Yıllar – 2. Bölüm

Gece Gündüz
A A

Yıllar – 2. Bölüm

Ne yapacağını bilememiş Necmi Ağabey. Öyle boş boş kâğıda bakmış. Hiç umut yokken pat diye gönülden geçen gerçekleşince sevinemiyor ya insan; hani “Gerçek mi bu, yoksa rüyalarımın bana oynadığı bir oyun mu?” diye düşünüyor ya; Necmi Ağabeye de öyle olmuş. Sultan Abla da anlamış durumu. Kimse bir şey anlamadan kalkmış yanından.

“Onun bana bir şeyler hissettiğini anladığım an birkaç yıl büyüdüm. Çünkü sadece bir hayalden ibaret olan ‘Yâre kavuşmak,’ artık ayağı yere basan bir isteğe dönüşmüştü. Sadece okumak için değil, aynı zamanda bunun için de bir savaş vermem gerekecekti. Ve ben, dini bir yurtta kalıyordum. Ve benim okumaktan başka çarem yoktu. Ve ben, okuduğunu anlayamayacak kadar sevdalıydım…”

O günün bitiminde ne Sultan Ablayı görmüş gözü ne de başka şeyi. Direkt yurda gitmiş Necmi Ağabey. Yatmış yatağa. Yorganı çekmiş kafasına. Sultan Ablayı düşünmüş. Ona nasıl davranacağını… Bir flört hayatı yaşamak o kadar uzakmış ki ona. Okuldan çıkar çıkmaz yurda gitmeyip onunla vakit geçirse dayağın hasını yermiş. “Sadece dayak yemek de sorun değil aslında. Kişiliğimi hırpalıyordu o tokatlar. Sadece fiziksel bir acı olsa katlanılmayacak şey değil ama insanın kişiliğine kişiliğine iniyor o darbeler. İnsanın yüreğindeki sevgiyi milim milim söküyor. Hınç sokuyor yerine. Nefret sokuyor. Kin sokuyor. Sultan’a hissettiğim aşk, kişiliğime ne kadar ‘İnsan’ olmanın özüne dair değerler ekliyorsa o dayaklar da bir o kadar o değerleri altüst ediyordu. Sultan’a hissettiğim aşk, ne kadar evrene karşı bir sevgi beslememi sağlıyorsa o dayaklar da direkt olarak evrene karşı bakışıma kara düşürüyordu. Ama o yurt, okumam için de tek çareydi. Hem ailemin maddi durumunun kıtlığı hem de ilçede başka kalacak yerin olmayışı elimi kolumu bağlıyordu…”

Fazla düşünmek, adamı yatağa bile düşürür Sevdiğim. Necmi Ağabey de ateşlenmiş o gün. İki gün kalkamamış yerinden. Ne bir lokma yemiş ne de bir şey içmiş. Hastalığını bahane ederek, aslında istemediği için bir hafta okula gitmemiş. Bu süre zarfında yaşamının muhasebesini yapmış sürekli. Okumak istiyormuş çünkü. Okuyup buralardan gitmek… Aynı zamanda sevmek… Muradına ermek… Ama içinde bulunduğu hâl, sadece bir tanesine izin veriyormuş. Ya Sultan Ablayı unutacak, yurda bağlı kalıp okuluna bakacak ya da gözünü karartıp onunla bir şeyler yaşamanın peşine düşecek…

İnsan, gönlüyle aklı arasında kalmaya görsün. Okula gittiğinde sürekli bakışlarını kaçırmış Sultan Abladan. Kafasını sıraya koyup uyuyormuş gibi yapmış teneffüslerde. Ama uyumak da ne? Sürekli ne yapması gerektiğini düşünmüş. “Her şeyi yapmak isteyip de hiçbir şey yapamamak” denen durum var ya… İşte o, insanın omuzlarına bir küfe koyar. Ardından da dünyada taşıması ne kadar zor yük varsa hepsini atar içine. Sonra kafanı kaldırmazsın olduğun yerden. Millet de sana “tembel” der. Hâlbuki senin taşımaya çalıştığın yük, diğerlerine nazaran fazladır.

