Paça Çorbası

Gece Gündüz
A A

Paça Çorbası

Ziyaret saati olmadığı için güvenlik dik dik bakmaya başladı. Elimde koca bir el valizi ve orta çaplı bir poşet vardı. Güvenliğe görünmeden servise girmek fili iğne deliğinden geçirmek gibiydi. Güvenliğin anlayışına güvenmek zorundaydım.

“Kolay gelsin ağabey. Teyzemi yoğun bakımdan servise aldılar da dün akşam. Eşyalarını getirdim. Geçebilir miyiz?” Kısaca üzerimi süzdü, bir de yanımdaki kardeşime baktı. Bakışlarıyla yaşını ölçtü tarttı.

“Sen geç de ufaklık kalsın.” Kardeşimi almayacaklarını tahmin ettiğimden bir itirazda bulunmadım. Güvenliğin hemen yanındaki sandalyelere oturttum onu. Cebimden telefonumu çıkarıp eline tutuşturdum. Yanağına öpücüğü kondurduktan sonra teyzemin odasına doğru yollandım.

Akşam bana bildirilen oda numarasını bulana kadar koridorda ilerledim. Bir taraftan kapının yan tarafındaki numaralara bakıyor, bir taraftan da içerideki hastalara çaktırmadan göz atıyordum. Yatağa yığılıp kalmış şifa bekliyorlardı. Kimileri de kapının önüne çömelmiş sağı solu izliyordu. Kapının ağzında oturanlara geçmiş olsun temennisinde buluna buluna koridorun en sonundaki teyzemin odasına geldim. Kapı açıktı. Teyzem girişten sonraki ilk yataktaydı. Ben odaya bakış atar atmaz direkt göz göze geldik. Beni görünce yüzüne hoş bir tebessüm yaymıştı. Ben de elimden geldiğince gülümsemeye çalıştım. Odaya girdikten sonra camın kenarındaki diğer hastaya geçmiş olsun dileğinde bulunup teyzeme doğru yönlendim.

Elimdekileri yatağın kenarına bıraktıktan sonra vardım, teyzemi öptüm yanaklarından. “Hoş geldin!” dedi hırıltıyla karışık bir sesle. “Hoş bulduk teyze. Valla iyi gördüm seni…” bir yandan montumu çıkarıp yanına otururken bir yandan da sohbete devam ediyorduk. “Şükür iyiyim. ‘Bu sefer erkenden çıktın.’ dedi doktor. Kırk gün kalmıştım ya önceki seferde.” “Mmm aman iyi ol iyi. Hani dedem görünmüyor ya.” “Çorba almaya gitti bana.” “Paça çorbası mı?” (Elbette paça çorbasıydı ama maksat teyzemle muhabbet etmek, onu konuşturmaktı.) “Bir canım çekti yoğun bakımda, sorma gitsin. Geceydi, bir acıktım bir acıktım aman aman. Gözüme paça çorbasından başka bir şey gelmedi. O an kendime ‘Ölmezsem eğer, şu çorbayı içeceğim.’ dedim. Mama falan veriyorlar da… Nereye kadar mama?”

Ölümden o kadar basit bir şeymiş gibi bahsediyordu ki teyzem, içim ürpermişti. Kendi kendime tekrarladım durdum “Ölmezsem…” Sanki “İşim biterse,” der gibi basit ve sıradan… Çocukluğundan beri hastalıkla cebelleşen bir kadının ağzından ne çıksaydı ya? Kırk yaşını otuz kiloluk bir bedenle taşımaya çalışan bir kadının ağzından “Tatile gidersem,” mi çıksaydı? Yıllarını makineye bağlı geçiren bir kadının ağzından ne çıksaydı? Ölüm çıkacaktı tabii. Allah bilir kaç kez ölümü kabullenmek için savaştı kendiyle. İçim burkuldu. Olabildiğince sakladım bu burukluğu. Teyzemin sohbetlerine ayak uydurdum. Bir müddet sonra da dedem geldi. Çorbayı koyduk teyzemin önüne. Güzelce ekmek doğradı içine. Refakatçi koltuğuna oturmuş onu izliyordum. Ne kadar da şevkle yiyordu. İştahsızlıkta bir dünya markası olan teyzem, bu defa soluksuz tüketiyordu.

Hemşire geldi o ara. Teyzeme oksijen makinesi bağlamaları gerektiğini söyledi. Çorba bitince hemen makineye bağlandı. Maske takıldı. Ve teyzem kendi iç sokaklarına terk edildi.

İyi gezmeler teyze.

Teyzemle sohbet edemeyeceğime göre pek de yapacak bir şeyim kalmıyordu. Eşyaları da getirmiştim. Bir müddet dedemle sohbet ettikten sonra dedemden izin istedim eve gitmek için. Kardeşim yapayalnız kalmıştı zaten dışarıda. Canı da sıkılmıştır. “Gene gelirim.” dedim dedeme. Vedalaştık.

Hastane… En nefret ettiğim yapılardan biridir. Onun için koşar adım çıktık bahçesinden. Kardeşim zor ayak uyduruyordu adımlarıma. Fakat yetişiyordu. Hem lafını yetiştiriyordu hem adımlarını. Bir şeyler anlatıp duruyordu fakat aklım teyzemdeydi. Bir iki kelimelik cevaplarla geçiştiriyordum onu. Çünkü aklımdan teyzemin çorba içişi gitmiyordu.

“Abi!” Sonundaki “i”yi uzatmıştı.

“Efendim gülüm!” Gene klasik bir soru yığını gelecek sandım.

“Hiç bokun kıymetli bir şey olduğunu düşündün mü?” bir müddet sustum. Ne cevap vereceğimi bilemedim. Sonra bulabildiğim en mantıklı cevabı verdim.

“Gübre olarak kullanırken düşündüm ama sifonu çekerken düşünmedim. Neden sordun?”

“Geçen kabız oldum ya ben. O zaman bokun ne kadar önemli bir şey olduğunu anladım.” Sohbet etmek isterdim ama konuşacak takatim yoktu. Tebessüm etmekle yetindim ilkin. Sonra dayanamayıp güldüm. O da gülmeye başladı. Öyle suspus ilerledik bir müddet. Aklım hala teyzemdeydi. Onun ölümden bu kadar alelade bir şeymiş gibi bahsetmesi beni kahrediyordu. Sonra lök gibi durdum kaldırımda. Yekta adımını kaçırıp birkaç adım daha gitti. Yüzüne baktım direkt.

“Yekta! Karnın aç mı?”
“Aç!”
“Hadi gel paça çorbası içelim.”
“Paça çorbası mı?”
“Evet!”

İçimden devam ettim. “Ama aşkla içeceğiz.”

Hangi birimiz aşkla paça çorbası içmiştik ki bugüne kadar?

Can Cafcav

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...