Kırmızı

Gece Gündüz
A A

Kırmızı

Sofraya oturdu. Ağzına birkaç lokma attı. Gözlerini kapattı. Açtı. Dünya birden kararmıştı. Siyah-beyaz rengine bürünmüştü. Sofradan kalktı, bahçeye geçti. Bahçede bir kuyu vardı. Kuyuya dikkatli şekilde baktı. Uzun uzun… O an bir çocuk kuyuya düştü. Siyah, uzun saçları, bembeyaz elbisesiyle çok güzel görünüyordu. Bir ağaca tutundu. “Beni kurtar.” dedi. “Beni kurtar.” Önce anlamadı. Ses, tekrarlandı. “Beni kurtar.” Yavaş adımlarla kuyuya doğru ilerledi. Kuyunun ağzından içeri doğru elini uzattı. Kız çocuğu da elini uzattı. O an kızın belinden ışıl ışıl bir gölge tuttu. Yukarı doğru çekti. Kızın elleri adamın ellerine değdiğinde o gölge kayboldu. Adam kızı kendine doğru çekti. Kuyudan dışarı çıkardı. Kız, çimenlerin üzerinde öylece oynamaya başladı. Adam kuyunun olduğu yerden eve doğru geçti.

Mutfağa girdi. Bir bardak su içti. Üzerini giyindi. Dışarı çıktı. Yani, sokağa. Yavaş yavaş yürümeye başladı. Gökyüzü griydi. Binalarsa siyah… Yukarılara doğru bakarken usulca yürüdü. Birkaç sokaktan geçti. Başı hep yukarıdaydı. Bir kız gördü. Saçları sarı, uzun ve bir tutamı örgülüydü. Güzeldi. Gülümsedi. O da gülümsedi. “Merhaba!” “Merhaba!” Gülümseyerek ilerlemeye devam etti.

Bir sokağa girdi. Devasa bir gökdelen vardı. Tepesine doğru baktı. Yüzü asıldı. İlerlemeye devam etti. Güneş de griydi. Ama yakıyordu. Sıcaktı. Elini yüzüne tuttu. İlerlemeye devam etti. Birden gülümsedi. Ama rüzgâr onu itmeye başladı. Rüzgâr, çok çetindi. Zar zor yürüyordu. Adımları çok yavaşlamıştı. Rüzgâr onu itiyor, o rüzgârı itiyordu. Ama dayanmalıydı. Rüzgârı ite ite yürümeye başladı. İtti, itti. Tüm gücünü kullandı. O sokaktan geçmeyi başardı.

Bir yılan sürüne sürüne geliyordu. Yolunu değiştirdi. Aynı yılan karşısındaydı. Diğer yola geçti. Yine, aynı yılan. Yürümeye karar verdi. Yılan, ona baktı. Durdu. Yılan ona; o, yılana baktı. Uzun bir süre bakıştılar. Bu, tam beş dakika sürdü. Yürümeye başladı. O da yürüdü. Durdu. O da durdu. Bir iki adım attı. O da birkaç santim ilerledi. Durdu. O da durdu. Yürümeye karar verdi. Yürüdü, yürüdü. Yılan ona; o, yılana bakıyordu. Aynı anda ilerlediler. Yavaş yavaş… Karşı karşıya gelmişlerdi. Durdular. Bir süre durdular. Sonra, devam etti yürümeye. Yürüdü. Yılan da ilerledi. Tam on dakika böylece sürdü. Sokak bitti. Diğer sokağa geçti.

Diğer sokakta bir ayna vardı. Aynaya baktı. Sevdiği şarkıcının yüzüne bürünmüştü. Şaşkınca aynaya baktı. Elini yüzüne götürdü. Yürümeye devam etti. Bakalım ne olacaktı? Diğer sokağa geçti. Orda da ayna vardı. Aynaya baktı. Yüzü, kendi yüzüydü. Gülümsedi, yürüdü.

Bir başka sokağa geçti. Bir çizgiyle beraber her şey çizgi film karesine dönüşmüştü. Bugs Bunny’ler, Alice’ler, Uyuyan Güzel’ler, Vikingler… Sokak, bir anda panayıra dönüşmüştü. Şaşkınca yürüdü.

Etraf, çok canlıydı. Tek bir şey düşündü içinden. Acaba bu renklilik yan sokağa geçince bitecek miydi?

Sokakta bir gürültüdür kopuyordu. Borazan çalanlar, dedikodu yapanlar, kahkaha atanlar, hepsi ama hepsi çizgi film kahramanıydı. Yürüdü. Yüzünü gürültüye rağmen bir gülümseme kapladı. Yürüdü.

Yan sokağa geçti. Tüm meyveler sıralanmıştı. Hepsi dev gibiydi. Bir üzüm, çaprazında muz, çaprazında elma… Diğer meyveler de çapraz şekilde sıralanmıştı. İlerledi. Dev bir kalem karşısına çıktı. Yazdığı yazıları hatırladı. Yürümeye devam etti.

Yan sokağa geçti. Dev bir ekranda bir beyin ve ön loblarda yürüyen kendisini gördü. Durdu. Görüntüde kendisini ilerliyor gördü. Bir taraftan yürüyor, bir taraftan gülümsüyordu. Yüzünü bir ekşime aldı. Sevmediği insanları hatırladı. Hemen uzaklaştı o sokaktan.

Öteki sokak boştu. Sokağın ortasında öylece durdu. Bir süre sonra yürümeye devam etmek istedi. Yol birden kâğıt gibi sarmallaşıp onu durdurdu. Yürümeye devam ediyor ama aynı yerde duruyordu. İlerleyemiyordu. Bir süre zorladı. Yol, sarmal hâlinde toplanıp onu yerin dibine çekti. Yerin altındaydı. Orada yüzü gözü simsiyah cüceler vardı. Yer, bir bant hâlinde onu zıplatmaya başladı. Birkaç kez zıpladı. Sonra onu, yolun düz ve sert kısmına fırlattı. Dümdüz yoluna devam etti.

Aslında değişmeyen tek şey vardı. O da evi… Evi, hep sokağın ortasındaydı. Merdivenlerden yukarı çıktı. Anahtarı çevirdi. Kapıyı açtı. Derin bir nefes aldı. Mutfağa geçti. Eline bir fincan dolusu kahve alıp pencereye baktı. Sonra saate baktı. Sonra tekrar pencereye baktı. Etraf hâlâ griydi. Kahvesinden bir yudum alıp gözlerini kapattı. Açtı. Her şey yine eski rengindeydi fakat ev, hâlâ siyah beyazdı. Elini kalbine götürdü.

Kalbi, hâlâ kırmızıydı.

Dilara Pınar Arıç

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...