Portre – 3. Bölüm

Gece Gündüz
A A

Portre – 3. Bölüm

Eline kalem aldı.
Bir kâğıt çıkardı.
Yazmak istedi.
“Ben” yazdı.
Yazının üstünü karaladı.
“Bir” yazdı.
Üstünü karaladı.
“Hiç” yazdı.
Üstünü çizdi.
Bir masal yazmak istedi.
Hayatı engel oldu.
Yazarak yaşamayı değil, yazmak için yaşamayı tercih etmeliydi hâlbuki.
Ona engel teşkil eden ne varsa -zihninde- yıkıp yok etmeyi tercih etmişti.
Ama sadece insanın kendi zihnindeki fikirler yok edilebilirdi.
Yok olan başkalarının fikirleri olamazdı.
Değiştirmek ise en zoruydu.
Değişim ancak insanın kendi isteğiyle olabilirdi.
Kimseyi zorlayamazdı.
“Beğendiğimiz bedenlere kendi ruh dünyamızı giydiriyoruz. Shakespeare’in bir sözüne benzettim.”
“Evet, öyle.”
Kahve almak için mutfak tarafına girdi.
Evi bir oda bir salondu. Mutfak salonla birdi.
Dolaptan 2’si 1 arada kahve paketi aldı.
Kupa bardağa döktü, sıcak su koydu.
Yudumlamaya başladı.
Bir elinde sigara vardı.
Düşünen Adam heykeli aklına geldi.
“Neden bu heykel akıl hastanesinde sadece?” diye düşündü.
Akıl ve düşünce, bir nevi deliliğe kapı aralamaktır.
Düşünen insan eğer dahiyse deliliğe açık olmalıdır.
Çünkü her dahi, içinde bir deli barındırır.
Kahvesinden bir yudum daha aldı.
Kahvesi damla sakızlıydı.
Damla sakızıyla ilgili çeşitli dergilerde araştırmalar okumuştu.
“Türkiye’de en iyi potansiyel İzmir’deymiş.”
Sakız ağaçlarının görüntüsüne hayran olmuştu.
Yazabilseydi onları da yazacaktı.
Ama yazamadı.
Bir fısıltıydı yazmak onun için.
İçinden geçenleri kâğıda dökmekti bir nevi.
Üç tip zekâ türünün hepsini kullanıyordu:
“Görsel, işitsel, dokunsal.”
Üç zekâ tipinde de iyiydi.
Ancak sol beyin, yazmakla ve konuşmakla daha çok gelişirdi.
Bu nedenle yaratıcılık gelişmişti.
Ancak şimdi yazamıyordu.
Yazsaydı kulağına gelen sesleri yazacaktı.
Düşündüklerini en güzel biçimde kâğıda dökecekti.
“Sen dilcisin. Dili seversin. Bana bir yardım etsene.”
Tamam olur.
Dil ile zihnin ilişkisi ile ilgili yazabilirsin.
Dil, zihinde gösteren ve gösterilen olarak yer eder.
Dilin her parçası göstergedir.
“Bu konuda mı yazayım?”
Bir dene bakalım.
Nasıl olacak?
“Dil ve zihin ilişkisi Psikolinguistik alanına mı giriyor?”
Evet.
Nörolinguistik dediğimiz alan, dil ve zihin ilişkisiyle alakalı.
“Bu konuda bir makale yazabilirim.”
Yazarsan bana da yolla.
“Olur.”
Yazmak benim işimdi aslında.
Benim alanımdı.
Ancak kendisini iyi hissetmesi için elimden geleni ardıma koymamalıydım.
Bana ihtiyacı vardı çünkü.
Onu anlatmalıydım.
Yazdığı insana dönüşmenin en büyük göstergesi “Bir Adam Yaratmak”tı.
Yazdığı adama dönüşenlerden miydim?
Hayır.
Ancak yazdığım adamın bir nevi nöronuna sahip olabilirdim.
Milyarlarca nöronun birleşiminden oluşan bu adamı anlatmak benim için bir vazifeydi.
Adamın saliselerle ve saniyelerle yarışı yoktu.
Adam, dedim ya onun bir nöronu, ruhuna sahip olmak değildi.
Ruhuna sahip olmak için sadece sevmek gerekirdi.
Bense onun ruhuna değil, beyin hücresinden birine sahiptim.
Beyindeki dalgalanmalar onun bir göstergesi değildi.
Ruhuna sahip olsaydım.
Beni severdi.
Ancak aramızdaki bağ sadece bir iş ilişkisiydi.
Beynine sahip olsam dahi, düşüncelerini bilsem dahi, ruhuna sahip olamazdım.
Bunun için sevgi gerekirdi.
O ise beni sevmiyordu.
Sadece bir nevi yazı makinesiydim ona göre.
Onun romanını yazan bir acemi yazardan başkası değildim.
Romanını bitirdiğimde o da rahatlayacak ve yazacaktı.
Yazamamanın verdiği sıkıntıyı içinde çok net bir şekilde hissetmişti.
Yazmak onun mesleğiydi.
Ancak yazabilseydi iyileşeceğini biliyordum.

Dilara Pınar Arıç

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...