Komparatistim, Öyleyse Varım!

Gece Gündüz
A A

Daha dün annemizin kollarında yaşarken çiçekli bahçemizin yollarında koşarken; şimdi Komparatist olduk, sınıfları doldurduk, otu yedik hepimiz, yaşasın okulumuz!

“Nedir Komparatist?” dediğini duyar gibi oldum. Şöyle ki; Komparatist demek, Karşılaştırmalı Edebiyat bilimcisi demek. Biraz daha açacak olursak; romanları, benzerlik ve farklılıklarına göre karşılaştırıp sonra da bir sonuç osuran kişidir Komparatist. Aynı zamanda Alman kökenli bir üniversite bölümüdür; sonra sonra Türkiye’deki üniversitelere kurulmuştur bu Karşılaştırmalı Edebiyat denilen gereksiz bölüm. Gereksizdir çünkü istediğimiz kadar kitapları karşılaştırıp “Öhöm… Ee efendim ben, romanları birbiri ile karşılaştırdım ve karşılaştırma sonucunda, diğer ulusların romanlarından kat kat daha iyi roman yazdığımızı gördüm.” desek kimsenin umurunda olmayacak. Yani ne senin ne de başbakanın umurunda olacak. Şimdi buraya kadar neden mi bunları anlattım? Çünkü bizim Karşılaştırmalı Edebiyat bölümümüzün mezuniyet töreninde, sayın hocam konuşma yaptı. Şöyle demişti kendisi: “Sevgili öğrencilerimiz! Artık mezun oldunuz. Sizden, bu Karşılaştırmalı Edebiyat bölümünü insanlığa anlatmanızı ve sevdirmenizi istiyorum.” Aşağı yukarı böyle dedi ve ben de kendimi hocama borçlu hissettiğim için bu gereksiz bölümü size anlatma gereği duydum. Yoksa bana ne canım!

Öncelikle şu unutulmamalıdır ki Karşılaştırmalı Edebiyat bölümü, sütlaçtan bir bölüm değildir. Liseden mezun olan bir öğrenci, sıradan bir mantar olarak bu bölüme girer de eğer ki dersleri özümser ve iyice öğrenirse, bir kültür mantarı olarak mezun olur. Çünkü her şeyden biraz öğretilmektedir bu bölümde. Tarih, felsefe, kültür, psikoloji, sosyoloji, idiotloji, mantar, kantar… Ne ararsan yani. Bu dediğimi iyi anla lütfen, sayın okuyucu! Evet, aynen dediğim gibi bir kültür mantarı olarak mezun olur o sayın öğrencilerimiz; eğer verilenleri hakkıyla öğrenirse. Ama dersleri sadece sınıf geçeyim diye dinlerse o öğrenci, bölümü kazandığı günkü gibi bir mantar olarak kalır. Kültür mantarı sınıfına giremez. Böylece dört sene boşuna geçmiş olur. İyi düşünmek lazım bu yüzden. Kitap okumayı sevmiyorsanız, bu bölüme bulaşmayın. Çünkü durmadan kitap okuyacaksınız. Sonra da sizden bu kitapları karşılaştırıp bir sonuç osurmanızı isteyecek hocalar. Ya da “Ay, bak yabancı dil de öğretiyorlarmış kız! Girelim de İngilizce, Almanca öğretmeni oluruz mezun olunca…” diyecekseniz hiç bulaşmayın. Çünkü yabancı dili, öğretmen ya da tur rehberi olun diye değil, batı eserlerini okuyabilin, sonra da Türkçe eserlerle karşılaştırın diye öğretiyorlar. Ayrıca bu bölüme formasyon hakkı verilmiyor. Verileceğe de benzemiyor. Öğretmen olamazsınız; unutun bunu. Eğitim fakültesi var bunun için.

Lafın özüne dönecek olursak, Karşılaştırmalı Edebiyat bölümünün yapı taşları olan üç terim vardır. Birincisi Trivial Yazın, ikincisi Alımlama Estetiği, üçüncüsü de Metinlerarasılık. Bu üç öge, Karşılaştırmalı Edebiyat Biliminin belkemiğidir, kılçığıdır, kıkırdağıdır, dalağıdır. Bu üç öge olmadan “Karşılaştırmalı Edebiyat Bilimi” diye bir şey olmaz. Olmazdı da. Bu terimlerin ne olduğunu, Gürsel Aytaç’ın yazdığı “Genel Edebiyat Bilimi” ve “Karşılaştırmalı Edebiyat Bilimi” kitaplarından öğrenebilirsin. Tabii ki daha fazlasını da öğrenebilirsin. İşte Karşılaştırmalı Edebiyat bölümünün ne olduğunu, ne olmadığını anlatmaya çalıştım. Umarım anlaşılmıştır. Şimdi hep beraber şöyle diyelim ey Komparatist adayları; “Komparatistim, öyleyse varım!”

Durmuş Şık

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...