Susuzluk

Gece Gündüz
A A

2040 yılında su kaynakları oldukça azalmıştı. Bu yüzden devletler savaşın eşiğindeydi. Artık sadece korku hüküm sürüyordu bu kurak topraklarda. Adem, böyle bir ortamda hayatta kalmaya çalışan insanlardan biriydi. Yine önceki günlerde olduğu gibi yorgun ve susuz bir vaziyette yattığı kanepeden kalktı. Duvardaki saate baktı; tam yediyi gösteriyordu. Dengesini kaybetmemeye çalışarak tuvalete gitti ve musluğu açtı. Suyun gelmesini bekledi ama bir türlü gelmedi.

Boğazı çok kötü kurumuştu. Çaresizce etrafa bakındı. Sonunda klozetin içindeki pis suyu gördü. Fakat içmeye cesaret edemedi. Öfke ile mutfağa girdi ve musluğu açtı. Su yine gelmedi. Terli atletini çıkarıp bir yere attı ve kıyafetlerini giydi. Tabancasını alıp dairesinden çıktı. Asansörü çağırdı ve sabırsızlıkla beklemeye başladı. Biraz sonra asansör geldi ve bindi. Zemin katın düğmesine bastı. Asansör inmeye başladı. Belinden tabancasını çıkardı ve şarjörde mermi olup olmadığına baktı. Mermi olduğunu görünce şarjörü taktı ve silahı beline koydu. Asansör zemin kata geldi ve kapı açıldı. Dışarıyı kontrol ettikten sonra asansörden çıktı ve apartmanın kapısına doğru yürümeye başladı.

Kapıya tam varacaktı ki matarasını unuttuğunu fark etti. Bir küfür savurdu ve geri asansöre binip dairesine döndü. Kapıyı açıp girdi. Yatak odasına gitti ve matarasını aldı. Daireden çıktı ve asansöre binip zemin kata indi. Apartmandan çıktı ve yakıcı sıcağın altında yürümeye başladı. İlerledikçe havyan ve insan iskeletleri meydana çıkıyordu.

Adem, bu manzarayı gördükçe sinirleniyordu. Sıcak dayanılmaz hâle gelmişti. Şapkasını başına geçirdi ve güneş gözlüğünü taktı. Sonunda caddeye vardı ve yürümeye devam etti. Caddede bir dilenci dışında kimse yoktu. Biraz ileride kullanılmayan bir motosiklet gördü. Acele ile oraya gitti ve motosiklete bindi. Çalıştırmayı denedi ama çalışmadı. Okkalı bir küfür savurup motosikletten indi ve sıcağın altında tekrar yürümeye başladı. İki kilometre yürüdükten sonra bir restoranın önüne geldi. Girdi ve boş gördüğü ilk yere oturdu. Susuzluğu dayanılmaz hâle gelmişti. Başı dönüyordu.

Biraz güç topladıktan sonra kalkıp içecek bir şeyler aramaya başladı. Uzun bir arama sonucu masanın altında kutu kola gördü. Hemen kaptığı gibi açtı ve bir dikişte içti. Kola susuzluğunu geçirmek yerine daha da artırmıştı. Mutfağa girdi ve soğuk bir içecek aramaya başladı. Fakat bulamadı. Restoran’dan çıktı ve boş caddede yürümeye başladı. İleri de terk edilmiş bir araba gördü. Oraya vardı ve arabaya bindi. Çalıştırma düğmesine bastı. Araba çalıştı ve biraz yerden yükseldi. Adem, gaza bastı ve boş yolda gitmeye başladı.

Birkaç blok geçtikten sonra susuzluk yüzünden daha fazla yola odaklanamadı ve hızla bir direğe çarptı. Adem, kendinden geçti. Biraz sonra bir polis arabası, Adem’in kaza yaptığı yere iniş yaptı. Kapı yukarı doğru açıldı ve polis indi; arabanın yanına geldi ve cama vurdu. Adem, bir tepki vermedi. Polis kapıyı açtı ve Adem’i sertçe sarstı. Adem, kendine geldi.

