Alphecca

Gece Gündüz
A A

Alphecca

“Hayaller asıl gerçeklerimizdir.”

Filmlerin bazı kesitlerinde inceden bir melodi doğrulur. Yavaş yavaş kapıyı aralar ve içeri süzülür. Sanki her şeyi değiştirebilecekmiş gibi. Yeni umutların ve yelkenle açılmanın tam zamanı gibi. Usuldan rüzgârlar serilir, yapraklar kımıldar. Ağaç dallarında beklenmişlik birikir. Yol üzerinde ufak Sincaplar dans eder. O gün dünyanın en anlamlı günüdür. Gizlenmiş kıskançlıklar, unutulmuş doğum günleri, ağlanmış yüzlerce gece…
Biraz daha kurabiye ve süt.
Devasa bir elin tır şiddetinde gözle çarpışması. Kamera kayıtlarının çalınması sonucunda şoför haklı. Geride morarmış bir yüz, acılı bir hüzün.
Sincaplar ise her yerde. Yıllardır gömüp unuttukları palamutlar, kocaman, yerden çıkma şölen oluşturuyor.
Müziğin sesi elbetteki artıyor, ritim değişiyor. Yeni yıla girmeye hazırlanan çocuklar gibi. Yeni giysiler, yeni dilekler, yeni oyuncaklar…
Yeni bir aile? Hahaha ha! Ah, şaka yapıyor tabii ki. Yeni birtakım umutlar işte. Güncellenmiş saatler, insan suretleri, günler, aylar ve tekrar yıllar.
O gecenin sabahı hep aynı. Saniyede binlerce doğum ve ölüm aynı anda gerçekleşiyor. Bazıları ise her gün yeniden doğup, gecesinde intihar ediyor.
Seçimler haklı ya da muzdarip. Seçimler, gölgesi düşmüş bir kirpik uzaklıkta.
Duvar boyalarının renkleri soluyor, perdeler de sanki biraz eskimiş. Çaydanlıktan buharlar yükseliyor. Kırmızının en sıcak hâli. Çay bardağının ince belinden içiliyor Süreyya. Ağızda üşüyor gibi bir hâli var. Eksilerde bir yerde donmuş bahtiyarlığı. Yaşlanmış beyazlıkları ve koyu kahve izleri. Kızıl akan okyanusunda balıkları eksik. Yosunlara dolanmış kuyruğu çok acıyor olmalı.
Bu sabah babam yumdu gözlerini. Yeni vaftiz edilecek bebeğin suretinde ya da kulağına ismi fısıldanacak bir mevlitte.
Bıkkın ve bunalmış. Bizden. Daha doğrusu “Alphecca”dan. En son belgesel izlediğimiz geceyi hatırlıyorum. Üç – dört yaşlarında ya vardım ya yoktum. Televizyonun karşısında bağdaş kurmuş oturuyordu. Benim küçük lolipop popom ise o bağdaşa cuk oturmuştu. Kocaman aslanlar sanki yanıma gelecek gibiydiler. En çok da panterleri seviyordum. Üzerlerinde güven bulmuşcasına uyumak, otların burnumu gıdıklamasını hayal etmek…
En son o gece beraberdik. Sonrası hep görüntüsü çalınmış MOBESE kameraları.
Reçel ve ekmeğe bayılırım doğrusu! Her gece, saat üç dedim mi gömülürüm. En tatlı mutluluğumuzdu diyebiliriz, on yıl öncesine kadar. Şimdi aç kalmayı tercih ediyorum. Bir dilim ekmek ve reçelin bana nefretle baktığını gördüğüm günden beri kendimi aç bırakmanın usule uygun olacağını düşünürüm. Bu gece de etraf oldukça sessiz. Nefes alışverişlerimin dengesizliğini duymaya mecbur kaldık desene!
Saç tellerimin gözüme düşmesini ve yorganın içinde kaybolmayı eşsiz bulurum. Bana sevgi aşılarlar. Yüzümü okşar, okşar, okşar… Gelip öper ıslaklıklarımdan. Sarar, ısıtır ve dolar göğsüne. Çilek kokusu tadında bir tazeliği vardır. Gece oldukça sessiz. Ölen insanların acılarını duyabiliyorum. İliklerine kadar çekilmiş bıçak üzeri yankılar. Boyun boşluğundan 180 derece çevrilen kafalar ve gökdelenden aşağıya doğru patlatılan kan baloncukları. Uykumun tam ortasında habersizce çekip giden rüya. Oda da iyice karanlık. Görebildiğim tek şey ayna. Ayna karşısında soluksuz kahkahalar atan Alphecca. Saçları yok, kirpikleri dökülmüş.
Renkli şeker ve sular.
Gece oldukça sessiz, kahkahalarımı yutuyor.
Biraz daha kurabiye ve süt.

Lütfen…

Defne Avcı

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...