Peri Gazozu – Ercan Kesal

Gece Gündüz
A A

İnsan, içerisinde yürüdüğü anda geçmiş bir zamanı buluyor çoğu vakit. Geçmişte yaşanmamış, olması gereken vakitte olmamış, yürekte burukluğu kalmış eksik bir esinti; çok sonradan insanın karşısına çıkıyor da insan, var olmanın zamanla oynadığı o çözülmesi çok güç oyuna hayran kalıyor…

Okumanın, sıraları kareli örtülerle kaplı bir sınıfta fişlerle “Ali ata bak.” yazmakla pek alakalı olmadığını öğrendiğim günden beri kitaplara hayranım… Sahi, fişlerle “Ali ata bak.” yazdırılıyor mu artık? Gerçi Ali, artık ata bakamaz; çünkü büyük ihtimalle at çalınmıştır, devir o devir!

Kalem tutmayı öğrendiğim günden beri değil de yüreğimden tutunmayı öğrendiğim günden beri yazıp söyleyip bir şeyleri gösterebilmek gayretine giriştim. “Yazmak, bir nevi hayatı sözcüklere hapsetmek…” diye inandım. Öyle kabul ettim. Öyle ki yazarlar, koca bir evreni küçücük bir sözcükle anlatabilecek güce sahiplerdir ve yazarlar, bu güzel gücün bedelini yazdıkları her sözcükle ödemektedir. Bazen sonu gelmeyen bir hüzünle, bazen dinmeyen acılar, kapanmayan yaralarla ve en çok da okunmak kaygısıyla… Çünkü yazarların hikâyeleri, bir kilit gibi içlerinde dururken kâğıda döküldükten sonra özgürlüğüne kavuşmaz. Asıl özgürlük, yazılan her bir hikâyenin okunmasıyla kazanılır.

Öyle zannediyorum ki şu anda içinizden; “Neden hâlâ ‘Peri Gazozu’ kitabından ve Ercan Kesal’dan bahsetmiyorsun?” diyorsunuz. Şu cümleye kadar ve şu cümleden sonra anlattığım, anlatacağım her şey onlarla ilgili…

Peri Gazozu - Ercan Kesal

Peri Gazozu – Ercan Kesal

5 Kasım 2017 tarihinde Tüyap Kitap Fuarında volta atarken bir de baktım ki İletişim Yayınları standında İdris Koçavalı (Çukur isimli dizide canlandırdığı karakterin adı) kitap imzalıyor. O vakte kadar gerçek adının Ercan Kesal olduğunu da bilmiyordum tabii. Bir an şaşırdım, yakınına gittim. Gözlerimi epey bir açıp boynumu da iki parmak kadar öne uzatarak bakakaldım. Kendisi hakkında şu zamana kadar pek bilgim olmamasına rağmen, çok değerli bir insan olarak bilincimde yer edinmişti; yazar olduğunu da o anda öğrendim. Ercan Kesal: “Fırtınaya siper olmuş dağ gibi bir adam.” kitaplarını imzalıyordu. Standın etrafında bir tur dolanıp kitaplarını inceledikten sonra oradan ayrıldım. Aklım orada, fuarda gezinmeye devam ettim. Sonra kendimi “Peri Gazozu” kitabı elimde, imza kuyruğunda sıranın bana gelmesini beklerken buldum. Beni oraya gizli bir güç getirmişti. “Sevgi” gibi bir güç… Sözcükleri özgürlüğüne epey bir kavuşturacak kalabalık bekliyordu sırada. Az sonra 1,80 boylarında, ellili yaşların dik duruşuna sahip, deniz mavisi bir ceketin altına kareli gömlek giyinmiş muzip bakışlı bir adam: “Kimdir bu yazar, nedir elindeki kitabın içeriği?” diye bir soru sordu bana. Oyuncu olduğunu, yazar olduğunu yeni öğrendiğimi ve kitap hakkında pek bir şey bilmediğimi, roman olduğunu söyledim. Adam ince bir gülüşle başını sallayarak oradan ayrıldı. Zannedersem bir öğretmendi. Hali, tavrı, giyimi ve soruları bana böyle düşündürdü. Hatta emekli bir öğretmen edasına sahipti. Ya Ercan Kesal’ı merak etmişti ya da Ercan Kesal’ın tanınan birisi olduğunu bilip sıradakilerin kitap okumakla bir alakaları var mı yok mu diye test ediyordu. Eğer ikinci söylediğim düşünce ile sorduysa soruları, verdiğim hatta veremediğim bilgiler doğrultusunda haklı çıktı. “Galip geldi.” bile diyebiliriz. Çünkü ben de kitapların, sırf yazarları popüler olduğu için “binlerce adet” satılıp “onlarca kez” okunmasından rahatsızlık duyan bir insanım. Ya da haksızmışım. Çünkü az sonra, büyük ölçüde çok tanınmasının etkisiyle kitabını aldığım yazarın, beni ne kadar çok etkilediğini ve yazdığı eserin bundan sonraki hayatımda bana çok faydalı olacağına dair güzel şeyler anlatacağım.