Polis: İyi misin?

Adem: (Güçlükle) Harikayım.

Polis: Belli. Araba senin mi?

Adem: Hayır.

Polis: Demek çaldın.

Adem: (Güçlükle) Bunu şimdi konuşmak zorunda mıyız?

Polis: Tabii ki değiliz. Bekle de su getiriyim.

Polis, arabasına döndü ve bir şişe su alıp geldi. Şişeyi açıp Adem’e verdi. Adem bir dikişte içti.

Adem: Teşekkürler.

Polis: Önemli değil. Hadi hastaneye gidiyoruz.

Adem: (Güçlükle) İyi de param yok.

Polis: Orasını düşünme.

Polis, Adem’i arabadan çıkardı ve kendi arabasına taşıdı. Arabayı çalıştırdı ve olay yerinden ayrıldılar. Biraz sonra hastaneye vardılar. Polis indi ve hastaneye girdi. Adem, yarı uyanık bir şekilde oturuyordu. Biraz sonra polis, tekerlekli sandalye ile geri döndü. Adem, kapıyı açtı ve inip sandalyeye oturdu. Polis, onu kapı detektöründen geçirerek içeri sokuyordu ki detektör ötmeye başladı.

Güvenlik görevlisi: Üstünüzdeki metal eşyaları çıkarıp şu kaba koyar mısınız?

Adem, belindeki tabancayı çıkarıp kaba koydu.

Polis: Tabancanın ruhsatı var mı?

Adem: Ruhsatı vardı ama kaybettim.

Polis: Ruhsatsız tabanca taşımanın suç olduğunu bilmiyor musun?

Adem: Biliyorum.

Polis: Peki, niye bu suçu işliyorsun?

Adem: Niye mi bu suçu işliyorum? Susuzluğunu kan içerek gidermeye çalışan psikopatlara karşı kendimi savunmak için.

Polis: Sana hak veriyorum ama yine de ruhsatsız tabanca taşıyamazsın. Tabancana el koyuyorum.

Adem: Peki, el koyun.

Polis, tabancayı alıp beline yerleştirdi.

Polis: Burada bekle, bir doktor bulacağım.

Adem’i güvenlik memurunun yanında bıraktı ve gitti. Biraz sonra bir doktor ile geri döndü. Doktor onu kısaca muayene etti.

Doktor: Çok sıvı kaybetmiş. Hemen gözlem altına alınmalı.

Polis: Peki, bundan sonrasını siz halledersiniz. Benim gitmem gerek.

Polis hastaneden çıkıp gitti.

Doktor: Hemen hastaya kayıt açın ve bir odaya yerleştirin.

Doktorun bu talimatı üzerine bir hemşire geldi ve Adem’i kayıt bölümüne götürdü.

Memur: Adınız ve soyadınız nedir?

Adem: Adem Kurtuluş.

Memur: Doğum tarihiniz?

Adem: 2010.

Memur: Gün ve ayı da söyler misiniz?

Adem: O kadarını hatırlamıyorum.

Memur: Peki, sağlık sigortanız var mı?

Adem: Yok.

Memur: Sağlık sigortanız yok ise masrafları kendiniz ödemek zorunda kalacaksınız.

Adem: Hanımefendi, bana bir bakar mısınız? Sizce zengin birine mi benziyorum? Bu kahrolası hastaneye gelmeyi en başından beri istemedim zaten. Polis memuru beni zorla getirdi!

Memur: Kızmanıza gerek yok. Masrafları üstlenecek yakınınız var mı?

Adem: Hayır, hepsi mezarda.

Memur: Anladım. Başınız sağ olsun. Masrafları ödeyecek durumda olmamanıza rağmen kaydınızı açıyorum. Çünkü oldukça kötü durumdasınız. İyileşip çıktıktan sonra masrafları ödeyeceğinizi varsayıyorum. Kaydınız tamamdır. Hemşire hanım, hastayı yerleştirebilirsiniz. Geçmiş olsun.

Adem: Teşekkürler.

