Fil Ayaklarında Esaret

Gece Gündüz
A A

Fil Ayaklarında Esaret

Beyazın üzerine çivilenmiş saydam mutluluklar gibi yağıyordu bugün yağmur. Kış esaretiyle getirmişti soğukluğunu. Avuç içlerinden yüzülen derinin acısı sararken dört bir yanımı, saçlarım salınmış kaçışıyordu. Koyu grafiklerin mekanik çizgilerinde vızıldayan yaban arıları yolunu şaşırmış olmalı ki avucumun içine kaçmaya çalışıyorlar.

Mermer gibi sertleşen elimde arıların iğneleri girip kazarken köşe kanalları, ben acısı eksilmiş kudretli ağaç misali kök salıyorum olduğum yerde. Kenarlıklar takılmış yeni evin penceresinde perdeler eksik. Kırmızılık doğa manzarasına nazır elbisenin ötesinden dahi görülmekte.

Yaban arılarının eşliğinde, koyu kahve arazi arabasına biniyorum. Kararan havanın gökyüzü, camımdan içeri giremezken ben, kendi karanlığımda süratle sürünüyordum. Çıkmaza girilen düşünceler gibi gayrı bir mektep okuyor, içerisinde kesik çizik tablolar olan koridorlar… Lifli elbiseler ve çizgili çoraplar giyerken iri siyah postallar geçiriyordu ayaklarımıza. Yolda tekerleri asileşen araçta mektebin toz parçaları düşmüştü. Özlediğim bir koku, irfan dolu sesiyle dolandı içeride. Kapsül haplar içlerinden tükürdü. Yalandan ziya olmayan her bir kâtibi.

Gidişat kasveti veriyor. Tekerler çamurlu çukurlara gire çıka sıhhatim kirleniyor. Görünmez hayaletler yan flüt çalarken kanayan elimle yüzümü ovuşturuyorum. Kan bulaştıkça görülebilir olma olasılığımın meydana geleceğine inanıyorum. Hayaletler de düşünürler ve âşık olurlar. Onların da yeşil ya da zeytini gözleri varken en büyük eksiklikleri aynaların sahte hitaplarıdır. Görünmez olmalarını sağlayan kırgınlıkları içerisinde sürekli taklalar atmaktır.

Gizemli paravanlarda fil sesleri. Yeni doğum yapan filin çaresiz bağırtıları. Hıçkırıklara boğulan yanıcı asitler genzini aleve veriyor. İçinden koparılan yokluk hissi çöp bidonlarına atılıp gidilmiş. Hortumundan felaketin sesi çığırırken mahşer odunları iniyor kuru kuru derisinde. Ayakları ağırlığını taşıyamaz oluyor, ipler çekiyor bacaklarını. Canı yandıkça kesiyor iplikler ayaklarını. Filden öte bir şey var günde. Sancılar içerisinde mahvoluyor tüm yalnızlığım. Topraktan çiğ vücutlar yassıdıkça çukurlara giriyor araç.

Çivili yatağın uçları terse dönerken filin iliği soyunuyor. Koca bedenin altından yığılan nehirler dolusu kan. Sesi kesilmemiş, muhakkak ki kestirilmiş. Hayaletin görünmezliğiyle bu acıyı da kimse görmemiş. Bugün bir fil ölmüş ve doğan ölümünden başkası değilmiş.

Cızırdayan TV’ye elimle iki kere vurdum. Siyah beyaz ekranda araç kızıl sularda gitmeye devam etmekteydi. Bir ses! Sağım da solum da bir ses! Mektebin zilleri çalıyor, tablolarında renksizlikler…

Odada his bulutu, döndüm ki karelerin 29 oyunu.

Defne Avcı

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...