Sıradayım, bekliyorum ki imza sıram gelsin. Bir zaman sonra Hukukçu edasına sahip bir okuru, Ercan Kesal kitabını imzalarken kulaklarına bir şeyler fısıldadı. Karşılıklı iki kelam ettiler. “Yahu,” dedim içimden, “Ben de muhabbet etmek istiyorum ama ne konuşacağım ki?” “En fazla hâli vakti sorulur…” Kıskanmak ve imrenmek arasında bir duygu büyüdü o an içimde. Duyguyu idrak etmeye çalışırken sıra da bana gelmişti. Ercan Kesal’ı tarif ederken yapabileceğim birçok betimleme var fakat ben, bu betimlemelere, yerinde olmayacakları endişesiyle girmiyorum. Başında da dediğim gibi: “Fırtınaya siper olmuş dağ gibi bir adam…” Beni merakta bırakansa o dağın ardında koruyup kolladıkları, hikâyesi, muhabbeti nedir?

Kısa ve net, az evvel imrendiğim gibi bir muhabbet yaşanmadan imza olayı gerçekleşti. Koca bir dağdan kendime ait bir çiçeği almış, evime gelip henüz ölmeden göğüs kafesime dikmiştim.

“Bahar bahçe umutlar yeşermiş de göğsümde, bu sözcükleri yazmak kudreti doğmuş içimde…”

Hayranlık ile izlediğim her dizi ve filminde, hakkında hiçbir şey bilmiyor olmama rağmen, eski bir tiyatro oyuncusu da zannederek hep çok değerli olduğunu düşünürdüm Ercan Kesal’ın. Meğer değerini hissettirebilecek kudrete sahipmiş… Dedim ya: “Fırtınaya siper olmuş dağ gibi bir adam.”

Peri Gazozu” bu zamana dek en kısa sürede okuyup bitirdiğim kitaplardan biri oldu. Genellikle geçmiş zamanda yaşanmış hikâyeleri anlatan kitap, yalın ve akıcı bir dille yazılmış. Böyle olunca da hikâyeler, tümüyle anlaşılır oluyor. “Peri GazozuErcan Kesal’ın okuduğum ilk kitabı. Yapısı, edebi açısı, felsefede yeri, matematiği, geometrisi hatta fiziği hakkında bir şeyler söyleyemem ama sanki Sabahattin Ali hikâyelerinin devamı gibi… Sabahattin Ali hikâyelerinin somut durumundan bahsetmiyorum. Doğasından, yarattığı hissiyatlardan ve verdiği derslerden bahsediyorum. Anadolu’nun dumana bulanmış göğünü, kana bulanmış baharını, ölüme doymuş toprağını ve kavgasını anlatan bu değerli eser; öyle görüyorum ki içinde bulunduğumuz edebiyat döneminin (2017) en önemli eserlerinden birisi. Yaşanmış kötü olayları, sımsıcak anıları, akla fikre gelmeyecek yanlışları naif bir dille anlatınca yazar; okur, kendisini hikâyenin içinde buluyor ve böyle bir anlatıma sahip kitabı da okumanın tadına doyum olmuyor.