Gene böyle Necmi Ağabey kafasını sıraya koymuş düşünürken Sultan Abla, Necmi Ağabeyin kafasıyla kolunun arasına bir kâğıt bırakmış. İçinde de “Çıkışta okul bahçesindeki çınarın altına gel…” yazıyormuş. “Herkesin gözünün önü en iyi saklanılacak yerdir” felsefesine güvenen Sultan Abla, Necmi Ağabey “Bir gören olur.” deyince “‘Hastalığımı sordu.’ dersin.” demiş. Buluştuklarında da “Neden kaçıyorsun benden?” diye direkt girmiş söze. Necmi Ağabey, dili döndüğünce ne kadar kısa sürede anlatabilirse anlatmış. Yurdu, ailesinin maddi imkânsızlıklarını, okuması gerektiğini, ona nasıl davranması gerektiğini bilemediğini… Çaresiz kaldığını… Sultan Abla öyle bir cevap vermiş ki… “Bana her zaman baktığın gibi bak, yeter. Fazlasına gerek yok.”

Biraz böyle köşe bucak kaça kaça sevmiş Necmi Ağabey ama sevda bu, öyle iki bakışla doyar mı? Önce “Baksa yeter!” dersin, sonra “Konuşsam yeter!” dersin, sonra “Sarılsam yeter!” dersin, sonra da her zerresini istersin. Sevda asla doymaz. Karşıdakini iliğine kadar ister. Dili ne söylerse söylesin. İçten içe sürekli ister. Böyle de olmuş. Önce bakışmışlar. Sonra ufak ufak derslere dair konuşmaya başlamışlar. Sırf bu sohbetler için ders çalışmaya başlamış Necmi Ağabey. Dersleri de iyileşince vuslata da erince özgüveni yerine gelmeye başlamış. İvmeyi aldı ya tabii; sonra ufak ufak teneffüslerde buluşmaya başlamışlar.

Ama sevinci fazla sürmemiş Necmi Ağabeyin. “Biz toplum olarak sevmeyi silahla karıştırırız hep. Sevgiyi alır Fizan’a süreriz de silahı koynumuza sokarız.” Yurttan bir arkadaşı, yurttaki hocalara şikâyet etmiş onu. Zina etme suçundan dayak yemiş. “Babana söyler seni okuldan aldırırız…” diye tehdit etmişler. Lafı çok uzatmayacağım Sevdiğim. Öyle böyle ayırmışlar Necmi Ağabeyi. Korktuğu başına gelmiş. “Ne okuma hevesimi bıraktılar ne yaşama sevincimi. Evet, okumak için onların yurtlarına muhtaçtım ama öyle bir nefret etmiştim ki onlardan, profesör olacağımı bilsem de kalmazdım artık.” Evdekilere okulu bırakacağını söylemiş. Babasının, tüm hayvanları ve tarlaları satıp köyde yeni açtığı bakkalına yardım etmeye başlamış. Yavaş yavaş da devralmış işleri. İşleri büyütmeye çalışmış. Bakmış köyde olmuyor, borç harç kasabaya taşımış dükkânı. İşlek bir yola… Kendini işe vermiş anlayacağın. İyi de gitmiş işleri. Fakat yüzü pek gülmemiş. Nasıl gülsün ki Sevdiğim? Gönlünde koca bir yara taşıyan adam, öyle koşar adım yaşayabilir mi?

Sultan Abla ile mektuplaşmışlar bir süre, ilçeye mal almaya gittiğinde de görüşmüşler. Fakat üniversite kazanmış Sultan Abla. Gitmek zorunda kalmış ilçeden. Necmi Ağabey, o kadar borcu babasının başına bırakıp gidememiş. Ağabeyleri de göç etmiş zaten. İşleri büyütmeye o zorlamış babasını. Gittiği yerde kazandığı para ile o borcu ödeyip ödeyemeyeceği de muğlâkmış. Gönül istemeye istemeye ayrılmışlar.

