Dayanılmaz Sanılan Acılar

Gece Gündüz
A A

Dayanılmaz Sanılan Acılar

Köşeyi döndü ve yüzündeki tüm belirsiz hatlara rağmen şöyle dedi:

“Dayanılmaz sandığın o acılar aslında öyle küçük dertler ki.. Bunu er ya da geç fark edeceksin.”

Elinde henüz yarıma yakın içilmiş bir sigara vardı. İşaret parmağıyla sigarayı boşluğa doğru itti ve sigara havada bir müddet süzülerek yere düştü. sigara sönmeden parlak siyah renkte, ön tarafı örgülü iskarpin ayakkabısıyla sigarayı ezdi. Sigara artığı ezilirken plastik bir pet şişe eziliyormuş gibi kulak tırmalayıcı tiz bir ses çıkıyor ve karanlık caddenin bütününde yankılanıyordu.

Görüntü yavaşça silikleşti ve kayboldu. Rüyanın bittiğini anlamıştım. Gözlerimi  şampanya rengi  boyası dökülmeye yüz tutmuş tavana açtım. Artık bir badana vakti gelmişti dedim içimden. Gözlerimi ovuşturdum. Yatağın yanında gül ağacından yapıldığını bildiğim eskimiş masanın üstünden gözlüğümü alıp taktım.  Masa saati üçü gösteriyordu. Sesin geldiği yer olan caddeye bakan balkona doğru sarsak adımlarla yürüdüm.

Balkona çıktım ki soğuk Ankara rüzgarı sertçe yüzüme vurdu. Deliler gibi sevdiğim birinin beni yıllarca sevdiğini söyleyip birden bunların hepsinin yalan olduğunu gözlerime baka baka söylediği gün gibi hissettirdi o rüzgar.  Aynı rüzgarlardı…

Sokak lambasından yansıyan ışıkları yer yer daha iyi yansıtan ve yansıtmayan paslı olan balkonun demir korkuluğunu elimle tuttum. Sesin asıl geldiği yer olan caddeye doğru baktım. 55, 60 yaşlarında olduğu bükülmüş belinden belli olan, ihtiyar sayılabilecek bir adam çöplüğün oradaydı, yanında ise kendisinin iki katı büyüklüğünde bir çuval vardı.  Ne oluyor diye anlamaya çalışıyordum bu hüzünlü manzarayı. İhtiyar adam çöpten bazı şeyleri alıyor, onları inceliyor ve seçtiklerini alıp ayaklarıyla ezdikten sonra özenle çuvala dolduruyordu. Ve o asfalttan çıkan ses gecenin bütün sessizliğini bozuyordu.

Bir süre daha devam etti böyle. Aklıma pet şişeleri bisiklet tekerleğinin altında ezdiğim günler geldi. Nerede kalmıştı o günler? Hatırlayamadım. “Tabi ya.” dedim “Adam çöpten pet şişeleri topluyor”.  Pet şişeleri mümkün mertebe en düşük hacme getirmek için onları ayağıyla ezerek düzleştiriyordu.

On dakika daha devam etti böyle. İşi bitince kendisinden büyük olan çuvalı sırtına yükledi ve biraz ilerideki onun olduğunu düşündüğüm kamyonete doğru yavaşça yürüdü. Kamyoneti geçmesine rağmen durmadı. Demek ki kamyonet onun değildi.  Ne yapardı gecenin bu saatinde sırtındaki o yükle?  Bilmiyordum. Işığı titreyerek yanan sokak lambasının altından geçerek ilerledi yaşlı adam. Köşe başına geldiğinde yine durdu. O ağır yükü taşırken yorulmuş olmalıydı. Yaşlı adam çuvalı yere bıraktı ve diğer çöpe doğru yöneldi.

Yine  karıştırdı çöpleri.

Yine özenle seçti pet şişeleri.

Yine ayağıyla ezerek düzleştirdi.

Ve yine çuvalın içine yerleştirdi..

İşi bitince büyük çuvalın epey ağır olduğunu fark etmiş olacaktı ki elini başına koydu ve adeta derin bir “off” çekti. Şehri çevreleyen buzlu dağlardaki karların eridiğini hissettim. Bir müddet sonra kendine geldi, çuvalı tekrar sırtına yükledi ve ağır ağır bir sonraki durağına doğru yürümeye koyuldu. Gözden yavaşça kayboldu.

Kim bilir sabaha dek kaç çöplük daha gezecekti bu yaşlı adam?  Kaç metre daha sırtındaki o ağır yükle sendeleyerek yürüyecekti?

Bilmiyordum. Gözlerim mi dolmuştu? Hissetmiyordum.

Caner Tonkaz

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...