Dedikodu – 2. Bölüm

Gece Gündüz
A A

Dedikodu – 2. Bölüm

(…)

Birinin dürtmesiyle uyandım. Hacı Raşit’ti bu. “Kalk lan berduş. Yatacak yer bulamadın da mı buraya geldin? Kalk git evine. A.ına k.duğumun Yezid’i!”

Utandım. Hiçbir şey demedim. Kaçtım. Hemen sıvıştım oradan. Kapıdan adımımı dışarı atar atmaz vaktin öğle olduğunu anladım. Avludaki oturaklara oturup ezanı bekleyen ahaliyi gördüm. Bakışlar bana kaymıştı. Korktum. Hepsinden… Koştum. Koşarak eve gittim. Ardımdan bir şeyler dedilerse de idrak edemedim.

Evin avlusunu süpüren hanımla karşılaştım. “Neredeydin bu vakte kadar?” diye sordu ama cevap vermedim. Koştum balkona. Bir sigara yaktım. Gene o görüntü… Ne zaman boş kalsam görüntü çat diye düşüyordu aklıma. Dayanamadım. Sigarayı söndürdüm. Ellerimi ceplerime attım. Boş… Hocanın verdiği kâğıdı camide unutmuştum galiba. Hanıma abdest almasını sordum. Şaşırdı. Ama benden korktuğu için de bir şey diyemedi. Mecburiyetten anlatıverdi. Ama gene bir şey kalmadı aklımda. Hal böyle olunca; o, musluğun başında bana ne yapacağımı söyledi, ben de o ne derse onu yaptım. Hacetimi giderdikten sonra gidip odanın birine yere kapaklandım. Allah’a yalvardım. Beni affetmesini, bir daha yapmayacağımı ama o görüntüleri silmesini istedim. Gözlerim yaşlandı yeniden. Ve gene ağlamaya başladım. Hüngür hüngür… Kesinlikle irademle hareket etmiyordum. Sadece içimden bir şeyleri yapmak geliyordu ve ben onları yapıyordum. “Allahım sil!” diye bağırdım birden. Ama Allah silmiyordu. Belki de sesimi duyuramamışımdır. Daha çok bağırdım: “Allah’ım sil!”

Silmiyordu.

Çıktım odadan. Hanım meraklanmış, odaya doğru geliyordu. Ama bir şey demedim ona. Geçtim gittim yanından.

Balkona çıktım. O kadar çok bağırmak istiyordum ki… Sesim çatallaşsın, cızırdasın, sonra da pat diye kesilsin ve ben her şeyi unutayım. Başladım bağırmaya. Tam da arzu ettiğim gibi. “Allah’ııııııııııııııım!”

Balkon demirlerinden tutunarak olduğum yere çöktüm. Dermanım kesilmişti. Göz kapaklarım ağırlaşmaya başladı. Ardından gözlerim hepten kapandı.

Akşam olurken yatağımda açtım gözlerimi. Ne zaman odaya geldim hiç hatırlamıyorum. Kafam çatlarcasına ağrıyordu. Balkona geçtim. Bir sigara yaktım. Hanım beni görmüş olacak ki yanıma geldi.
“Ne oluyor sana Tahir?”
Sinirlenmiştim biraz.
“Ne oluyormuş bana?”
“Garip garip hareketler yapıyorsun bu ara? Bir şey mi oldu? İyi değilsin dünden beri.”
“Yok bir şey, yok bir şey.” Bir güzel tersledim onu. Ardından kalktım gittim.

Ne yapacağımı bilmiyordum.

Ne yapacağımı bilmiyordum.

Ne yapacağımı bilmiyordum.

O gördüklerim? Bir an aklıma bir şey geldi. Ya o Şeref bu gördüklerini anlatırsa… O zaman ne yaparım ben? Nasıl bakarım milletin yüzüne? Nasıl yaşarım kaygısızca?

Muhakkak duyulur. Kesin duyulur. İnsan hiç hayatında sır saklayabilir mi? Kim saklayabilmiş de Şeref saklayacak. İnsanın kendinden başkası biliyorsa eğer eninde sonunda o sır gün yüzüne çıkar. Eninde sonunda… Gider eşine söyler, o da en güvendiğine… O da en güvendiğine… Koca kâinatın haberi olur.

Şu Şeref’i susturmam lazım. Gerekirse tehdit edip korkutmalıyım.

Doğruca evine gittim.
Evde yokmuş. “Kahveye gitmiştir,” dedi eşi. Kahveye gittim. Orada da yoktu. Birkaç kişiye sordum. Arabayla ilçeye doğru giderken gören olmuş. Ne ilçesiymiş bu vakitte?

