Yiğit Sefer’e Mektuplar – 1

Gece Gündüz
A A

Dinmiyor Sefer Abim…

Ben önceleri bir sayardım kendimi. Aynalara bakar, küçük yaşıma rağmen kocaman bir adam derdim kendim için. Hiç yanmamıştı canım, öyle sık sık hastalanmazdım. Kesilince parmağım sarmaya gerek yoktu, az sonra kesik kapanıyordu. Yanınca kolum su tutmaya, kırılınca kafam ağlamaya… Gerek yoktu. Aramıyordum insafsız duyguları. Zaten onlar da meraklı değillerdi bana, bir yaktıkları vardı ki çıkmıyorlardı karşıma.

İnsanların, Abim; insanların özürleri bir hoş geliyor ki bana, sorma. Ama kabahatleri yok mu; hani önünü alamadıkları insafsızlıkları, çıkarları, beş para etmez duruşları; işte bütün bunlar artık bana dokunuyor Sefer Abim. Hani seni kaybettiğimiz deniz fenerinin orası var ya; Zonguldak’ın puslu gecelerine yenilmeden denize ışık tutan, hani gövdesine sığınıp iki bira, bir sigara ile derde derman aradığımız; muhabbetimizin hep gözleri çay yeşili Feyza’dan açılması, sürekli konuya “Vay arkadaş, nasıl bir gülümsemedir o…” diye girdiğin, gözyaşlarının denize karıştığı o yer işte… Bugün oradaydım Sefer Abim. Kim derdi ki Yiğit Sefer, yerin yüzlerce metre altından ekmeğini çıkarıp alnının terini yüreğine akıtıp bir sevdaya tutulacaktı… Kim derdi ki Koca Sefer, her gün ölüme gidip elinde sevda çiçekleriyle geri dönecekti. Kimsenin söylemesine gerek bırakmadan, alnına ne yazıldıysa tertemiz yaşadı Yiğit Sefer…

İşte buradayım Sefer Abim. Masmavi deniz, gri kayalara vura vura güneşe sarılıyor. Kemal Reis’in tekne açıklarda; Dursun Ağa aynı yerden atmış oltayı denize. “Atmayın.” derdin ya hep, sen gittikten sonra dolup taşmış buralar çöp, pislikle… Sigarayı bıraktım. Şaşırdın değil mi? Bıraktım tabii. Bırakır bırakmaz tütüne başladım, sarıp sarıp çekiyorum dumanı ve dumanı her çekişimde “At bakim bir dal.” deyişin aklıma düşüyor, aklım muhabbetinde… Biliyorum, sen şimdi orada “Oğlum takma bu kadar, yaşa koca hayatı.” diye çok söyleniyorsun ama olmuyor Sefer Abim. Tam iki yıl geçti gidişinden bugüne; senin bu dostun, sen gibi dost görmedi…

Ben, insanın canı gerçekten nasıl acır bilmezdim. İki yıl önce bugün, Tavacı Süleyman Abinin orada oturuyorken mahallenin gençleri telaşla “Yiğit Sefer fenerin oradan denize atlamış!” dediklerinde; ilk kez göğsüme bir çivi saplandı. İlk kez o an gerçekten canım acıdı. İlk kez o gün gözyaşlarım gözbebeklerimden değil, yüreğimden aktı. İlk kez o gece acıdan uyuyamadım, ilk kez o gün unuttuğumdan sigara yakmadım, ilk kez o gün fenerin oraya giderken zamanın bizi ezip geçtiğini fark edip ilk kez o gün fenerin dibinde “Nerde kaldın be Sefer Abim…” diye yarım ağızla söyleyip durmadım. Daha neler neler…

O gün bugündür ne vakit yeni bir insan tanısam adımlarımı boşluğa atıyormuşum gibi bir his doğuyor içimde. Epey vakit oldu, dert anlatamıyorum kimseye; zaten devir, o eski devir de değil. Dinleyen var da anlayan yok; anlayan ilgilenmiyor, anlayacağını düşündüklerim ise dinlemek istemiyor. Yani senin anlayacağın adımlarım hep boşluğa düşüyor. Zaman geçiyor Sefer Abim, buralarda kimse unutmuyor seni; yeni doğanların bile kulağına fısıldanıyor hikâyen. Anlayacağın seni çok seviyoruz. Herkesin selamı ve geride bıraktığın kocaman bir boşluk var. Tekrar yazacağım. Kal sağlıcakla…

-Metin Kaptan-

Caner Yoloğlu

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...