Hemşire, Adem’i asansörün olduğu tarafa doğru götürmeye başladı. Biraz sonra asansörün olduğu yere vardılar. Hemşire, çağırma düğmesine bastı. Asansör geldi ve bindiler. Hemşire, sekizinci katın düğmesine bastı. Asansör sekizinci kata geldi ve koridora çıktılar. Biraz sonra bir odanın önüne geldiler. Hemşire kapıyı açtı; Adem’i odaya soktu. Adem, sandalyeden güçlükle kalktı ve yatağa oturdu.

Hemşire: Pijamalar dolapta. Giyemeyecek kadar bitkin iseniz yardım edebilirim.

Adem: Sağ olun. Ben hallederim.

Hemşire: Peki, siz üstünüzü giyinin. Serumu alıp geliyorum.

Hemşire odadan çıktı. Adem, üstündekileri çıkardı ve zar zor pijamaları giydi; sonra yatağa girip hemşireyi beklemeye başladı. Birkaç dakika sonra hemşire serumla geri döndü. Serumu astı ve Adem’in koluna bağladı.

Hemşire: Saat bir gibi yemeğinizi getiririm. Geçmiş olsun.

Adem: Teşekkürler.

Hemşire odadan çıktı. Adem, gözlerini kapattı ve uyumaya çalıştı. Saat biri üç geçe hemşire odaya geldi. Tepsiyi taşınabilir masanın üstüne koydu ve Adem’in yatağanın yanına getirdi.

Hemşire: Adem Bey…

Adem, gözlerini açtı.

Hemşire: Buyurun, yemek haplarınızı için.

Adem, doğruldu ve hapları mideye gönderdi; sonra da suyu içti.

Adem: Teşekkürler.

Hemşire: Doktor bey birazdan sizi kontrol etmeye gelecek.

Hemşire odadan çıktı. Birkaç dakika sonra odaya doktor girdi.

Doktor: Nasılsınız?

Adem: Biraz daha iyiyim.

Doktor: Evet, iyi gördüm sizi. Serum yaramış anlaşılan. Bir ihtiyacınız olunca yatağınızın solundaki kırmızı düğmeye basarsınız. Tekrar geçmiş olsun.

Doktor odadan çıktı. Adem, televizyon izlemek istedi ama etrafta bir kumanda göremedi. Daha sonra sesli komut ile televizyonun açılacağı aklına geldi.

Adem: Televizyon açılsın.

Televizyon açıldı ama ekranda “Yayın yok” diye yazıyordu. Bunun üzerine televizyonun kapanması için komut verdi ve geri yatağa uzandı. Tavanı izlemeye başladı. Biraz sonra sıkıştığını fark etti ve güçlükle kalkıp tuvalete gitti. İşini gördükten sonra elini azıcık gelen suyla yıkadı ve yatağa döndü. Saatler hızla geçti ve akşam oldu. Sıkıntıdan patlayacak hâle geldi. Ne bir dergi ne bir gazete vardı. Yatağın solundaki kırmızı düğmeye birkaç saniye bastı. Biraz sonra hemşire gelip kapı eşiğinde dikildi.

Hemşire: Buyurun, ne istediniz?

Adem: Gazete veya dergi var mı?

Hemşire: Bir bakıyım.

Hemşire bir süre ortadan kayboldu. Biraz sonra elinde bir dergi ile geri döndü ve Adem’e verdi.

Adem: Teşekkürler. Televizyonda da bir şey yok; sıkıntıdan patlayacak hâle geldim.

Hemşire: Önemli değil. Başka bir şeye ihtiyacınız olursa buralarda olacağım.

Hemşire gözden kayboldu. Adem, dergiyi açıp okumaya başladı. Sonunda gözleri düşmeye başlayınca dergiyi bir kenara koydu ve gözlerini yumdu. Zorlu bir gecenin ardından sabah oldu. Adem, gözlerini açtı ve yavaşça doğruldu. Düne göre kendini daha iyi hissediyordu. Yataktan kalktı ve tuvalete girdi. Elini yüzünü yine azıcık gelen suyla yıkadı. Havluyla kurulandı ve odaya döndü. Geniş pencerenin yanına geldi ve dışarıyı izlemeye başladı.