İçimde bir şeyler kıvılcımlandı. Ürperdim. “Ya öyleyse…” dedim kendi kendime. Eğer korktuğum şeyi yaptıysa… Eğer yaptıysa onu vururdum. Hayatımın tümden bok olacağını düşünmeden onu vururdum.
“Dua et Şeref. Dua et de aklımdan geçeni yapma!” Eve gidip silahımı belime soktum. Arabanın anahtarlarını da alıp yola düştüm.

Köy yolundan ilçeye doğru kıvırdım. Hızlı gidiyordum. Bir an evvel varmalıydım. Bir an evvel yetişmeliydim.

Pavyonun yoluna saptım. Ellerim terlemişti. Birine zarar vermekten değil de hayal kırıklığına uğramaktan oluyordu hep bunlar. İçimi bir mengene ile sıkıştırıyorlardı. Yoksa ruhum zaten iki gün önce vurulmuştu, şimdi de can çekişiyordu.

Pavyonun otoparkına baktığımda Şeref’in arabasını göremedim. İçim bir nebze soluk aldı ama gene de emin olmam gerekiyordu. Mekâna girdim. Garsona Şeref’i sordum. Yarım saat evvel ayrıldığını söyledi. “Kadın götürdü mü?” diye sorduğumdaysa “Evet” anlamında başını salladı.

Arabaya bindim yeniden.
Onun nereye kadın götürdüğünü biliyordum. Bir toprak yola saptım. Bir-iki km sonra onun tarlasına geliyorduk. Pavyondan aldığımız kadınları hep buraya getirirdik. Burada olduğundan emindim. Tarlaya fazla yaklaşmadan arabamı istop ettim. Kalan yolu yürüyerek gidecektim. Geldiğimi duymaması gerekiyordu.

Gözümü karatmıştım. “Dua et!” diye mırıldanıyordum sadece. Arabasını gördüm. Ford Transit…
İşini arabasının arkasında görürdü hep. Tek koltuğu vardı zaten, geri kalan yerler boştu.
Ufak ve sinsi adımlarla arabaya yaklaştım.
Yaklaşınca sallandığına kanaat getirdim.
Bagaj kapağına doğru kulağımı dayadım.
Kadının sesini seçmeye çalışıyordum.
İçimden O olmasın diye dua ediyordum.
Ama O’ydu. Adım gibi eminim; O’ydu.
Şimdi a.ına k.ydum Şeref. Şimdi ebeninkini tersten göstereceğim sana.

Cinlerim tepeme çıktı. Yerden bir taş aldım. Cama vurup kırdım. Her yanını… Ardından ne olduğunu anlamalarına fırsat vermeden, kafamı ve silahımı camdan sokup tüm şarjörü üzerlerine boşalttım.

Ardından yavaş hareketlerle, ruh gibi olduğum yere çöküp ağlamaya başladım.
Ne yapmıştım ben böyle?
Kızımı öldürmüştüm. Kızımı…
O Şeref zerre umurumda değildi ama kızım…
Onun suçu yoktu. Tüm suç benimdi. Tüm suç benim…

Bunun arabasının bagajını açtım. Oradaki çekme halatını buldum. Hemen dibimdeki ağaca tırmandım. Bir ucunu ağaca sıkıca bağladıktan sonra diğer ucunu da boynuma doladım. Ondan sonra saldım kendimi aşağı…

Görüntüler gitgide silinmişti…
Gittikçe yoklardı…
Gitti…

Boşluk

***

“Kız Fatma! Duydun mu olanları? Celep Tahir yok mu? Şeref’le kızını basmış. Ya… Sonra çekmiş vurmuş ikisini de. Ondan sonra da kendini asmış. Zaten iki gündür bir garip diyorlardı. Caminin oradan ayrılmıyormuş. Uyuyormuş, şadırvanda kafasını yıkıyormuş. Onu da geçtim sabahın köründe hocanın evine gitmiş. Kolları bacakları sıvalı, saçları ıslak… Tutturmuş ‘Bana abdest almayı öğret,’ diye. Yukarı mahalleden Meliha, ‘Sokakta da deli deli bağırıyor,’ diyordu. Valla kız! Benden duymuş olma ama bunlar zaten sürekli gidiyorlarmış o pavyona. Kız atıyorlarmış. İçip sıçıyorlarmış. Geçen gece de kız istemişler. Adam ‘Yeni biri var!’ demiş. Övmüş övmüş kadını. Sonra da kendi kızı çıkıp gelmesin mi? Yarı çıplak… ‘Adam görür görmez delirdi!’ diyorlar. Ondan böyle hareket ediyormuş. Aynen kız, evliydi. İlçenin oralarda bir köye verdilerdi. ‘Kocasının haberi yok,’ diyorlar. Zaten biriyle basıldıydı da alelacele, adı çıkmasın diye verdilerdi. İçinde var demek ki kızın.”

“Sorma kız duydum işte bir yerlerden.”

-SON-

*Gerçek(?) bir dedikodudan esinlenilmiştir.

Bu yazının diğer bölümlerini okudunuz mu?

Can Cafcav

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...