri başından aşkın. Çevrene bakacak olursan sadece korku dolu, güvensiz yüzler görürsün. Her ne kadar sahte gülüşlerle makyajlanmaya çalışılsa da görürsün bu yüzleri. Bırakalım artık kendimizi kandırmayı; mutlu, huzurlu ya da iyi değiliz. Herkesin kolayca birbirine kıydığı, sokaklarda polislerin, ambulansların, itfaiyelerin oradan oraya sürüklendiği ve bir psikopat tarafından, sudan bir sebep ile öbür tarafı boylayabileceğimiz bir dünyada, hiçbir zaman tam anlamıyla mutlu olamayacağız.

Bir linç kampanyası var bu toplumda. Birileri sürekli linç etme gayreti içinde. Böyle köşeye kıstırıla kıstırıla içimize kapandık. “Bu linç kültürü ruhlarımızı vatan yaptı!” Bu cümle, benim kurduğum bir cümle değil. Nihat Genç’in bir deneme kitabının arkasında yazılıydı. Hoşuma gitti ve bu gereksiz yazıda kullanmaya karar verdim. Dediğim gibi, ruhlarımızı vatan yaptı bu linç kültürü, ey çekirge!

Elimizde tek kalan şey ruhlarımız; senin olduğunu sandığın iphone, araba ya da diğer putlaştırdığın şeyler değil. Bunları kaybedersen telafisi var; ama ruhunu kaybedersen emin ol telafisi yok. Ruhunu şeytana satma. Şeytana uyma. Ve durmadan da şeytanlıklar düşünme artık, ne olursun!

Ey bu yalnızlığa itile itile karanlığın içine hapsolmuş post-modern insan! Bu modern diye bize kakalanan hayat tarzını benimseyeceğim diye kalabalıklar içinde yalnızlaştıkça yalnızlaştın. Kullandığını sandığın o akıllı telefonlar, bilgisayarlar aslında seni kullanıyor da haberin yok. Artık en ufak seçimler arasında bile tercih hakkını kullanamaz hâle geldin. Neden mi? Çünkü idrak yollarında tıkanma var. Bir tıkanma yaşıyorsun işte; kabul et bunu. Ben de bu habis hastalığın pençesindeyim.

Kendimi senden üstün gördüğümü sakın düşünme. Ben de bu idrak yollarının tıkandığı, iki arada bir derede kalmış insanlardan biriyim. Sokağa çıktığım her gün bir korkuyla çıkıyorum. Neden mi? Çünkü bütün bu korkularım, hayal kırıklıklarım ve yaşadığım bu tıkanmalar, bir insan sureti alır da sonra “Durmuş, pabucu yarım; çık dışarıya oynayalım. Seni biraz hırpalayalım; hırpalayamazsak dışlayalım.” diye köşeye sıkıştırılmaktan korkuyorum.

Böyle paranoyak hâle getirdi beni ve seni, o her gün televizyonda boy gösteren evham hanımlar, kahin bozuntuları. Bu yüzden yine anlıyoruz ki televizyon, bilgisayar ve akıllı telefon denen aletlerin bize faydadan çok zararı var. Zihinlerimizi onlarla allak bullak edip bizi böyle paranoyak, ödlek ve geberik hâle getirdiler. Sonuç olarak da tıkanmalarla hayatını sürdürmeye çalışan, sürekli kendi içinde çatışmalar yaşayan modern Zombi’ler hâline geldik. Evet, korku krallığında yaşamanın bedeli budur! Daha önce de dediğim gibi, karamsar bir yazı yazdığımın farkındayım.

Ama emin ol şekerim, karamsar olan ben değilim. Karamsar olan, içinde yaşadığımız bu dünya. Ben, sadece çevremde ne varsa onu yansıtıyorum. Yazarların da yaptığı bu değil midir zaten? Tabii kendime yazar dediğim falan yok. Cidden öyle demek istemiyorum. Değil yazar olmak, sıfır bile olmaz benden. Kendimi kendimden çıkaracak olsam sıfır kalmaz lan; o derece diyorum bak.

Ayrıca iyi bir baba olacağımı da sanmıyorum, bunu da araya sıkıştırmak gerekirse. Öyle kıyıda köşede yaşamaya çalışan insanlardan biriyim sadece. Hiçbir şekilde öne çıkmak, “Ben de buradayım.” demek istemiyorum. Çünkü böyle yapanları hep kırıyorlar, parçalıyorlar. Ben bu kalbimin kırılmasından artık yoruldum; gücüm de sabrım da kalmadı. Yüzüme vurulmayı bekleyen tokatları yiye yiye yaşayıp sonra da geberip gitmek istiyorum.

Evet, planım bu. Son olarak, eski bir şakayla bu saçma konuyu bitirmek istiyorum. Bir adam psikiyatra gider ve der: “Doktor, ah, erkek kardeşim bir deli. O bir tavuk olduğunu zannediyor.” Ve doktor der: “E, niye onu fırına tıkmıyorsun?” Adam bunun üzerine der: “Dediğini yapardım ama yumurtaya ihtiyacım var.” Sanırım, bu saçma şaka ile birlikte tıkanma mevzusu biraz daha anlaşılır hâle gelmiştir. Tamamıyla saçma ve mantıksız olan bu şaka bize gösteriyor ki çoğumuzun yumurtalara ihtiyacı var. Belki de yumurtalarla bu idrak yolları tıkanmasından kurtulabiliriz.

Durmuş Şık

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...