Tek gördüğü, gri ve farklı renklerde olan beton yığınlarıydı. Bu beton yığınını biraz daha samimi ve katlanılabilir kılan bitki örtüsünden ise eser yoktu. Hava ise beton yığını gibi gri ve iç karartıcıydı. Adem, bu manzaraya dalmışken odaya hemşire girdi.

Hemşire: Bakıyorum da ayaktasınız.

Adem: Evet, düne göre iyiyim.

Hemşire: Ben kahvaltınızı getiriyim.

Hemşire odadan çıkıp gitti. Adem, koltuğa oturup hemşireyi beklemeye başladı. Biraz sonra hemşire elinde tepsiyle geri döndü. Tepsiyi masanın üstüne koydu ve Adem’in önüne getirdi. Adem, hapları mideye indirdi ve suyu içti.

Adem: Şimdiye kadar benimle ilgilendiğiniz için teşekkürler.

Hemşire: Rica ederim.

Adem: Bugün çıkış yapmak istiyorum.

Hemşire: Kendinizi o kadar iyi mi hissediyorsunuz?

Adem: Evet, bir şeyim kalmadı. Bugün çıkmak istiyorum. Masrafları da bir şekilde ödeyeceğim. Nasıl, bilmiyorum ama.

Hemşire: Peki, siz bilirsiniz.

Hemşire tepsiyi alıp odadan çıktı. Adem, üstünü giyindi ve asansöre binip zemin kata indi. Kayıt bölümüne gidip çıkışını yaptırdı ve hastaneden ayrıldı. Tabancası hariç diğer eşyaları yayındaydı. Nereye gittiğini bilmeden yürümeye başladı. Bir iki blok geçtikten sonra susadığını fark etti. Ama matarası boştu. Böyle birkaç saat daha yürüdü ve sahile vardı.

Kumun üstüne oturdu ve dalgaları izlemeye başladı. Koca sahilde sadece o vardı. Ha, bir de insan ve hayvan iskeletleri. Ölüm kokuyordu sahil. Kendisi de buracıkta ölüp bir iskelete dönüşmeyi istedi. Bu mücadelenin son bulmasını istedi. Sadece ölüm vardı aklında artık. Anne ve babasının yanına gitmeyi istedi. Onların yattığı mezarların yanına gömülmek istedi. Onu gömecek kimsesi yoktu gerçi.

Ölümün kokusunu, yüzüne esen rüzgârla birlikte içine çekti. Mezar ve ölüler geçmeye başladı gözünün önünden bir film şeridi gibi. Mezarlar. Ölüler. Gel uyku gel. Adem, zihninde oynayan bu filmi daha fazla izlemek istemedi ve kalkıp denize doğru sakince yürümeye başladı. Biraz sonra denizin içine girdi ve ilerlemeye devam etti. İlerledikçe batıyordu. Sonunda suyun içinde kayboldu. Bir süre suyun içinde kaldı. Sonra birden kafasını çıkardı.

Tuzlu su gözlerini ve burnunu fena yakıyordu. Acele ile çıktı denizden ve kendini kumun üstüne attı. Ağlamaya başladı. Gözlerinden yaşlar boşanıyordu sel gibi.

Adem: Lanet olsun! Artık yeter!

Koca sahilde sesi kaybolmuştu. Sonunda dayanamadı ve kumun üstüne serildi. Gözyaşlarını sildi ve gri gökyüzünü seyretmeye başladı. Biraz sonra gözleri kapandı. Artık gece olmuştu. Adem, hâlâ savunmasız bir şekilde yatıyordu kumun üstünde. Sonra birden, uçan motosikletli üç kan emici çıktı ortaya. Sahilde öyle giderken Adem’e rastladılar. Üçü de motosikletleri bir yere çekti ve inip onun yanına geldiler.

Birinci kan emici: Bugün şanslı günümüzdeyiz.

İkinci kan emici: Evet, oldukça susamıştım.

