Sadece 1,5 Liraya Mutluluk

Gece Gündüz
A A

“Sadece 1,5 liraya mutlu olmak ister misin?” Bu cümleyi duyduğum anda şehrin en parıltılı caddelerinden birinde yürüyordum. O zamanlar mutluluğun, sadece 8 harften oluşan bir yanılsama olduğunu düşünüyordum. Mutluluk, Dünyanın en büyük çölündeki gerçek olamayacak bir vahaydı benim için. Ama her insanın o vahaya ihtiyacı vardı ve ona inanmak zorundaydılar. Çünkü dudakları sıcaktan çatlamış, dili boğazına yapışmış her insan, önünde bir damla suyun olduğuna inanma ihtiyacı hisseder.

Sesin geldiği yöne döndüm. Ufacık, sarışın bir kız çocuğunun ağzından çıkmıştı bu cümle. Yumurcak ellerine baktım. Mendil satan o küçüklerden sandım onu. Ancak ellerinde mendil falan yoktu.

– Sadece 1,5 liraya mı mutlu olacağım?
– Evet, sadece 1,5 liraya mutlu olabilirsiniz.
– Mutluluk, bu kadar ucuz bir şey mi yani?
– Aslında hemen hemen parasız sayılır.
– Mutluluğun hiçbir değeri yok mu demek istiyorsun ufaklık?
– Hayır, sadece parayla satın alınamayacak kadar değerli…

Sohbet ilerlediğinde anladım kocaman kırmızı yanaklı küçüğün ne demek istediğini. Yanaklarını sıktım iki parmağımla. Cebimdeki çikolatayı verdim ve teşekkür ettim. Gülümseyerek “Rica ederim.” dedi. Beni 1,5 liraya mutlu olabileceğime inandırdığını anlamıştı. Çünkü bu, ışıldayan gözlerinden okunuyordu. Ve ben, 1,5 lira ile nasıl mutlu olunabileceğini anlamışken o anda aynı caddede bulunan binlerce insan, yapay mutlulukları binlerce liraya satın almakla meşguldü.

Caddenin sonundaki süpermarkete giderken mutlu olduğumu, parlak camekânlardan yansıyan yüzümdeki gülümsemeyi gördüğümde fark ettim. Bu kadar kolay olmamalıydı aslında. Birkaç dakika önce bir yanılsama olarak düşündüğüm mutluluğun, aslında çok da yakın bir gerçek olabileceğini aklım almasa da buna inandığımı biliyordum.

Süpermarkete ulaştım; mutluluk, hemen birkaç reyon ötemde olmalıydı. Heyecanla süt reyonlarını, et reyonlarını, abur cubur reyonlarını geçtim. Ve evet, gördüm mutluluğu. Etiketinde 1,49 Lira yazmaktaydı. Paketi elime aldım; mutluluk, artık avuçlarımın arasındaydı. Heyecanım katlanarak artmıştı, koşarak kasalara doğru gittim. En az sıra olan kasada sıraya geçtim. Artık tahammülüm kalmamıştı; heyecandan dilim damağım kurumuş, dudaklarım çatlamıştı. Bir an önce mutluluğu yaşayabileceğim, o küçük tatlı kızın bahsettiği yere gitmeliydim. Mutluluk oradaydı işte. Görebiliyordum…

Süpermarketten çıktığımda biraz önce yağan yağmur dinmiş; güneş, simsiyah bulutları dağıtıp sahibi olduğu gökyüzünü geri almıştı. Tam karşımdan ılık bir rüzgâr esiyordu. Koşmaya başladım, insanlara çarpa çarpa koşuyordum… Yine aynı camekânlarda gülümseyen yüzümü gördüm. Daha hızlı koşmaya başladım. Ve caddenin diğer ucundaki büyük meydana çıktım…

O küçük kızın bahsettiği bankı buldum, oturdum. Heyecandan kalbim, yerinden fırlayacakmışçasına atıyordu. Gözlerimi kapatıp güneşe doğru yüzümü döndüm. Tam da mutlu olunacak bir hava vardı.

Ellerimde sıkıca tuttuğum paketi açtım. İçinden birkaç parça mama aldım. Bankın çevresinde dolanan kedilere doğru “Pisi pisi…” diyerek ellerimi şaklattım. Kuyruklarını diken yavru kediler elime doğru koşarak geldiler.

İlk defa ellerimle başka bir canlı besleyecektim. Parmaklarımın arasındaki mama parçalarını birer birer ağızlarıyla alan yavru kedilerin gözlerindeki ışıltıyı gördüm. O küçük kızın gözlerindeki ışıltı, benim markete koşarken camekânda yansıyan gözlerimdeki ışıltı… Hepsi aslında aynıydı. Mutluluk, o ışıltıydı…

Yavru kedileri okşadım, sevdim. Biraz sonra koşarak uzaklaştılar; belki de bir başkasını mutlu etmeye… Onların uzaklaşmasını izlerken gökyüzüne döndüm tekrar. Simsiyah bulutlar çekildi güneşin önüne. Ve bir sağanak koptu şimşeklerle…

Caner Tonkaz

Bunu neden başkaları da okumasın ki?
Paylaşmak güzeldir...

Bak bir de bu var...
Sevda Yolum – Bölüm2: Gırtlakta Düğümlenen Hayat
Sevda Yolum – Bölüm2: Gırtlakta Düğümlenen Hayat

Soğuk havalar, beşeri yalnızlığın acılarıyla harmanlamaya başladı son günlerde Oğuz için. Sonbahar yağmurlarla birlikte artık kışa bırakıyordu yerini ağır ağır.

Kapat