Eylembilim

Gece Gündüz
A A

Eylembilim

Keşke içimin balkonu olsa.
Aklımla oynayan tüm kelimeleri oradan sarkıtabilirdim.
Bazı şeyleri önemsememeye başladım.
İzmarit sayıları daha mühim geliyor artık.
Bazen buruk, bazen sıkkın ama çokça kırgınım. “Hayrola?” dediğinizi duyar gibiyim, demeyin.
Kaybettiklerime yanacak zamanı bulamıyorum, O’na yanmaktan.
Ayağının altında ezilmeye yüz tutmuş papatyalardan biriydim ben de, koparıp atacağına
inanmayan, saklayacağından emin. Hayat zor…
Muzdarip olduğumuz şu dert kervanının çelmesine hep yenik düşüyoruz.
Mesela bazı akşamlar oluyor, o akşamların yüzü hep asık.
Evin odaları pis…
Can kesiği gibi içimizde taşıyoruz bazı şeyleri ve o bazı şeyler yutkunup da boğazımızdan geçmeyen, adına kursak denilip hep orada takılı kalan, kimine göre çocuksu ama bana göre kendimizi unuttuğumuz hayallerin tam ortası.
Koca koca şehirlerin adı unutulan caddeleri, çıkmaz sokakları, tüm bilinenin aksine güller yerine manolyalar…
Mesela bazı anlar vardır; ruhumuzun canımıza yapıştığını hissettiğimiz, sanki kılıfına dar gelip çıkmaya hevesli, “20. kattan atsak atarız,” dercesine illallah ettiğimiz ama o an bizi alan/kurtaran
bir can yeleği bulamayınca, koltuğa oturup sessizce kendimize küstüğümüz anlar, evet; sanki yetmeyen ne varsa daha da azalırcasına izlediğimiz ve buna mecbur kaldığımız o anların adı hiçbir şarkıda, şiirde, “Benim” diyen profesörün makalelerinde yazmıyor, okullarda ders diye işlenilmiyor ya da propagandalar yapıldığına hiç şahit olmadım.
Gülüşümüze gölge düşüyor misvak kokan sabahın tan saatlerinde, yalnız olmanın yalnızlığa pabuç bırakmasına göz yumar hâle geldik.
Yalnızız ama bunu öyle bir hâle getiriyoruz ki insanların tamamı suçlu ama biz yarışı hep ön sırada bitiren, ojelerimizi silip topuklularımızı sıkı sıkı ayağımıza giyen, ceketimizin düğmesini zeki beylerin/hanımların önünde ilikleyen ama içimizde çalan yalnızlık senfonisinden kimseye söz etmeyen “birileri” hâline geliyoruz. Geldik. Öyle ki, üstümüzden çıkarıp attığımız diğer yanımız kitap kapaklarından daha çok şey anlatıyor. Durup düşünelim.
Düşünmek de güzel bir eylem.
Belki de yaptığımız en anlamlı, en kayda değer, enlerin en tutsuz
olanı, içinde akan suların altında serinlemek yerine boğulmayı tercih ettiğimiz şelaleler… Kaşığa gerek yok üstelik.
Bir de tüm bunların arka planında olan yaşamak eylemi var ki kimine göre leb-i derya deniz manzarası, kimine göre sayılı kalan günler için atılan çeltik… Ben mi? Boş verin beni, siz nasılsınız?
Hayatı nasıl karşıladığınıza bağlı gibi klasik ve hiç birimizi tatmin etmeyen bir cümle kurmayacağım elbette ama belki de o büyük adamların vardır bir bildiği deyip sizi çok daha başka bir cümleye taşıyorum; “Hayat beklenilenin aksinedir.”
Ne mi bekliyoruz? Mutluluk… Şahsen ben mutlu olma işini pek beceremeyen biriyim.
Hayır hayır, öyle büyük beklentilerim de yok, sarılıp uyumaya değer biri olsun yeter. Var mı? Güldürmeyin beni.
Mutluluk bile göreceli bir şey.
Mesela ben kırmızı tokaları ve mavi duvarları olan odaları hep sevmişimdir. Sevmek de mutlulukla eş değer.
Sayfalarının kokusunu ciğerlerime kadar çektiğim kitapların yerini hiç bir şeye de değişmem doğrusu. Sahi; siz mutlu musunuz?
Bazı kadınlar, sırtını yasladığı adamla mutludur, bazı kadınlar sırtını yaslayabileceği duvarların soğuğunda uyur. Mutlu mudur? Bahse girerim işte.
Ve adamlar var, şiirlerin tükendiği, hayranlıkla – aşkın ortasında kalınan ve her akşam sekizde sırf onu görmek için çöpün dışarıya emin adımlarla çıktığı beyler…
Tercihleri bir kenara bırakalım, ne de olsa beylerin ve güzel hanımların karşılaşması bir tren istasyonunda
aynı sefere binip, aynı vagonda denk gelmek gibi, zor ama sihirli…
Bugün, belki de hayatımızın kaderi yolda yanımızdan öylece geçti, gitti. Beklemeye devam…
Umudu yitirip yelkenkeri suya indirmeyelim, olur ya belki bir gün o yol çıkmaz sokağa çıkar.
Akşamüstü, gökyüzünün kırmızı ile mavi renge boyandığı anda, göz göze geliriz, hem elinde çiçekler olmasa da olur.
Belki, kütüphanenin tozlu masasında otururken, sahilde ki bir bankta, çay içerken ya da mutsuzluk kazağımızı giyip
camdan dışarıyı seyrederken görürüz birbirimizi, olamaz mı? Olabilir. Ben inanırım. Siz de inanın.
Hem inanmak da güzel bir eylem…

Mutlu uyanacağımız sabahlara…

Dünya Pamuk

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...