Girift

Gece Gündüz
A A

Girift

Merdivenler, iri taşlarla üst üste konulmuş mermerler… Karanlık, siyah kabuğundan bir aralık bırakmış. Tavanlara kadar kör, adımın tökezleyip kendini onlardan birine vurdurana kadar kör… Kokusu başka, sanki hiçbir şey kokmuyormuş gibi… Boşluğun rahatsız edici akışkan gidişatı boyunca debelenip sallandırıyor kendi salıncağında.

Farklı renklerde elbiseler giymiş koca gövdeler görüyorum. İrice eller, yaşlanmış buruşuk çizgiler, genç yüzeyler, sapkın gözler… Kimin ne olduğu kanısına varmak zor. Merdiven boyunca karşılaşıyoruz. Nasıl olur da koyuluğun içinden görebilirim sizi? Belki de görebilmem için geçiyorsunuzdur yanımdan, taşlardan, soğuk basamaklardan.

Korkarım ki birinizle karşılaşıyorum. Eski bir tanıdık yolda yürürken size rastlar ya, aynı o misal. Fakat seni tanımıyorum. Tanıdığım herkesten  ayrı bir kesimi var. Dudakları dolgun fakat kıpkırmızı… Saçları bir tutam dahi yok.  Altında, ışıltılı ve aynı zamanda oldukça pullu İspanyol paça bir pantolon…

Kalçası olağanca geniş ve dik… Bu esnada yanımızdan koca burunlu, sarı uzun saçlı adam geçiyor. Altında eteği, yüzünde çirkin gülümsemesiyle yok olup gidiyor. Şu güzel kalçalı adamla çarpışıyor kalçalarımız. Aşağıya inmeye çalışan ayakları benim için tökezliyor. Daha yakından bakıyorum suretine.  Yarımca yüzünü kaplayacak kırmızı bir yıldız çizili… Göz kapaklarından burnuna inen kavisle, yanaklarına düşen ovadan; susuzluğu ıslatacak nehre, öpücüklerine…

Yukarı çıkmaya devam ediyorum, ne düşüneceğimi bilmeden.  Kırmızı yıldızlı adam feminen giyiminin altındaki  erkeksilikle olduğu yerde durmuş, beni izliyor. Bir kadına bakıyor gibiyim. Estetik hatları ve vahşiliği ile sinsice bana yaklaşan bir kadın… Arka perdesinde benim için sertleşmiş duygular ve cinselliğin çağrısı var. Uzun seyrin devamından gelen sesin kıvamı, sıcak duşun arasındaki bedenimin arsızlaşan safiyetleri edasındaydı. O alt basamakların birinde durup beni beklerken, bense korkuluğun arasından aynı yerde sayıyordum. Kollarından biri uzandı, kısa ve bir o kadar uzun mesafeye. Parmakları incelikle tenimde oynaştı. Nehirden gelen su sesi bana ulaştı. “Belki görmek istersin.” Yüzündeki resme odaklanmış halde bakakalmıştım. Oysa şirret gülüşünün altında kimliksiz arzuları bana doğru gelmeye devam ediyordu. “İsmin nedir? Dediğim gibi belki daha sonra…”

Hiçbir kelime dökmeden tümcemden, kilitleyip haznemi çıktım tüm mermerleri. Dört kapılı evin içine attım şimdi gizemimi. Kapı arasından, kullanımı bırakılmış odunluk çarpıyor kulaklarıma. Seslerle görüyorum odun ve kömürün karışmış küllerini. Kesik ve henüz konuşmayı çözememiş çocuğun sarf edişleri bağırıyor. Küskün, yanık, haşlanmış iteklemelerle… Esir edilmiş engellerle, korkunç heceler tokatlıyor insaniyetimi. Evin diğer kapısının arkasından yutulmuş müzik sesleri ve kirli köpüklerin resmi çiziliyor. Etrafımda birkaç kadın ve o resmin içinden akan cisimler var. Kapının tokmağını çevirmek için yönelmişken, hecelenen feryatlar artıyor. Merakla sese uzanıyorum, yaklaşmaya çalıştıkça uzaklaşıyor. Hafifletilmiş işkencenin kanları yıldızın kırmızısından akıyor. Ve şimdi cisimsiz bir kucakta, benden çalınanlarla sevişiyorum.

Defne Avcı

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...