Kırk Gün

Gece Gündüz
A A

Kırk Gün

Uyandı.
Etrafındaki insanlara baktı.
İnsanların yüzleri değişmişti.
Etraflarında kimseyi görmüyorlar sadece kendilerini görüyorlardı.
Kendini bir şey sananların dünyasına karşıydı.
Onlar kendi dünyalarında karanlık düşüncelerine saplanmışlardı.
Orada kendilerini geçici bir mutluluk sarmıştı onları.
Neşeliydiler. Ama içleri kan ağlıyordu.
Diğer insanları küçük düşürerek yaptıkları kendi dünyalarında ezilmeye mahkûmdular.
Onların işi dalgayla karışık yabancılaşmaydı.
Kendi dünyalarına yabancılaşmışlardı.
Kendilerine yabancılaşmışlardı.
Aynaya bakmaya bile niyetleri yoktu.
Yüzleşmeye yeltenemiyorlardı bir türlü.
Yüzler çirkinleşmiş, her halta gülümseyen bir hâl almıştı.
Gülümsemek değildi aslında kahkahaydı.
Kahkaha gülümsemeyle karıştırılmamalıydı.
Gülümsemek masumdu onda göre.
Kahkaha ise yozlaşmanın diğer adıydı.
“Çok kahkaha atan insanın kalbi ölür.” derler ya, işte öyle.
İnsanların gözleri kararmıştı.
Üstelik bu bulaşıcıydı.
Kendine aynada baktı.
Aynıydı.
Gülümsedi.
Yolda yürümeye başladı.
Etrafındaki insanların çirkin yüzlerinden kaçıyor, kaçıyordu.
Çirkinlikleri tüm bedenlerini kaplamıştı.
Yalpalayarak yürüdü.
Bir banka ulaştı en azından.
Tutundu.
Oturmaya çalıştı.
Başı dönüyordu.
Bu çirkin yüzlerden kaçınmalıydı.
Yalpalaya yalpalaya eve yürümeye çalıştı.
Yüzler midesini bulandırıyor, yüzünü yukarı doğru onların suratına bakar şekilde davranmasına engel oluyordu.
İnsanlar çirkinleşmişti.
Bunun çıkar yanı yoktu.
Çirkin ve korkutucu kahkahalar kaplamıştı etrafı.
Sonunda eve geldi.
Anahtarla kapıyı açtı.
İçeri girdi.
Bir koltuğa zar zor oturabildi.
Salondaki aynaya baktı.
Yüzüne…
Onlar gibiydi.
Dehşete düştü.
Banyoya alelacele gitti.
Yüzünü yıkadı.
Geçmiyordu bir türlü.
Dışarıdaki insanların çirkinliği yüzüne bulaşmıştı.
Yüzünü sabunladı.
Duruladı.
Birkaç kez yaptı bunu.
Yüzündeki çirkinlik gitmiyordu bir türlü.
Sonunda bir hap alıp uyumaya karar verdi.
Rüyasında o kaçıyor, çirkin adamlar onu kovalıyordu.
O kaçıyordu, onu kovalıyorlardı.
Sonunda ayağı takıldı, yere düştü.
Tam bir el ayakkabısından yakalamak üzereyken uyandı.
Gözlerini ovuşturdu.
Banyoya geçti.
Yüzüne bakmaya…
Yüzü aynıydı.
Tekrar yüzünü yıkadı, aynaya baktı.
Yüzü aynıydı.
O an, bir karar aldı.
Kırk gün dışarı çıkmayacaktı.
Yemeğini yedi, yattı.
Birinci gün, kalktı, yüzünü yıkadı.
Aynaya baktı.
Yüzü aynıydı.
Çirkindi.
Kahvaltısını yapıp bir kitap aldı, okumaya başladı.
Sayfaları çevirdikçe rahatlıyordu.
Gün boyunca kahve içip kitap okudu.
Ertesi gün, yani ikinci gün, kahvaltısını yaptı, kahvesini alıp bir başka kitaba başladı.
Okudu, okudu.
Üçüncü gün, bir başka kitap aldı, okudu.
Dördüncü gün, eline gitarını aldı, çalmaya başladı.
Birkaç saat çaldı, sonra kitap okudu.
Beşinci gün, gitar çaldı, şarkı sözü yazdı, kitap okudu.
Altıncı gün, başka bir kitaba başladı, gün boyunca okudu.
Yedinci gün, müzik dinledi, kitap okudu, bir şeyler karaladı.
Sekizinci gün, kitap okudu.
Günler böylece geçti.
Kırkıncı gün, kitap okudu, gitar çaldı, bir öykü yazdı.
O gün de uyandığında yüzü aynıydı.
Ertesi gün kalktı, ayrı bir neşe vardı içinde.
Banyoya girdi, yüzünü yıkadı.
Şaştı kaldı.
Yüzü düzelmişti.
“Evet!” diye nara atıp sevindi.
Dünyayı çok farklı görmeye başlamıştı.
Dışarı çıktığında gördüğü çirkin yüzler rahatsız etmiyordu artık onu.
Adeta değişmişti.
Bambaşka bir insan olmuştu.
Etrafa daha güzel gözlerle bakıyordu.
Çirkinlikler artık onu rahatsız etmiyordu.
Mutluydu.
Yüzünde hafif bir gülümseme belirdi.
Usulca sokakta yürüdü, yürüdü.

Dilara Pınar Arıç

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...