Bin Bir Gece Yalnızlıkları – Yabancı Kutular

Gece Gündüz
A A

Bin Bir Gece Yalnızlıkları – Yabancı Kutular

İşten ayrılınca, artık sürekli evdeyim. Ne tarih biliyorum ne saat. Umurumda değiller. İki gündür de hiçbir şey yapmadım. Televizyondan bir radyo kanalı açıp arkada döndürdüm. Ardından, bir o kanepede, bir bu kanepede pinekledim durdum. Kafamı kaldıramayacak kadar yorgunum.

Uyumaktan bunalınca evde gezindim. Farklı odaların tavanlarını seyrettim. Yastıkları yumrukladım. Kırlentlerle lambanın anahtarını kapatmaya çalıştım. Dolabı kurcaladım.

Evdeki yiyecekler de gitgide tükeniyor.

***

Çok korkuyorum. Kutu önümde bekliyor fakat açamıyorum. Kaçacak delik arıyorum. O yüzden oturdum kâğıdın başına.
Yazmak hafifletir, diye düşündüm. Ama aklım hâlâ orada…
Çok garip bir günün içindeyim. Nasıl başladım nasıl ilerliyor.

Çıldıracak kıvamdaydım. Uyuklamaktan başka hiçbir şeye katlanamıyordum. Hiçbir şey çekici gelmiyordu. Televizyon bomboştu. Gazeteler bomboştu. Telefonumdaki oyunlar bomboştu.
Fakat hiçbir şey yapmamak da artık gırtlağıma dayanmıştı. Kolumdan bacağımdan zıt yönlere çekiyorlar gibiydi.
Can sıkıntısından da sıkılmıştım.
Ondan kurtulmak istiyordum. Onun ağzını burnunu kırmak istiyordum. O an evi kurcalamaya başladım. Buzdolabından giriştim işe. Mutfaktaki dolaplara sonra odamdaki gardıroba geçtim. Derken bazanın altı bağırmaya başladı “Bana bak!” diye. Üzerindeki yığıntıya aldırmadan kaldırdım kapağını. Birkaç kitap kolisi, birkaç valiz, bir iki nevresim, yastık falan vardı. İki tane de yabancı kutu…

Kitap kolilerini ve yabancıları çıkardım bazanın altından. Odanın dağınıklığını tek yerde toplayıp onlara yer açtım.

Kitapları tek tek çıkardım kolilerinden. Çok kötü rutubet kokuyorlardı. Kimi sayfalar zedelenmişti ama hiçbiri okunmayacak kadar kötü halde değildi. Onları bir yere yığıp yabancı kutulara odaklandım. Tedirgindim.

Ufak olanı gözüme kestirdikten sonra kapağını araladım. Ucundan bir resim çerçevesi gördükten sonra kafamda her şey yerli yerine oturdu. Bu kutuların ne olduğunu hatırladım. Bu kutular benim hatıralarımı sakladığım kutulardı. Liseden bu yana sakladığım bir sürü eşya vardı. Onları neden bazanın altına kaldırdığımı hatırladım. Çok iyi hatırladım. Ruhumu her gün çarmıha geren o acıyı hatırladım. Hatırladım ne kadar katlanamadığımı. Neden unutmak istediğimi…

Ruhum çırpınıyor. Bedenim beton dökülmüş gibi kıpırtısız. Gözlerim doldu. Ağlamak kâr etmeyecek. Yıllardır kaçtığım acı, nadasta bekleyen tarla gibi birden gürledi.

***

Cesaretim yok. Dayak yemekten korkaklaşan bir sokak köpeği gibiyim.

İçlerinde ne olduğunu gayet iyi biliyorum. Ama her bir parçanın bana neler hatırlatacağını çok kestiremiyorum. O eşyalar öyle anılar serecekti ki önüme, her biri birer bedene bürünecek, daha sonra da ellerimi bağlayıp beni bir ringe sokacaklardı. Sonra da eşek sudan gelene kadar ağzımı burnumu kıracaklardı.

Şu an bunları bazanın altına sokup o bazanın altını hiç kurcalamamış gibi de yapabilirim. Yokmuş gibi davranabilirim. Belki benim için en sağlıklısı da o olacak şu an. Çünkü hiçbir hayalle hiçbir düşünce ile hiçbir anı ile mücadele edecek dermanım yok. Biliyorum o kutuları açtığımda kocaman darbeler yiyeceğimi. Adım gibi biliyorum.

