Şair Masalı

Gece Gündüz
A A

Şair Masalı

“Ah şu büyülü göl…” mısraları dökülürken kâğıda, bir elinde tuttuğu kalemi yavaşça bıraktı.

Bir karakter yaratmanın dayanılmaz sancısını yaşıyordu. Necip Fazıl’a hak veriyorum. Bir karakter yaratan kişi kendini kaybeder. Her anı, her duygusu o olur.

Çayından bir yudum aldı. Kahvedeki insanlar arasında yavan kalıyordu. “Entelektüel yalnızdır. Anlaşılmaz.” Büyük adam olmak ona eskisi gibi tat vermiyordu. Kahvedeki insanları düşündü. Görüntülerini zihnine kaydetti. Onları farklı bir surete büründürdü. Bir Jungle ortamındaydı sanki.

Goriller etrafta dolanıyordu. Kimi çay içiyor kimi de tavla oynuyor, zar atıyordu.

Camekânın önünden bir serçe geçti. Kadına baktı. Kadın ürkekti. Adımlarını yavaşça atıyor, gözleri yerde, yalnız bir tebessümle yürüyordu.

Serçe geçtikten sonra, bir de yılan geçti. İki büklüm bir ihtiyar sürüne sürüne gidiyordu.

Televizyona baktı.

Kertenkeleler, ahtapotlar, balıklar maç yapmaktaydılar.

Son mısrayı yazıp evine gitmek üzere yola çıktı.

Bir yalnız adamdı. Ortancalar arasında evi vardı. Huzurluydu. Emekli maaşıyla geçinip gidiyordu.

Tek tutkusu yazmaktı.

Her gün çiçeklerine su verir, onları büyütürdü. Vitaminlerle beslerdi.

Bir adet sarı mor lalesi vardı.

Ona bu rengi vermek için aşı yapmıştı. “Her şey zıddıyla kaimdir.” sözü çıktı ağzından. Etrafına yakındı. Kendi kendine konuşmaya başlamanın tedirginliği onu sarmıştı.

Ortancalar arasındaki evinde mutlu ve huzurluydu. Anlaşılmaz hislerini, düşüncelerini yazmakla yalnızlığını gideriyordu.

Simyacı olsaydı, altından evi olurdu belki. Elini dokunduğu her şeyi altına dönüştürürdü. Ama o yazmayı seçmişti. Kalemi onun en değerli hazinesiydi. Hayal gücü onun yegâne yoldaşıydı.

Bir sade kul olma yolunda aciz bir Safa’ydı, Merve’ye kavuşmayı arzulayan. Hacer’in içinden geçen duasıydı. Sırdaşı yollardı.

Mutluydu ama gülmüyordu. Suskundu ama konuşuyordu. Kendince duvarlara nazır evinde.

Bir kayıp duanın neticesiydi bu yaşantısı.

Kendini bıraksaydı içindeki yılan kaçar giderdi uzaklara.

Ama o susturmayı ve nefsinden ayrılmayı seçti.

Yazmaktı yaşantısı.

Bir baygın denizdi zihnindeki bitmez tükenmez düşünceler.

O halde yazmalıydı.

Bir mısra döküldü şair gözlerinden:

“Bana dönmez misin?”

Dönerdi etrafında tüm dünya.

Sessizliğini bozardı belki şu şubatın soğuk tıkırtıları.

Kutbu güneydi onun. Yurdu yalnızlık ve dayanılmaz ateşiydi yakan gönlünü.

Dudaklarından şu mısralar çıktı birden:

“Sen ki yollar açan deniz…”

Bir gramercinin dostuydu; evet, dudak tutmaktan gelirdi. Dudaklarını tutmalıydı sözleri, boşa sarf etmemeliydi.

“Bir yıldızsın geçen günlerinde
Bir güneş ki yıldızlar kıskanır
Bir tutku ki görülmez çehrelerde
Bir masal ki suskun ve çaresiz.” mısraları döküldü dudaklarından

İlham gelince geliyordu bu tutkulu kaleminden.

Evet, bir çocuktu gönlü…

O şair gönlü…

Bir duygulu sancıydı onu bu kaleye sürükleyen.

“Kalem”iydi ona böyle hasret çektiren.

O aradığı mısraya bir “Özlem”di.

Onu bulduğunda ölecekti.

Ölene kadar da serüven sürecekti.

Dilara Pınar Arıç

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...