Kendinizi Affedin

Gece Gündüz
A A

Kendinizi Affedin

Kabul edelim; güzel kırıldık. Tam da inandığımız yerden…

Kabul etmek/kendimizi ikna etmek adına sarf ettiğimiz bu gayret, kimsenin umurunda değil.

Kimse, kimsenin yangınını söndüremez evet ama en azından, o “kimseler” de yaramızı görünce tuz basmasalar, hayat daha kolay yaşanabilir hâle gelir.

Şimdilerde, hayatın bize sunduğu seçenekler arasında, bize en yatkın olanı kabullenmek gibi görünse de içimizdeki o mücadeleci ruhu ortaya koymalıyız.

Tamam tamam, oradan bir yerden “Yahu savaşta mıyız?” dediğinizi duyar gibiyim ama inanın bana aşk; bu içinde yaşadığımız, adına hayat denen hocanın kırık notları ile başa çıkmanın en mükemmel yolu…

Bir anlığına gözlerinizi kapatın.

Aklınızda dans eden şiirleri, hafızanızda yer eden şarkıları ve hatta annenizin yaptığı, sizin en sevdiğiniz kurabiyenin tadını bile unutun. Unutabilirsiniz.

Ama işin içine özlemek girince, o iş öyle de kolay olmuyor. Kolaylık denilen şey de zaten biz üşengeç insanların; hayata dipnot diye bıraktığı, canımız sıkılınca arada bir göz gezdirdiğimiz ama pekâlâ aklımızda yer edinen bir mesai olup bazen de diğer insanlara; “Benim yaram daha derin.” cümlesini, sanki çok matah bir iş yapıyormuşuz ve bundan büyük memnuniyet duyuyormuşuz gibi anlatma seremonisidir.

“Ben daha güçlüyüm!” demenin en komik yoludur, yaralarımızı saklamak.

İşte tam da bu sebepten, sevdiğimiz kadını/adamı içimizden sade bir tören ile uğurlayamıyoruz.

Bizde açılan derin kesiklerin, kan kırmızısı sargı bezlerin ve hatta kabuk bağlasın diye defalarca yenilenen ama ne hikmet ise en ufak darbede açılan yara bantlarının yeri büyük bir önem taşırken bizden giden kadına/adama, onu unutmama mükafatını sunuyoruz.

Bu noktada, camlarda acemi bir er gibi 3/5 nöbeti tutmanın, paket paket sigara bitirmenin ya da fincanlar dolusu kahve içmenin, içimizdeki bu kırgınlığa iyi geleceğini sandığımızdan yaptığımız ve kendimizi pekâlâ güzel ikna ettiğimiz ama ne var ki gidenlerin, gelmeyeceğini bildiğimiz bir akşam daha, oturup Sezen dinlemek; bize yapılan, bizim kendimize yaptığımız en ağır cezalandırma yöntemidir.

Bırakın cezalar, çocukken annemizin sokaktan vaktinde eve dönmediğimizde, bize bağırışında kalsın.

Bırakın cezalar, hak eden ve toplumda bizim gibi çok güzel acı çekenlere mutluluk nispeti yapanlara verilsin.

Bırakın cezalar İlkokulda, tek ayak üstünde durmalarda kalsın.

Kendinizi affedin. Unutmayın, sizden bir tane daha yok.

Dünya Pamuk

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...