Onu Siyaha Boya

Gece Gündüz
A A

Onu Siyaha Boya

Bilmiyorum ne olacak bu halimiz? Çayın yanında katık oldu bu derdimiz. Artık ana baba değil, internet oldu sığınılacak tek gölgemiz. Peki, ne yapmalıyız sence ey bu zamanın küllerinde kaybolmuş kıymetlimiz? Seninki de soru mu kuzum? Yapılacak şey belli. Siyaha boya! Neyi kıymetlimiz, neyi? Seni üzenleri, o seni üzenlerin sana hunharca kustukları acıtan cümleleri, sana “Canım,” “Balım.” deyip sonra da topuklamış kız/erkek arkadaşını ve daha kafanı bozan ıvır zıvırı.

Tamam, diyelim ki dediğini yaptık. Her şey çözülecek mi? Ben, öyle bir şey demedim. O halde gelsin biri, gitsin biri. Unutalım gelmişi geçmişi. Gelsin biri, gitsin biri, silelim gelmişi geçmişi. Olabilir. Olmayabilir de. Sen, beni deli etmek için mi buradasın? “Welcome to the jungle.” şekerim. Seni o ormanda… Tövbe de kız.

Tamam, sakinim. Şimdi, başa dönecek olursak; hani dedin ya: “Onu bunu siyaha boya!” diye. Evet? Peki bu dediklerine; korkular, hayal kırıklıkları, kâbuslar da dâhil mi? Onlar değil şekerim. Sana sunduğum paket belli. Korkular, hayal kırıklıkları ya da kâbuslar olmadan hayatın tadı çıkmaz. Seni insan yapan bunlar. İyi de ben insan değilim ki! Düpedüz bir hayvanım. Su katılmamış bir Vietkong orkestrası, varyemez bir kodaman; nikâh masasındaki manitasına “Bu adam kim?’ diye soran olursa, ‘Eski bir dost.’ dersin sevgilim.” diyen adamım.

O halde seni, benim psikiyatr enişteme emanet ediyorum. Peki, öyle olsun. Kanser ol ve acı içinde öl! Hem de bağırsak kanseri! Mikroplar bağırsakta yaşar, bağırmasak da. Çok komik. Cenaze namazını da Jack Nicholson. Tamam şekerim, nasıl istersen. Ama başta da dediğim gibi: Sen, siyaha boya. Her şey çok güzel olacak onu siyaha boyayınca. Rolling Stones’un şarkısında da denildiği gibi: “Siyaha boyalı olmasın isterim, siyaha boyalı.” “Cehennetin” dibi be!

Durmuş Şık

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...