Üçüncü kan emici: Hadi, omuzlayıp götürelim buradan.

İkinci kan emici: Buranın nesi var?

Üçüncü kan emici: Belki bizim gibi olanlara denk geliriz ve paylaşmak zorunda kalırız. Bunu istemiyorum. Hemen depoya gitmeliyiz.

Birinci kan emici: Doğru.

İçlerinden yapılı olan onu kaldırıp omzuna attı ve motosiklete doğru götürmeye başladı. Diğer ikisi de onu takip ettiler. Yapılı olan, Adem’i motosiklete dikkatle yerleştirdi ve motoru çalıştırdı. Diğer ikisi de binip motoru çalıştırdı. Gazlayıp sahilden ayrıldılar. Birkaç saat sonra eski bir depoya vardılar. Üçü de motosikletleri park etti ve indiler. Yapılı olan, Adem’i alıp omzuna attı ve depoya girdi. Diğer ikisi de onu takip etti. Yapılı olan, Adem’i yere yatırdı ve dikilmeye başladı. Diğer ikisi de gelip Adem’in başında dikilmeye başladılar.

Birinci kan emici: Acayip susadım.

İkinci kan emici: Ben de.

Üçüncü kan emici: O hâlde neyi bekliyoruz?

Birincisi hırsla Adem’in boynunu ısırıp kanını emmeye başladı. İkincisi de sol taraftan Adem’in kanını emiyordu. Üçüncüsü de tam hâmle yapacakken Adem kendine geldi. Yavaşça gözlerini açtı ve dibinde kanını emen iki şerefsizi buldu. Kalbi fırlayacak gibi atmaya başladı. Sonunda korktuğu başına gelmişti. Üç kan emiciye yem olmuştu. Birden gücünü topladı ve sol eliyle birini bir tarafa, diğerini de bir tarafa ittirdi. Hırsla ayağa kalktı.

Adem: Ben sizin kan torbanız değilim!

Birinci kan emici: Şimdi görürüz!

İkinci kan emici: İşin bitti!

Birinci ve ikinci kan emici, Adem’e iki yandan saldırdılar. Adem, iki yandan gelen tekme ve yumrukları savuşturdu. Ama üçüncüden gelen tekme, onu yere yapıştı. Kısa sürede kendine geldi ve ayağa kalkıp tekrar dövüşmeye başladı. Birincisine sağlam bir yumruk geçirdi. İkincisine de bir tekme koydu ve yere indirdi. Tam üçüncü ile dövüşecek iken yataktan düştü ve kalkıp etrafına baktı. Ortada kan emici falan yoktu. Bulunduğu yer de kendi odasıydı. Bütün bu yaşadıklarının kötü bir rüya olduğunu fark etti.

Derin bir nefes aldı ve yatağına oturdu.

Adem: Bir daha korku filmi seyretmeyeceğim.

Kalktı ve mutfağa gitti. Yatakta bu kötü rüya ile boğuşmak onu terletmiş, doğal olarak da susatmıştı. Hemen bir bardak aldı ve musluğu açıp su doldurdu. Bir dikişte içti. Salona gitti. Anne ve babasını bulamadı. Bahçede olabileceklerini düşündü ve birinci kata inip bahçeye çıktı. Anne ve babası kahvaltı ediyorlardı.

Anne: Sonunda uyandın demek. Gel kahvaltını yap.

Adem, anne ve babasını bir süre seyretti.

Baba: İyi misin oğlum? Yüzün bembeyaz.

Adem: Kötü bir rüya gördüm.

Anne: Gel, otur da anlat.

Adem gidip oturdu.

Baba: Ee, nasıl bir rüya gördün?

Adem: Saçma sapan bir rüya işte.

Anne: Hep korku filmi seyredersen böyle rüyalar görürsün tabii.

Adem: Haklısın. Bir daha izlemeyeceğim.

Üçü de kahvaltı etmeye başladılar. Küçük dünyalarında, gerçekten bir su kıtlığı çıkana kadar, böyle mutlu bir şekilde kahvaltı etmeye devam edeceklerdi.

Durmuş Şık

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...