Dilini Bilmediğim Komşum

Gece Gündüz
A A

Dilini Bilmediğim Komşum

“Gerçeklerin, önümüze başka gerçeklerle düşmesi.” diyeyim en başında. “Acının, önümüze gerçeklerle düşmesi.” de denebilir. “Vicdanın, kor bir aleve dönüşmesi.” yahut “Vicdana ateş düşmesi.” de denebilir. “-de denebilir, -de denebilir…” Böyle uzar gider; herkes, birçok şeyi söyleyebilir. Kılıf uydururlar, yargılarlar, savururlar. Vurup kırmayı geçtim, can alırlar. “Tüketen bir toplum, yeri geldiğinde can da alır!” yazıyordu bir duvarda. “İşte o yer, sonumuz.” demeliyim tam da bu noktada.

Kapımda, dilini bilmediğim bir dilenci belirince; halimden memnun mu kalmalıyım yoksa o dilencinin öyküsüne bakıp kendimden mi utanmalıyım? İnanın bu sorunun cevabını hiç bilmiyorum, her defasında arada kalıyorum. Gitmek geliyor içimden. Hep geliyor aslında ama bazen duymazlıktan geliyorum gitmenin içimdeki çığlıklarını. Bugün ilk defa “Ben gitmek mi istiyorum yoksa kaçmak mı?” diye kendi kendime sordum. Hayatımda ilk defa kendime bu kadar net, net olduğu kadar da gerçekçi bir soru sordum. Bu soru, kafamın içinde başka başka sorular doğurdu. “Nereye gitmek, neden gitmek, henüz burada bir şeyler yaşayamadan mı gitmek, çok mu büyütüyorum?” gibi gibi… Eminim birçoğumuzun kafasında gitmek eylemi canlanıveriyor. Planlarımızın bir yanı, bu eyleme dayalı. Sahi biz gitmek mi istiyoruz yoksa bizim “Gitmek.” dediğimiz kaçmak mı? “Her gidişin, bir geri dönüşü vardır.” demişler. Doğru. Her kaçışın, bir dönüşü olmaz ama. İnsan, hayatındaki sorunları çözüp işlerini yoluna koyduktan sonra çekip başını gidiyorsa, işte bu gitmek oluyor. Çünkü geri dönmek için korkularını yok ediyor. Kendini özgür kılıyor; kendi iradesiyle dönmek istemediği her an, onun gittiğinin kanıtı oluyor. Oysa benim-bizim kafamızdaki, tam anlamıyla bir kaçış. Hayatımdaki birçok sorunu çözmeden, birçok hedefi gerçekleştirmeden gitmek… Yani “kaybedip kaçmak,” aslında gitmek olmuyor. Bu, yarınlar için atılan zayıf bir temel oluyor. Bu konuyu burada kapatayım. Asıl bahsetmem gereken şey, çok zor çözülebilecek olan ortak sorunlarımız. Ortak sorunlar diye bahsetmek ne güzel oldu, sanki bir bildirge yazıyorum.

İnsanın; hayatı boyunca nereye giderse gitsin, kendini olan bitenden ne kadar soyutlarsa soyutlasın mutlaka bir sorunu olacaktır. Çünkü biz, ne kadar “Özgürlüğün bekçileriyiz.” diye dolaşsak da doğuştan sahip olduğumuz sorumluluklar var. Sorumluluk dediğimiz bir yığın şey de bizim özgürlüğümüze çoğu zaman engel oluyor. Yani genel olarak baktığımız zaman biz, sorumlu ve aynı zamanda sorunlu insanlarız. Kırılma noktamız da bu. “Bu kırılmaya nasıl engel oluruz, çözüm nedir?” diye sorarsanız; ben arada yazıyorum, söylüyorum, yürüyorum… Bütünüyle iyi etmese de beni, mutlaka iyi gelen yanları var. Hiç olmamam gereken bir yerde, hiç sevmediğim bir iş için çaba sarf ederken bu yazıyı yazabiliyorum ya; ışığa da böyle inanıyorum.

Bazı hayaller çok güzel, bazı hayatlar da öyle. Aslında bakarsanız bütün hayaller çok güzel ama bütün hayatlar öyle değil. “Hayalin kötüsü olmaz.” gibi yerleşmiş zihnime. Yetmiş metrekare bir bodrum katı evde, ne kadar güzel hayaller kurulabilirse; bütün hayaller, o kadar güzel işte. Dilini bilmediğim bir dilencim ve dilini bilmediğim bir komşum var artık. Onların tasavvuru, hakkım. Onları bilmek, arada görmek, yorum yapmak yahut yardımcı olmak düşüyor aklıma. Nice nice durum söz konusu ve benim yüreğim, az da olsa bunlardan sorumlu. Küçük bir aile var o bodrum katında. Çocukları, henüz iki üç yaşında. Dilini bilmememin bir önemi yok; daha yeni yeni konuşuyor zannedersem. Gün görmüyor, toprağa ayakları değmiyor, top peşinden koşmuyor, düşmüyor, çocuklarla hep beraber sokaklarda bağırıp çağırmıyor. Esasen neden dışarı çıkmadıkları, kafamda büyük soru işareti. Fazlasıyla cevap arıyorum, bulduklarımı da tam olarak kesin görmüyorum. Tüm bunları neden mi anlattım? Dilini bilmediğim komşumun, gün görmeyen bir çocuğu var… O çocuğun en ufak hayalinde bile, öyle zannediyorum ki güneş dolu yarınlar var…

İçimde sorumluluk hissi, gitmek arzusu, bir de dilini bilmediğim bir komşum var. En önemlisi; komşum neden dışarı çıkmıyor?

Son olarak: “Büyümek meselesi, büyütmek meselesinden her zaman daha zordur. Buna sebep otuz yaşından önce çocuk sahibi olmak, bir bakıma intihardır.”

Caner Yoloğlu

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...