Çocuk

Gece Gündüz
A A

Çocuk

Merhaba.

Bugün, günlerden Perşembe. Bugün, 17 Kasım.

Bugün, senin ardından yazdığım bilmem kaçıcı şiirime virgül koyup seni anlatma hevesine giriştim.

Paragraf başında büyük harfle başlanılması kuralı gibisin; illa noktalama işaretlerinin önemini, aralarda belirtilen betimlemelerin kalın ve mümkünse eğik yazı ile olmasının kaidesini anlatan bir dize kural gerek seni sevmek için.

Bir dünya sözü, bir yığın kelimeyi, binlerce cümleyi toz gibi üfleyip ve bundan zerre haberi olmayan gülüşüne ben hâlâ Mavi diyorum.

Hâlâ ha gayret, köşe başındaki çiçekçide seni yakalayıp ismini soracağım.

Bakma böyle dediğime, üşengeç değilim ama o sarı laleleri her Cuma annene götürüşünü, hüzün ve özlem kokan mermere sarılıp nasıl suçlu ve eksik bir çocuk olduğunu bildiğim için yanaşamıyorum yanına; annesizlik zor şey, bilirim.

Hakkında bildiğim nadir şeylerden biri de sabahları, sadece sokağın yarısına geldiğinde orada bir duraksayıp kimseye belli etmeden ama benden kaçmayan iç çekişini yaptıktan sonra, ağzında sönük bir türkü gibi yanan sigaranın, seni nasıl derinden düşündürdüğünü biliyor olmam. Biliyorum. Bir sigara deyip geçmeyiniz; adamda ne kadar sağlam, bozulmaya müsait ne kadar düzgün şey varsa içine eder. Bunu da ben kendimden biliyorum.

Bir de senin, o kuşları uçmasından, denizi dalgasından kıskandıran şu halin yok mu?

Şey, ona henüz isim bulamadım.

İsimsiz olan her şeyin kıymetini daha çok biliyor insanlar. İnsanlar. İnsan olmak güzel şey lakin ben pek beceremiyorum galiba.

Ben, senin kadar güzel insan olamadım. Zaten senin kadar güzel olmayan ne varsa çok da umurumda değil.

Laciverti sevdiğini giydiğin pantolondan, bir de kestanenin sadece kömür sobasının üstünde pişip yenmesini sevdiğini de kışın elinin kahverengi oluşundan biliyorum.

Kış olunca, sokağa bakan odanın perdesini neden örtmediğini hâlâ anlamış değilim.

İkimiz de aynı sokağın farklı dairelerinde ama aynı hayatın başka rollerinde yaşıyoruz. Ben, yüzlerce papatya eksiltebilirim beni sevmen için; defalarca şiir yazarım, saatlerce ve hatta günlerce gözümü kırpmadan seyredebilirim seni… Evet, yapabilirim. Omzuna yüklenen, gözlerine fazla gelen şu hayat gailesinin ucundan tutup gönlünün yükünü azaltabilirim.

Ben. Yaşım, henüz 17.

Akşamları evin önünde, sırf 2 ayakkabı daha fazla boyayabilmek için o buz gibi soğuğun altında, alın terini koluna silerken; meydandaki İsmet Ağabeyin çay ocağında, belki daha fazla müşteri gelir diye suyunu bir yudumda içerken; güneşin alnında gözlerine kadar kızaran yüzünü saran siyah boyaları camide temizlemeye çalışan sana, iliklerime kadar âşık oldum.

Hava soğuk. Hava kış.

Üstünde yamadan geçilmeyen eski bir hırka, ayaklarında daha yolun başındayız dercesine tabanı yırtılmış lastik bir ayakkabı, gözlerinde yarına olan umudunla sen; benim hayata tutunma amacım, ertesi güne uyanma heyecanımsın.

Çocuk… Sana küçük demek ziyankârlık; koca koca adamların yüreklerine meydan okuyan temizliğine, anasızlığa iç çekip yoluna devam eden inancına ben âşık oldum.

Sen, beni bilmezsin. Arada bir rastlaşırız uzaktan; sen, elinde son kalan peçeteleri satmak için sahile inersin, ben de senin yanında -ama hiç görmediğin- o peçeteleri alan kimselerden biriyim.

Tanışıklığımız bundan. Tanışıklığımız, bir çift ayakkabı, bir paket peçete.

Kendime dönüp bazen utancımı saklayacak yer arıyorum.

Bazen, elimde olan ama elimde yokmuş gibi savurduğum şeylerin farkına çabuk varamamış olmanın çaresizliğine, ben de seninle beraber bir sigara yakıyorum.

Sen, umuduna içiyorsun; bense sana…

Dünya Pamuk

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...