Borni Nü

Gece Gündüz
A A

Borni Nü

Yaratılışımıza muhakkak bir adım kala…

Kaburgalarımızın ardına saklanan, muaf tutulmayı dileyen…

“Borni Nü”

Evet, benim adım: “Borni Nü”

Islanan o kadar çok söz vardır ki kirpiklerinize süzülen damlaları yadırgayamazsınız. Koyu esarete tutsak edilmiş o kadar çok “Nü” vardır ki… Kaç kayıp el, kaç yabancılaşmış gözler… Saat kaç olmuş? Kaç kırkı kırı, kaşı çatık Budalozolar…

Vakti kıbleye dönük, cami duvarına işemiş. Ses hülyasında seyre dalmış. Ovuşturduğu dizlerinden geriye alçıya bulanmış tuğlaları, yarım bir kıraç kalmış. Başlanamayan, belki de ilerlenemeyen ya da bundan mütevellit sonuna kanca takıp köleliğe amade ayaklıklar.

Çantasına sarılı kollarıyla sıkı sıkıya savaşta bir avuç. Rahimde dönen bir şeyler var. Kıpırdayan, yankılanan, soluğu tere karışmış… Tüm örgü ağlarını parçalıyor, kesikler açıyor. Kalkan sanılan, tembihinden fırlayan ağızlar…

Muhbir bir gebelikten, kıyam bir nakış…

Görüyorum ki çırılçıplak Havva’dan temiz olmasın, şeytandan vahşet gele gelmesin…

İstiklal’de adım başına bir liradan kefen armağan. Belki de bir liradan yeni alınacak kararsızlıklar. Melodiler eşlik ediyor, bu gece de mermerden taşlar üzerinde. Sürahiden döküyorum birikmiş hırıltıları. Bardak bir türlü dolmuyor, sürahi desen için boşalmak bilmiyor. O gece bir kuram yaratılışına vesile oluyorum. Yarının daha kasvetli olacağını bilerek, göz yuvarlarımı yine de nenenin ninnilerine beşik bağlatıyorum.

Uzun saatler oldu
Ayılamayan sözler
Dokunamayan rüzgâr
Ve asla sahibesi olunamayan
Şirk koşulmuş, hatası kibrit
Alevi mahşer bir gönlü şerif
Bilmece desen değil, kuram efendiler, kuram!

Bir çocuğun elinde sallanan elma şekeri, bir kuram. Mor yazmada salınan ince iplik, bir kuram. Kuram nedir? Elinin hamuruyla karışma be kadın! Söyle adam, kuram kimdir? Sevişen nesneler, kasılan rakamlar, durulası objeler…

Tırnağı kırılmış bir parmak. Cananı kavrulan kestanede işte yeni bir gün. Eskide kalmış günlere nazaran bir kuram daha. Tüm derdimi tasamı paylaştığım iki arkadaşım var.

K: Duyuyor musunuz iç çekişlerini? Ağırdan bir tramvay yaklaşmakta. Salınan eşarpla, rüzgâr hasret. Mavimtırak çarşaf, kurulan hayalden evler tam tepede. Coşkusu, masumluğu, kirlenmiş bezleriyle çöp yuvarlarında. Surata inen şaplak, bas bas bağıran ses tellerinde. Sesi emziren siyah lalelide konser… Görüş alanı siper edilenlere inat açık. Bitkin elemde mikrofon beklemekte. Tüm yüklere direnç bastırmaya inat, artık her yer kurak çölde serap aramaya benzemekte. Kendime inat ki surlarda sessizliği, yeminim Mavi’den hayalperestliğime olsun ki sesim inlemeli.

T: İnsan derlerdi. Şefkat avuçlarında, keseye bire bin katardı. İnanç vardı asırlar boyu dilde dolanan. Beni bir sorgulayın be… Etiketlerinizle biçtiklerinizin tutarsızlığına bir bakın. İki kilo domatesten, yarısından fazlası çürük. Sebebiyet veren kim? Eksik etekte çürük tohumlar. Bende de bir kuram mevcut. Bir ağaç düşünün. Koskoca, devasa, dallanan budaklanan bir ağaç. Aynı kabaran “Borni Nü”nüz gibi. Her dalında rüzgâra karşı direnen yapraklar. Kimisi yemyeşil. Hali hazırda, en mesut günlerini yaşıyor anlaşılan. Kimisi hafiften kızıla bulanmış. Canı çekiliyor iplerle. İntihara adımlar kala, dalından kopmaya yakın… Bir yağmur yağıyor berekete bin nasip. İp bıçak gibi kesiliyor. Nefesindeki kaygı artıyor. Ama hâlâ yaşamaya devam ediyor. Günler geçiyor, aylar alıyor ve kış vurup çatıyor. Şimdi herkes soluk. Büyülü ormana yanan bir meşale, silik ekranda görünüp kayboluyor. Yıpranmış, damarlarında parça parça birikmiş yanılgılarla sallanıyor. O muazzam kokusu hasrete vurgun bir kül oluyor. Kendisinden mütevellit armağan edilmiş bu eşsiz kokusunu, birkaç çalı çırpıya bırakıp gidiyor. Dünya dönmeye devam etse de o, tek bir ele yanaşıp kalıyor.

– Kuramdan koku.

 

Bizi tanımaya yeltenen zihninizde mor menekşeler koksun…

Defne Avcı

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...