Ayrılık

Gece Gündüz
A A

Ayrılık

“Caner, Caner.” diye bağırmıştı salondan. Gözlerim kırmızı, gözlerim kanlanmış. Buz gibi akan suyla yıkadım yüzümü, gözümü. Üşümüştüm. Babam hâlâ salondan bağırıyordu. Hâlbuki o gün hiçbir şey kulaklarımdan içeri girmek istemezdi, içerideki mahşer yerini görmek istemezdi. “Geliyorum.” dedim kendim dahi duymayarak. Hızlı birkaç adımla salona attım kendimi. “Hiç yavaşın yok değil mi?” dedi babam. Kapıyı sert açmıştım, sert kapamıştım, ona laf ediyordu.

“Çay koyar mısın?” dedi, sesini yükseltmesinin verdiği mahcubiyetle. Bardağını götürdüm, demli bir çay koydum, tekrar geldim. “Otur şöyle bakalım.” dedi. Ne dediğini pek anlayacak durumda değildim. O ana kadar sesim çıkmamıştı. Oysa konuşursam kötü olduğumu anlayacak ve beni hiç istemediğim şekilde sorgulayacaktı. Olanları bir kere daha yaşamak istemiyordum, bunu kaldıramazdım. Hoş, bir kere yaşayınca da kaldıramamıştım.

Birkaç saat önceye gitti aklım. Son sözün söylendiği o ana kadar tuttuğum nefesimi yolun üst tarafındaki parkın banklarından birinde hıçkırarak vermiştim. Tam bir buçuk saat hıçkırarak ağladım o bankta. Artık bir banka oturmak istemeyecektim, o bank sondu. Havanın ayaz olması sebebiyle parkta kimseler yoktu. Hiç yoktan ağladığımı gören olmuyordu. Islak olmasına rağmen oturup ağladığım bank havadan da soğuktu. Kalbimi orada üşüttüm.

Yanaklarımda çok tanıdık bir sıcaklık, ellerimde ıslaklık, eve doğru yürüdüm. Elimi, yüzümü yıkamak için bir caminin tuvaletine girdim. Yaşlı bir amca ikindi namazı için abdest alıyordu. “Ne de güzel, ne de güzel.” diyordu. Abdest almaya geldiğimi sandığı için böyle demiş olmalıydı. Yaşlı amca gidene kadar yüzümü yıkadım.

Güç bela eve attım kendimi. Direkt duşa girdim, ağlarsam evdekiler tedirgin olabilirdi. Bir şairin, “Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?” mısrasına takıldı zihnim. Ağladım. Gözlerim yandı. Hissedemedim…

Duştan çıkınca dedim ki kendi kendime, “Hani insan öldüğünde yıkanır ya, aynısı lan işte.. Öldün sen. Kendi ölünü yıkadın bir de.”

Tam bu sıradaydı babamın beni çağırması “Caner, Caner” diye.

Babam salonda, televizyon karşısında yine siyaset programlarından biriyle kafasını şişiriyordu. “Oğlum bak şu soldaki adam.” dedi ekranı adeta bir Puzzle’a çevrilmiş olan kanalı göstererek, “Eski mit müsteşarı bu adam.”.

Tek başına olsam yıkılırdım. Adamın soy ismi terk eden sevgilimin soy ismiydi.

“Bir kere çay içmişliğim var kendisiyle, çok beyefendi bir adam o.” dedi babam.  Polisken karşılaşmışlar bir yerde. Onu anlattı, dinleyemedim.

Gözlerim dolmuştu, ağlamak üzereydim ama babamın yanında bu yaşıma dek hiç ağlamamıştım dedemin cenazesi haricinde. Onunla kız muhabbeti bile yapmamıştık doğru düzgün.

Dilimi ısırdım, yanaklarımın içini ısırdım. Ağlamamalıydım.

“Ya sağdaki adam kim?” diye sordum, sesim titriyordu.
“Bırak o pezevengi.” dedi.

Sustum.
Babamın çayı bitmişti.
Gittim çay koydum.

Caner Tonkaz

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...