Şuhran

Gece Gündüz
A A

Giriş cümleleri hep etkileyici olmalıdır değil mi? Kitap kapakları hep ilgi çekici olmalı. Kadınlar her zaman ince belli, uzun bacaklı ve kusursuz olmalılar değil mi? Erkekler kirli sakallı, uzun boylu ve geniş omuzlu olmalılar. Aksi takdirde herkes ölür. “Ta ta taaa!” Vuruldun, oyun dışısın. Fırlat gitsin.

Ben birini tanıyorum, kimselerin göremediği kadar. Ben birini tanıyorum, kimselerin bilemediği “ÂĞÛŞ.” Görmeyi dileyeceğinizden ziyade ulaşmaya delireceğiniz biri.

Kısacık elbiseleri var, bakmaya doyamayacağınız. İncecik çukurları var, ölümü bile dirilten. Bembeyaz, otuz iki tane sarayı var, gülmelerine savrulacağınız. Küçücük bir kasetçaları var, dinlerken yırtıklar açacağınız. Bir sestir geliyor “Çalkalamadıkça köpüklenemez durgun sahilleriniz.” Biraz sağa kaysak ve aşağı yukarı savrulsak pek bir şey kaybetmeyiz bence. Acayip bir şeyler oluyor bana. Kafa sesimde bir koro.

Kimi gördün
Kimi tanıdın
Sadece biraz daha mısır gevreği
Belki süt belki hiç
Yukarıdan çatallar düşüyor kafana
Hey! Nerede tabaklar?
Ben bezelye sevmem!
Sipariş veriyorum fırlat gelsin
Yağmur kadar ıslak
Güneş kadar yaksın beni
Uzun bacaklardan ziyade uzun uzun saatlerimiz olsun
Kısacık kavgalarımız, incecik ürperti doğsun
korkuya haykıran
AFV Ü GUFRÂN
Sadece bir biz olsun
Gerisi iğne iplikte.

Derim ki: Geniş omuzlarının yerini, genişçe uzanacağımız sıhhatler alsın. Ben, sizlere birini anlatıyordum öyle değil mi? Bir hikâyedir gayri binaen.

Şuhran* saklanan bir deniz gibiydi. Yükselen omuzlarında tuz parçacıkları çekişirdi. Çizili bir çarşafı ortadan ayıran hisarlık. Kötü zamanlarda kavrulan kestaneleri vardı. Kahverengi yanık sırtıyla mücadelede. Yumuşacık teni vardı, sert kayalarla ördüğü. Elinde bir yara izi vardı. Tüm yolu cembeleye** sokan. Boğazından hırıltılar yükselirdi. Tütünün külleri içilmişçesine. Dumanı havada salınan eşarp gibiydi. Rüzgâr nereye armağan ederse. Zikri deli bir fahişe gibiydi. Ama ne seksi dansları ne silikondan göğüsleri vardı. Her seksten önce kendini yıkardı. “Hâlâ temizim.” diyebilmek için. Odaya her gün farklıca adamlar girerdi, bunların yanında kadınlar da. Biri için dans etmesi gerekirken diğeri için soyunmalıydı. Kadın dudaklarına yapışırdı, adam bacaklarına yükselişte. Bizimki sadece tek bir kelime mırıldanırdı: “Hâlâ temizim.” Her günün sonunda yosunluklara giderdi. Orada bekleyeninin olduğunu bilirdi. Çığlıklar atardı karanlık sessizliğe. “Ben hâlâ temizim!”

O her şeye rağmen temizdi. Zayıf bir bedeni vardı. Ele gelmeyen saçları savruktu. Dokunulamayan biriydi. Benimki zikri muallâ, kederinden deli şehveti olan biriydi. Tutkulu bir denizdi, kırık bir gemi, yıkık bir limandı. Ama her şeye rağmen birinin geleceğini beklerdi. O limana “birinin” geri geleceğinden emindi.

Onun içi güzeldi, namütenahi biriydi. Evet o, zamanla aklını çoktan devretmiş biriydi. Ama yüreği hep kederiyle birlikteydi.

Her şeyi gitmiş biri için hayat çok zor. O, yine de kayıp “birini” beklemeye devam etti. O, hepimizden daha temiz ve daha güzeldi.

Yosunlardan kalkar, limanda kıvrılır. Sabah olmuştur, işe dönmelidir. “Akşama yine döneceğim, lütfen sen de beni bekle.”

 

ÂĞÛŞ: Kucak, sığınılacak yer.
* Şuhran: Benim tabirimce bir isim, saf ve temiz olan.
** Cembele: Benim tabirimce kargaşa, telaş, kayboluş.

Defne Avcı

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...