Atom bombasını düşerken yakalamaya çalışan bir Japon gibiyim. Ne kadar çabalarsam çabalayayım zararsız çıkmamın hiçbir yolu yok. Kutuları açtıktan sonra dibine kadar ölmeyi isteyeceğimi biliyorum. Fakat ellerim, zihnim, yüreğim, içimdeki kâşif o kutuları yeniden açmamı söylüyor. Kıçı kırık baza kâşifi…

Ki yapacağım da. Açacağım onları. İçlerinden çıkaracağım. Hatırlayacağım. Üzüleceğim. Kabuk tutmuş yaralarıma bıçağı sokacağım. Hatta daha evvel hiç yaralanmamış yerlerimi bile delik deşik edeceğim. Hiç mantıklı değil biliyorum. Hiç mantıklı değil. İnsanın bilerek ölüme gitmesi, bilerek ruhunu çarmıha germesi hiç mantıklı değil. Fakat mantıklı karar veremeyeli çok oluyor. Mantığı bir kenara koyup ölüme terk edeli yıllar oluyor. Duygularıma her şeyi emanet edeli… Şarampolü yuva belleyeli…

Tanıyorum onları. Büyük kutu lise zamanından kalma. Diğeri üniversiteden. Üniversitedeki kutuyu açmak beni daha az yıpratacak. O yüzden ilk onu açmak istiyorum.

İt gibi korkuyorum. Ama şimdi kutuyu alıp salona doğru yollanacağım.

***

Her şey beklediğim gibi oldu. Kapağı kaldırır kaldırmaz dünyanın en müthiş dayağını yedim. O kadar garip bir haldeyim ki ne hissedeceğimi bilmiyorum. Bir hissizliğin içindeyim.

Kutunun en üstündeki resimden aşağıya inemedim. Sadece resme bakıyorum. Yüzünü unuttuğumu fark ettim. Hislerime yabancılaştığımı fark ettim. Resmin altındaki eşyaları kurcalamaya geçemedim henüz. Ellerimi değiremedim hiçbirine. Resim beni ürkütmeye başladı. Bakışlarımı kaçırdım. Odayı izledim. Tavana göz attım. Duvarlara göz attım. Perdelerin kirlenmiş olduğunu fark ettim. Havanın gitgide kararmaya başladığını fark ettim. Odanın ne kadar loş olduğunu…

Akşam olmaya yakın bir vakitteyiz demek ki. Kısık bir ışık var. Televizyondaki radyo hâlâ açık… Hangi şarkının çaldığını çok da çıkaramadım. Yeni türeyen bir pop şarkıcısı… Kapattım. Hiçbir ses istemiyorum. Sadece anılar konuşacak bugün. Onlar konuşacak ve ben bu gecenin bitiminde çok fazla ses duymaktan sağır olacağım.

***

Belki de hiç bırakmamalıydım peşini. Gittiği uçağın kanatlarına tutunup şehrine ben de inmeliydim. Onunla beraber evine hatta odasına girmeliydim. Arkasına döndüğü an sarılmalıydım. İşte o zaman belki de hiçbir berbat olay yaşanmayacaktı. Belki ben de tuttuğunu koparan biri olacaktım. Belki benim de işim olacaktı. Geceleri kâbuslarla uyanmayacaktım. Kanepede pineklemeyecektim.

Çok garip bir gün oldu. Çok garip bir gün… Nerede başladım nerede bitirdim? Boşluğu, aşkı, anlamı ve yeniden boşluğu tattım. Şimdi boşluktan başka her şey yavan geliyor. Tatsız tuzsuz yalanlar…

O kadar çok doldum ki… Vücuduma oksijen dışında hiçbir şeyin girmesini istemiyorum. En ufak bir bilgi, en ufak bir anı, en ufak bir görüntü, en ufak bir sinyalin bile… Sessizlik istiyorum. Delirene kadar sessizlik…

Eşyaların ne olduğunun hiçbir önemi yok. O kutunun içinden çıkanların ne bok olduğunun zerre önemi yok. Önemli olan, bana ne hissettirdikleri ve beni neyi düşünmeye ittikleri. Ve benim o kutuyu kapattıktan sonra kızgın bıçaklar yemişçesine canımın yanması… Bir aşk insanın canını acıtır mı?

Artık hissiz değilim. Yüreğimde kızılca kıyamet hisler çınlıyor. Sürekli onu düşünüyorum. Ona bir şeyler hissetmeyi özlemişim. Yüreğimdeki bu acının bana haz vermesini özlemişim.

Ne yapıyordur acaba?

***

Yukarıdaki soruyu sorar sormaz aklıma direkt sosyal medya geldi. Bir koşu gidip hesabımı yeniden açtım ve paylaşımlarına baktım.

Yeni ülke, yeni insanlar, yeni dostlar, belki de yeni aşklar…
Gülüyor. Eğleniyor. Keyif alıyor. O an kendimi izledim. Sefil halimi… Ezilmeyi bekleyen bir böcek gibiydim. Birinin küfrederek tepeme basmasını bekliyordum.

Ne umuyordum ki? Ne yapacaktı? Beni ne kadar sevdiğini gösteren bir videoyu mu paylaşacaktı sürekli?
Bitmişti.
Her şey bitmişti.

O peşin satanlar gibiydi ben ise veresiye verenler gibi. O paranın tadını çıkarırken ben elimde bir veresiye defterine bakıp ne kadar kazıklandığımı kontrol ediyorum.