Edebiyat, bir varoluş biçimidir. Varoluşun da en temel noktalarından biri, ders almaktır. Bu temel, “ders almadan gelişimin gerçekleşmeyeceği” doğrusuna dayanmıştır… Yani bir edebi eser; ders vermiyor, sizi doldurup aydınlatmıyor ise bir “edebi eser” değil, zaman öldürme aracıdır. Peri Gazozu da yüreğimizin, nefsimizin, hayallerimizin ve gerçeklerimizin tam ortasında yerini buluyor. Bu kitabı okuyunca ara ara silkinip “Yahu ne hayatlar var, biz bu hayatta epey güzel yaşıyoruz…” gibi bir cümle muhakkak aklınızdan geçecektir.

Muhakkak geçecektir…

Bir de yüreğinizde doğacaklar var… İnanıyorum ki okuyan herkesin yüreğine muhtemel bir gerçek, tokat gibi düşecektir. Bu tokat, umuttur. Bu umut, uyanmaktır. Bu umutla uyanılan her sabah, güneş gibi var olmak, güneşe yüz verip iyilik dağıtmaktır…

 

Peri Gazozu’nun yüreğime dokunduğu yerden birkaç dize döküldü kağıda, sizlerle paylaşmak istiyorum:

“Bir yerden tutunmak gerekti
Bu kahpe düzende
Biz, yüreğimize tutunduk.

Dost bulduk, dost olduk
Namerde karşı durduk
Hem vurduk hem de vurulduk.

Geçer zaman, geçer yaran
Yalan dolan geri kalan
İyi ol
İyi ol
İyi ol
İyiliğe inan…

Bir elle bin yürek doğar
Bir elle bin yürek yanar
İyi ol
İyi ol
İyi ol
İyiliğe inan…”

Sonra dedim ki kendi kendime:

“Yok olan bütün umutlar, var olan bütün hayallerin anasıysa kötülüğe bulanan düşler, anasının yüz karasıdır.”

Ben, Sabahattin Ali hikâyelerini okuduğumda hep Nazım Hikmet’i görürüm. Nazım Hikmet şiirlerini okuduğumda Yaşar Kemal’i, Yaşar Kemal romanlarını okuduğumda ise Ahmed Arif’i… Bir doğası var adlarını söylediğim bu soylu çınarların. İşte tam da bu noktada tekrar edeyim: “Ben, Ercan Kesal’ın ‘Peri Gazozu’ kitabını okuduğumda Sabahattin Ali’yi gördüm ve diyorum ki: Bu kitabın doğası, soylu çınarların meskenidir…”

Hayatım boyunca kitaplarda okuyup filmlerde izleyip imrendiğim bir eksiğim vardı… Bu eksiğim, büyüklerin torunlarına/çocuklarına geçmiş anılarını, duyduklarını; şefkat, heyecan ve hevesle anlatması durumu. Ne vakit karşılaşsam küçüğüne hikâyeler anlatıp ders veren bir büyük resmi ile içimde bir burukluk doğar, bir yaşanmamışlık filizlenir. İşte bu yazının en başında bahsettiğim geçmişte yaşanmamış, içimde boşluğu doldurulmamış güzelliklerden birinin yeri, “Peri Gazozu” kitabını okuyunca doldu… Sanki dedem yahut babam; soğuk bir kış akşamında benimle beraber soba başında çayını yudumlayarak bu hikâyeleri anlattı… Bu kitap, içimde eksik kalan bir yeri tamamladı…

Peri Gazozu, bir devrin bin bir insana emaneti…

Son olarak okumaya dair söyleyeceğim:

“Her okur, okuduğu kitabın gökyüzüdür ve okunan her kelime, özgürlüğe kanat çırpan beyaz bir güvercindir…”

Peri Gazozu’nun yüreğime dokunan her bir güvercinine minnetle…

 

Şarkı: Caner Yoloğlu – Peri Gazozu (Gece Dergi 2018 – Ercan Kesal)

 

Caner Yoloğlu

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...