Kırgın Cumartesi

Gece Gündüz
A A

Kırgın Cumartesi

Kendimle kavgalıyım.
Birçoğunuzun aksine ben, kendimi eleştirmeyi ve bunu yaparken de pekâlâ acımasız olmayı becerebilen biriyim. İnancıma, inandıklarıma güvenmeyi isterim.
Yanılmak sözcüğü, bende sadece sözlükte kalan bir ibareden ibaret olsun istiyorum.
Tabii bu son zamanlarda pek de mümkün olmuyor.
Mesele mühim. Mesele kaç fincan çay içtirir bilemem ama üst üste epey sigara yakarız gibime geliyor.
Günlerden Cumartesi.
Benim son 3 yıldır en sevdiğim, en önem verdiğim ve “Enler” listemde 1. sıraya gelip kabadayı gibi oturan “Cumartesi” günü, kendimi sevdiğim ile ödüllendirdiğim gündür.
Fakat bu Cumartesi bu olmadı. Sevdiğim adamı -üstelik hiçbir bahane olmadan- göremedim. Nedenini sorduğunuzu duyar gibiyim. Ben de merak içerisindeyim ama erkek tarafından henüz yazılı ya da sözlü bir açıklama gelmedi.
Üstüne üstlük haberdar etme zahmetinde bile bulunulmadığı gibi; tam tamına 17 cevapsız arama ve 5 mesajdan sonra lütfedip endişe bile edilmedim.
Sırası ile tüm felaketleri listeledim. Uyuyakalma ihtimalinden, ayağı takılıp çukura düştükten sonra ölme ihtimaline kadar göz önünde bulundurdum.
“Acı haber tez gelir.” düşüncesi ile bunları da egale ettim. Ama yine de gelmedi.
Bırakın gelmeyi, benim ne denli endişe içerisinde olduğumu bildiği hâlde -mazeret uydurmak için de olsa- haber vermedi.
Nasıl mıyım? Üzgün. Kavga ettim yine; aynada kendime bir ton sorgu sual, yine yüzümü astım, yine içim kırıldı.
Onu göremeyince dünya kapkara, hava kara kış, içim ezik.
Hayatımın tam ortasında, kalbimin en ince yerinde kurduğu tahtı yıkamıyorum.
Evet, seviyorum. Ama bu başka bir şey. Özleyerek uyanıyorum.
Bekleye bekleye camın önünde uyuyakalmak nedir bilir misiniz? Bilirsiniz elbet.
Gelmiyor. Gelmeyecek. Tamam, anlıyorum; “Unut, ondan hayır gelmez kızım sana.” dediğinizi biliyorum. Unutamıyorum. Bırakın unutmayı, kendimi onsuz yarım hissediyorum.
Şu aralar buzdolabında unutulan yarım limon ya da köşesi yırtılmış ama en güzel yerinden kopartılmış bir şiir gibiyim.
Akşam oldu. Saat 23:05. Sezen Aksu, “Gidiyorum kokun hâlâ üzerimde.” diyor kulağımın en derin yerine; kalbimin üstünde bilmem kaç katlı inşaat dikiliyor; heyelanlar oluyor, durduramıyorum. Sonra gecenin en uzak yerine bakıyor gözlerim. İki damla yaş akmıyor, yanıldınız; seller akıyor gözlerimden aşağıya ellerimin içine, Sezen belki gidiyor ama ben hâlâ bekliyorum. Gelmiyor. Öyle ukala, öyle bencil ki…
Bile isteye yıkıyor duvarlarımı; kalkanlarım inik, savunmasızım ona karşı ve bundan öyle tatminkâr ki gelmiyor.
“Belki haftaya,” diyorum, “Görürüm. Boynu ile köprücük kemiği arasında ki sihirli şehre bir buse kondurup sararım kollarından kendime doğru.” “Belki…” diyorum.
Siz iyi bilirsiniz; siz de küçük adamlar, küçük hanımlar. Her yaşın vedası sancılı olur.
Ben yaşımı onda bıraktım. Keşke gelseydi de ben, gecenin bu saatinde göğsümü tutarak iç çekmeseydim.
Tamam, sarılmasa da olur ama görseydim be. Çok özledim.

Dünya Pamuk

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...