Otobüste Ağlamak

Gece Gündüz
A A

Otobüste Ağlamak

İki şehir arasında bazen yüzyıllar vardır. Işık yüzyılları…

Bileti hep otogardan alma alışkanlığı vardı bende. Çünkü plan yapmayı hiç sevmezdim. Yani bir yere gidecek olsam aniden giderdim. Günler öncesinden bilet almak, ona bağlı yaşamak… Benim harcım olmayan şeylerdi. Hem elimin ayağıma gövdeme dolaşmasından ve o halde bir yere yetişmeye çalışmaktan nefret ederdim. Birçok defasında yolculuk öncesinde unutmamam gerekenleri dışımdan söylememe karşın bu acele durumlarda en hayati şeyi unuturdum. Cüzdan gibi, şarj aleti gibi. Ya da kendim gibi.

O gün bu alışkanlığımın dışına çıkıp bileti önceden almıştım. Saat 18:45 Ankara bileti. Otogara gitmeden şehir merkezine uğrayacak, lokum alacaktım. Evden çıktığımda yanımda hayallerimi sığdıramadığım ufak bir bavul vardı. Aslında hayaller hiçbir yere sığmazdı ya… Bunu da çok sonra anlayacaktım. Evimin yaklaşık 200 metre uzağındaki yoldan geçen dolmuşa bindim, bir öğrenci parası uzattım. “Kolay gelsin.” demeyi ihmal etmedim. Yavaş yavaş boğazımı yakan bir sızı vardı. Dolmuşta ayakta giderken bavulun devrilmesinin verdiği ızdırabın da etkisi vardı belki de bu sızıda. Ama daha başka şeyler vardı, daha önemli…

Dolmuştan indim. Bavulum ağır sayılmazdı, içinde laptop ve birkaç kitap vardı. Yarım kalmış kitaplar. O kadar çok yarım kalan kitap vardı ki elimin altında. Belki de tüm o yazarların, tüm o karakterlerin ahını almıştım. Bir çırpıda sevinerek aldığım o kitaplar şimdi mutsuzluğumun başka nedenleriydiler. Yarım bıraktığım her kitap bir cenaze gibiydi. Bir tabut gibi.

Kaldırımlar çok kalabalıktı. Hava kararmış, dünkü yağan karın ayazı tüm şehri kaplamıştı. Gözlerimin kızardığını hissedebiliyordum. Ayazdan değildi bu kızarıklık. Sebebini ne o indiğim dolmuştakiler, ne lokum dükkanındaki çalışanlar, ne de bu şehirdekiler biliyordu. Artık düşünmemeliydim. Zira olan olmuştu. Acele etmeliydim. Hem otobüsün vakti de epey yaklaşmıştı. Hızlı adımlarla lokumcu dükkânına doğru gittim. Birçok insana çarpan bavulum için birçok kez özür diledim, “Pardon.” dedim. insanlar aldırmıyorlardı. Ne ayaklarına çarpan bavullara ne de özür dileyenlere…

Lokumcuya girdim, “İyi aksamlar.” dedikten sonra yarim kilo kaymaklı fıstıklı lokum söyledim. Gözlerim dükkandaki aynalı duvarlardaki gözlerime takıldı. Kendimi ağlamamak için zor tutuyordum. Tadına bakmam için bir parça lokum uzattı dükkândaki çalışan. Aldım. Ağzıma attım. Tadı çok lezzetliydi ama gözlerimden bir damla yaşın süzülmesini engelleyemedi. Kimse görmesin diye sol kolumla sildim yanağımı. Anladım ki deri ceketinin kumaşı gözyaşlarını saklayamazmış. Ücreti ödeyip çıktım. Çıkarken iyi aksamlar, hayırlı işler diyemedim. Sesimin çatallanmasından korkmuştum.

Yine ayni insanlar vardı kaldırımlarda. Yine aynı bavul çarptı aynılarına. Ve bu kez dilenilmeyen özürler, söylenemeyen pardonlar kaldı boğazımın içinde. Ve ben herkes yaşarken bir şekilde boğazımda düğümler, otogara gidecek olan dolmuşa atladım. İyi aksamlar demedim yine. Bir öğrenci uzatmak yerine bir tam uzattım bir şey dememek için. Sesimden korkuyordum dediğim gibi. Boğazımda hissettiğim yangın kelimeleri yakarak öldürüyordu sanki…

Otogara geldik. Çok kalabalıktı yine. Süs havuzunun taşlarına oturmuştu insanlar yer bulamadığı için. Belki de epey zamandır bekliyorlardı otogarın içinde. Bense her şeye ucu ucuna yetişmeye çalışırdım hep. Çoğu kez de her şeyi kaçırırdım. Ama bu kez acele etmem sayesinde otobüsün kalkmasına 5 dakika varken otobüse bindim. Bagaj kuponunu gömleğimin cebine sıkıştırdım. İçimden 36, 36, 36 diye diye koltuk numaralarına baka baka ilerledim.

Tekli koltuk… Artık birbirimizden o kadar sıkılmıştık ki, o kadar tahammülümüz yoktu ki kimseye hep tekli koltuktan almaya çalışıyorduk bileti. Ben de öyle yapıyordum üç senedir. Tekli koltuğa oturdum. Kulaklığı takip rastgele modunda herhangi bir müzik açtım telefonumdan. Sezen Aksu’dan Vazgeçtim düştü şans topundan…

Ben koskoca adam gözyaşlarıma hakim olamamıştım. Bir yandan atkıma siliyordum gözyaşlarımı, diğer yandan biri görmesin diye uyuyormuş gibi yapıyordum. Utanılacak bir şeydi ağlamak.

Otobüs yavaşça ilerledi. Yol bana hiç olmadığı kadar iyi gelecekti. Öyle umuyordum…

Caner Tonkaz

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...