Neden böyle bir hissin içine kapıldım? Neden gene âşık olduğumu hissettim ona?

***

Çünkü boşluktayım. Ruhum bir anlam arama peşinde. Bu anlamsızlık içinde her şeyi bir anlam olarak kabul etmeye meyilliyim. Anlamsız bir hayatın sonunun ölüm olması gerektiğini söylüyor mantığım. Fakat ben ölmek istemiyorum. Bu yüzden bir anlam bulma peşindeyim. Kısa bir anda bir alevmişçesine hissettiğim aşk da buydu.

Çölün içinde, bir çiçeğe cenneti yüklemiştim.

Bir zamanlar da böyle değil miydim? Hayatın tek gayesinin aşk olduğunu düşünmüyor muydum? İki yıl boyunca hiç kavuşmayasıya onun peşinde koşan ben, tüm ömrümü o hislerin üzerinden açıklamıyor muydum? Hatta bu eşyaları neden saklamıştım? Onu silip atmak, onu unutmak benim için hayatın anlamının sonuydu. Bu yüzden, o eşyaları saklayıp saklayıp kendime hatırlatmıştım onu. Suni aşklar… Suni acılar… Eninde sonunda da yaşam onu benden almıştı ve benim artık kendi anlamımı bulmamı istiyordu. Ya da hiçbir şey bulamayıp intihar etmemi… Ya da anlamsızlık yokmuş gibi yapıp diğerlerine ayak uydurmamı…

Ben hangisini istiyorum?

Ölmeyi istemiyorum. Fakat anlamsızlık yokmuş gibi de yapmak istemiyorum. Gördüğüm bir şeyi kendimden nasıl saklarım? Yalan söyleyemem. Yaşarken dürüst olmak istiyorum. Yaşayacaksam da öleceksem de buna dürüstçe karar vermem gerekiyor.

Peki, sadece ona karşı hislerim anlamlı değilse… Belki de başka insanlara karşı hislerim, hayattaki anlamı bulmamı kolaylaştıracaktır. Ya da belki de doğru kadın o değildir. Doğru kadını bulduğum an aşkı ve anlamı anlayacağımdır belki de.

***

Geçmişte ne kadar his beslediğim insan varsa hepsini düşündüm. Onlara hissettiğim duyguları, sonumuzun ne olduğunu, kişiliklerini… Aslında aşk denen his yumağı karşıdaki insana göre değişen bir şey değil. Aşk insanın kendi içinde şekillenen bir bakış açısı.

Mesela ben ona âşık olduysam bu onun güzel olduğundan ya da onun kişiliğinden kaynaklanan bir şey değil. Zira öyle olsaydı hayattaki herkes ona aşık olurdu. Benim onda ne gördüğüm önemli olan. Yani her şey bende bitiyor. Dolayısıyla bir başka insanla tanışmam bendeki aşk anlayışını değiştirmeyecek. Bir başkası da değil hayatımın kadını ve anlamı.

***

Peki, ben ona neden bu kadar çok bağlandım? Neden hayatımdan çıkmasın istedim? Kalması için neden bu kadar uğraştım? Peşinden gitmeyi neden bu kadar istedim? Hayatımdaki anlamı onun üzerine neden yıktım?

Çünkü hayatı tek başına yaşamak beni korkutuyordu. Sorunların altından tek başıma kalkmak bana zor geliyordu. Hayallerimi gerçekleştirmek korkutuyordu. Yanıma bir destekçi arıyordum. Peki, kim koltuk değneği arar?
Sakat olan insanlar…

Demek ki benim de kişiliğimde eksiklikler varmış. O eksiklikleri de onunla kapatmak istemişim. Yalnız kalmaktan korkmuşum. Fakat onun gidişinin ardından bana kalan yalnızlık çok mu hafifti? Yalnızlığımı yok etmek için uğraştıkça daha büyük bir yalnızlığa bürünmedim mi?

***

Bunları fark ettikten sonra aşkın eski sihri kalmamıştı. Aşk daha doğrusu yıllarca süren o hummalı hisler kişiliğimdeki eksiklikten doğan bir şeydi. Bir hastalıktı. Bir anlamdan ziyade…

Şimdi eskiden anlam verdiğim bir şeyin daha anlamsızlığını görmüştüm. Hayatıma anlam ararken anlamsızlığı görüyordum. Ve mantığım bana anlamsızlığın sonunun ölüm olduğunu söylüyor…

***

Fakat şöyle de bir şey var; hayatımda her şeyi tatmış mıydım ki hayatımdaki anlamsızlığa emin olayım? Fakat neyi tatmalıydım? Paradan, aşktan, hazdan, başarıdan başka neyi tatmalıyım?

Bilmiyorum. Bildiğim tek şey: diğer kutuyu açma vakti geldi.

Can Cafcav

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...