Acısı ne kadar büyük olursa olsun dünü arkada bırakmak zorundadır insan. Yarına âşıktır bugün ama evleneceği kişi daima dündür. Necmi Ağabey de Sultan Ablaya âşıkmış ama babasının ısrarına dayanamayıp uzaktan akrabası ile evlenmiş.

“Yürütemedim bir türlü. Yaralı bir gönül ile yuva kurulur mu hiç? Kum zemine saray oturtmaya çalışmak olur bu. Boşandık. Sonra da evlenmedim uzun süre. Şiiri de bıraktım, kitapları da… Gazeteden başka bir şey okumadım. İnsanlarla konuşmayı da öğrendim iş sayesinde. Ama kalkıp da kimseye dert anlatamadım. Yapmacıkça konuşmayı, tavlada yenince dalga geçmeyi öğrendim…”

Yıllar yılları kovalamış. Yetişkinlik zamanları yaşlılığa doğru evrilir olmuş. Gençlik bitmiş. Tam öngördüğü gibi olmuş her şey. Borç ödeye, tarla ala geçmiş yıllar. Babasının yaşlı bedeni hastalıklara davetiye çıkarmaya başlamış. Yıllarca sigara çeken bedeni kansere yenik düşmüş. Ölüm mutlakmış ama gene de yaşadıkları ilçe ile yetinmeyip İzmir Göğüs Hastanesi’ne gelmişler.

Hastanede vakit geçirmek meşakkatlidir. Daha önce de değindim ama refakatçi için daha da zordur bu durum. Her yönden hırpalanırsın. Sevdiğin bir insanın gözünün önünde gitgide erimesini izlersin. Süper kahraman olmak istersin de elinden sadece ufacık bir koltukta uyumak gelir. Bedenin hırpalanır, zihnin hırpalanır. İşte Necmi Ağabey de bir gün hastaneden bunalınca bir taksi dolmuşa atlayıp Konak’a gitmiş; Saat Kulesi’ne… Denizin kokusunu çekmek istemiş ciğerine. Ve içine mi doğmuş ne olmuşsa da oradaki bir kitapçıdan Ümit Yaşar Oğuzcan’ın şiir kitabını almış. Ardından da bir banka çökmüş.

“Banka oturup çay içiyordum. Ardından güvercinlere yem atmak istedi canım. Kalktım yem almaya. Tam yem alacakken kimi gördüm biliyor musun? Sultan’ı… Ağlamamak için kendimi zor tuttum. Nasıl da yaşlanmış. Ama gözleri hâlâ eskisi gibi dilbaz… İkimiz de sadece bakıştık bir müddet. Sonra gülümsemek geldi aklımıza. Şaşkınlığımızı atlattıktan sonra da bir yere oturup konuştuk. O da benim gibi boşanmış. Bir bankada çalışmış yıllarca. Emekliye ayrılmış. Uzun uzun aramıza giren yılların bize neler kattığını anlattık birbirimize. O gün evlenmeye karar verdik.”

Acaba diyorum. Biz de karşılaşır mıyız ileride? Hani gittiğimiz yollardan bir kâr elde edemeyip de geri döner miyiz?

“Ama aramıza yıllar girmeseydi; bunca ayrılık girmeseydi ne ben onun kıymetini bu kadar bilirdim ne de o benim. Ne ben bu kadar şey öğrenebilirdim ne de o. Ben, yıllar kadar iyi bir öğretmen görmedim…” Buna benzer bir lafla bitirdi Necmi Ağabey…

Belki de Sevdiğim, kavuşmamız için daha öğrenecek şeylerimiz vardır yıllardan.

 

-SON-

Bu yazının diğer bölümlerini okudunuz mu?

Can Cafcav

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...